“Çöp sorunu insanlık tarihi kadar eskidir” demek isterdim ama değil. Eğer böyle diyebilseydik bu sorun karşısındaki beceriksizliğimize kadim bir dayanak bulmuş olurduk. Ancak çöp sorunu sanayi toplumunun yani modern kentlerin bir sorunu ve büyük bir sorun olarak ortaya çıkışı ortalama bir insan ömründen daha fazla değil.
Türkiye’de de çöp sorununun tohumları dolaylı olarak 1950’li yıllarda atıldı. ‘İstanbul’un taşı toprağı altın’ parolasıyla köylerden kentlere başlayan göç sonucunda kentler hızlı ve kontrolsüz bir biçimde büyüdü. Kentlerde ‘yaşayan’ değil ‘yığılan’ nüfusun büyük bir sorun haline gelmesi fazla zaman almadı. İlk büyük sorun 1989 yılında başlayan büyük işçi greviyle ortaya çıktı. Çünkü greve çıkan işçilerin çoğunluğunu çöpçüler oluşturuyordu. Toplanmayan çöpler İstanbul sokaklarında dağ gibi yığıldı. Ancak yaşanan bu durum buzdağının görünen kısmıydı. Çünkü grevden önce çöpler toplanıyordu toplanmasına ancak bu çöpler bir zamanlar İstanbul’un en güzel güllerinin yetiştirildiği Hekimbaşı’na boca ediliyordu. Yıl 1993’e geldiğinde Hekimbaşı’nda oluşturulan çöp dağında peş peşe metan gazı patlamaları meydana geldi ve bunun sonucunda 39 kişi hayatını kaybetti. 1989 yılında başlayan süreç ve 1993 yılında yaşanan facia çöp sorununu Türkiye’de siyasi bir aktör haline getirdi.
Söz konusu dönemlerde çöp meselesi siyasi partilerin vaatleri arasına girdi. Öyle ki 1994 yerel seçimlerinde partiler seçim kampanyalarını ‘çöp dağlarını’ yok edecekleri vaadi üzerine kurdu. Şimdinin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da çöp meselesini en sık dillendiren isimlerin başında geliyordu ve Erdoğan 94 yerel seçimlerinde İBB’yi kazanan isim oldu.