Nietzsche’nin Perspektivizmi

Melih Can Şenol

Melih Can Şenol

Tüm Yazıları

Güç parçalarının ve güç odaklarının dünyası; durağanlıktan uzak sürekli devinen bir dünyadır. Akışın, değişimin tek gerçek olduğu ve süregiden bir güç mücadelesinin alanıdır. Şüphesiz dünyayı değişim dünyası ve şeyler arası mücadele olarak tanımlamak yeni bir düşünce değildir. Düşünce sahnesine daha önce de katılmıştı bu yorumlar. Örneğin, Antik yunan felsefesinde, değişim fikrini düşüncesinin merkezinde konumlandıran Herakleitos; dört unsurun, sevgi ve nefretin mücadelesiyle birleşip ayrışması üzerinden açıklayan Empedokles. Yahut tüm batı felsefesinin dipnot düştüğü Platon’da içinde yaşadığımız dünyayı değişim dünyası olarak görmektedir. Fakat Platon’a göre bu dünya bilgimizin nesnesi olamaz. Bilginin nesnesi olarak, duyulur dünyanın karşısına, idealar dünyasını koyar. Yani Platon için bilgi ideaların bilgisidir ve değişmez niteliktedir. Değişmeyen bilgi anlayışı ise evrensel bilgi anlayışının ilk adımıdır.

Nietzsche, böylesi bir dünya tasavvurunu ve evrensel bilgi anlayışını reddeder. “Nietzsche’ye göre, içinde yaşadığımız bu dünyadan başka bir dünya yoktur. Bu dünyayla yapacağımız bir şey varsa, o halde, onu, başka bir metafizik ve gerçek dünyaya başvurmadan yapmalıyız.” Bu durumda da geleneksel bilgi anlayışı çökmek durumundadır. Çünkü bu dünya değişim dünyasıdır ve düşünce ve inançların evrenselliğini sağlayacak sağlam bir kaide bulunmamaktadır.

Nietzsche, geleneksel felsefenin, görünür-gerçek dünya ayrımını reddeder. “O, bizim bilişsel paradigmamızın, örneğin mantık ve matematik gibi, saygın ve güvenilir ögelerine de saldırır. Bu reddedişler, bize, aslında Nietzsche’nin, her biri de durağan ve değişmeyen bir dünya düzeni varsayan, güvendiğimiz ve saygı duyduğumuz tüm bilişsel araçlarımızı, kategorilerimizi ve doğruluk kavramımızı reddettiğini gösterir.” Reddedilenler geleneksel bilgi anlayış paradigmalarını işlevsiz hale getirir.

Nietzsche’nin, geleneksel bilgi ve doğruluk kavrayışını reddetmesi, onun bu dünyaya ilişkin bilgi edinilemeyeceğini iddia ettiği anlamına gelmez. Nietzsche, yanlışı tam olarak bu evrensel bilgi ve düzen anlayışından kaynaklandığını düşünür. Bu yüzden de onun önerisi, sürekli değişen, dinamik

dünya içerisinde perspektife dayalı bir doğruluk kavrayışıdır. Yani Nietzsche’nin epistemolojisinin temeli perspektivizm düşüncesidir. Önerdiği epistemoloji ise dünyayı oluş dünyası olarak kavrayan güç istenci kavramına dayanır.

Güç istenci kavramını açıklarken belirttiğimiz gibi, Nietzsche, dünyayı oluş dünyası olarak görür ve geleneksel felsefenin değişmeyen varlıklar üzerinden inşa ettiği kavrayışı reddeder. Nietzsche’ye göre içinde bulunduğumuz dünya, durağanlıktan uzak, güç istençlerinin mücadelelerinin bir sonucu olan sürekli bir değişim halindedir. Bu yaklaşımıyla da geleneksel felsefenin varlık anlayışının yerine oluş düşüncesini yerleştirir. Bu da Nietzsche’nin epistemolojisinin temeli olan perspektivizmi oluşturur.

Nietzsche’ye göre varlık dünyası, dünyanın kaotik yapısı içerisinde kendimizi korumak ve daha sonra geliştirmek için kurduğumuz bir yanılsamadır. “Gerçek dünya ve görünürdeki dünya” —bu antitezin izini değer ilişkilerine kadar sürdüm. Kendi korunmamızın koşullarını, varlığın genel olarak belirtileri olarak yansıttık. İnançlarımızda sağlam olmak zorunda olduğumuz için, “gerçek” dünyayı değişimin ve oluşun dünyası değil, varoluşun dünyası yaptık.” İnsan dünyayı, gücünün yettiği ölçülere göre sınırlandırmış ve onu bilinebilir ve öngörülebilir bir hale getirmiştir. Böylelikle yanılsama olarak kurulan dünyada varlığı sürdürmeye yönelik elde edilen başarı, onun gerçek dünya olarak kabul edilmesine neden olmuştur.

Nietzsche, bu durağan dünya kavrayışının yanılsama olduğunu söyler. Yukarıda bahsettiğimiz gibi, dünya güç istencidir ve başka da bir şey değildir. Tüm güç miktarları güçlerini artırmak için sürekli bir mücadele halindedirler. Bu güç miktarları bir araya gelebilir, gruplanabilir; hem bireysel gücünü artırma hem de grup gücünü artırmak için mücadele etmektedir. “Sonuç olarak, dünya güç mücadelesi ilişkisiyle birbiriyle bağlantılı olan, böyle dinamik güç miktarlarından oluşmuştur. Her güç miktarı bu güç mücadelesi yoluyla belirlenir.” Nietzsche’nin ifadeleriyle: “Bir güç miktarı, ürettiği etki ve direniş gösterdiği etkiyle tanımlanır.”

Her bir güç miktarı veya güç odağıyla, diğer güç miktarı veya güç odağı arasında, gücünü artırmak için kesintisiz bir mücadele vardır. Bir güç miktarı, gücünü bir diğerini özümseyerek, boyun eğdirerek veya sahiplenerek gücünü artırabilir. Nietzsche’ye göre bu mücadelenin bir denge noktası yoktur; sonsuza kadar sürer. İşte tam olarak, bu kesintisiz bir şekilde süren mücadelenden dolayı, dünya varlık değil oluş dünyasıdır. Bütünüyle mücadele halindeki güç odaklarından kurulu olan gerçekli kesintisiz bir değişim içerisindedir.

Her güç miktarı, diğer bir güç miktarı tarafından belirlenir. Dolayısıyla birbirleri tarafından farklı şekilde deneyimlenirler. Biri diğerine zayıf görünürken ötekine güçlü görünebilir. Yani her güç odağı diğerini başka türlü deneyimler. Tamda bu sebepten dolayı, sabit, değişmez bir gerçeklik yoktur. “Artık başka eylem tarzı yoktur; ve “dünya” sadece bu eylemlerin bütün için bir sözcüktür. Gerçeklik, kesin olarak her bireysel parçanın bütüne karşı bu özel eylemine ve tepkisine dayanır.” Yani gerçeklik, bireysel güç odaklarının, diğer tüm güç odaklarına karşı etkisi ve tepkisidir.

Nietzsche, güç odaklarının mücadeleleri üzerinden çizdiği, değişim dünyasına ilişkin söylenecek her şeyin yanlış olacağını söyler. “Oluşturma yeteneksizliği, “sahte”, “kendi içinde çelişkili” olarak oluş aşamasındaki bir dünyanın karakteri. Bilgi ve oluş birbirini dışarıda bırakır.” Yani dünyaya ilişkin söylenen şey takip eden süreçte yanlış hale gelir. Çünkü oluş dünyasında, olan şeyi anlamamıza ve açıklamamıza imkân verecek bir sabitlik ve düzen yoktur. “Bu sürekli değişim dünyasını kavramaya ve ifade etmeye yetecek hiçbir ifade yolu ya da kavramsal şemaya sahip değiliz. Dolayısıyla, bizim dünyaya ilişkin bilgimiz zorunlu olarak “yanlış”tır.” Fakat bu “yanlış” oluş, durağan bir dünyanın varlığı ama bizim onu kavrayamadığımıza yönelik değildir. Aksine dünyaya ilişkin söylenen ya da düşünülen şey, sabit bir düzen varsayar, böylelikle de oluş dünyası varsayım tarafından yanlışlanmış olur. Yani güç odakları, gücünü artırmak için düzensiz, kaotik dünyaya bir düzen atfeder.

Gerçeklik, sabit ve değişmeyen bir birlik değil, güç odaklarının mücadeleleri sonucunda oluşan bir düzensizliktir. Güç odakları, güçlerini artırmak, refahını sağlamak adına kendisi için faydalı olacak şekilde bir dünya kurmaya çalışır. Her güç odağı da birbirinden farklı olduğuna göre, gerçekliği farklı şekillerde deneyimler. Doğal olarak “onların her birinin kurdukları dünya diğerinin kurduklarından farklı olur. Kısacası, her güç odağı, dünyayı, diğerlerini idaresi altına alarak ve özümseyerek, gücünü artırtabileceği perspektiften yorumlar.”

Yorum kavramı, Nietzsche’nin perspektivizminin en önemli kavramlarından birisidir. Nietzsche’ye göre, dünyanın durağanlığına yönelik anlayış, gücü koruma ve artırma perspektifinden yapılan yorumdur. Hayatta kalmamızı sağlayan dünya kavrayışımız, kişi tarafından üretilmiş bir yanılgıdır. Sürekli değişen ve düzensizlik içerisinde bulunan gerçekliğe ilişkin yorumumuzdur. Nietzsche’ye göre, bu yanılgı, yaşam için gereklidir. Çünkü bir türün varlığını idame ettirmesi ve gücünü artırması için, onun dünya anlayışı, üstüne bir davranış şeması yerleştirebilmesine yetecek kadar, ölçülebilir ve değişmez olanı içermelidir (Gİ, s. 325) Yani insan, yorum aracılığıyla, aslında diğerlerine egemen olma isteğinin peşinden gider. Buna bağlı olarak insan, dünyayı gücünü artırmanın gereklilikleri doğrultusunda inşa eder. Nietzsche’nin deyişiyle: “Dünyayı yorumlayan bizim ihtiyaçlarımızdır.” Nietzsche’ye göre bu durumu görmezden gelerek aslında yanılgı olan dünyaya gerçeklik atfederiz. “Tüm inançlarımızı ve değerlerimizi, işe yaradığı ya da daha fazla güç için çabalamamızın ürünleri olan ihtiyaçlarımızı karşıladığı sürece, bu yanıltıcı dünya kavrayışına dayandırırız.” Yani Nietzsche, perspektivizm ile dünya anlayışımızın yanılgısını göstermeyi amaçlar. Söz konusu yanılgı üzerine inşa edilmiş olan geleneksel bilgi anlayışımızı yıkmayı hedefler.

Nietzsche’ye göre, düzensizliğin egemen olduğu bir dünyada, varlığımızı sürdürme ve refah perspektifinden, bir düzenlilik yorumunda bulunuruz. Ancak, yorum olan, yanıltıcı dünyanın ölçütlerini gerçek kabul ederiz. Bu durum üzerinden de evrensel olarak geçerli olduğunu düşündüğümüz anlayışımızı sorguya açık hale getirir. Nedeniyse basittir; bu doğruluk kavrayışı dünyanın dinamik niteliklerini inkâr eder ve istikrar iddiası üzerine kuruludur. İşte Nietzsche’nin reddettiği doğruluk budur.

“Karşı karşıya olduğumuz dünya, sahtedir, yani bir gerçek değil, bir masal ve eksik gözlemler toplamı bazında bir tahmindir; oluş aşamasında bir şey gibi, her zaman değişen, ama — “gerçek” olmadığı için — asla gerçeğe yaklaşamayan bir yalan gibi, “değişim içindedir.”

Nietzsche, varolan düzenin inşa ettiği doğruluk anlayışını reddeder. O, güç istenci öğretisine dayalı bir doğruluk kavrayışını önerir. Geleneksel doğruluk anlayışının karşısına, tamamen oluş sürecine dayalı, düzensiz bir güç miktarları dünyasını önerir. Nietzsche’nin önerdiği bu kaotik dünyanın doğruluk kavrayışı hiçbir olgu ile karşılıklılık ilişkisi içermez. Bu yönüyle de geleneksel doğruluk anlayışını temelden yıkar. “Başka bir deyişle, oluş dünyasında, mütekabiliyet (correspondence) olarak doğruluk işe yaramaz, çünkü bu dünyada herhangi bir iddianın ya da ifadenin karşılık geleceği sabit hiçbir şey yoktur. Dolayısıyla, hakikat yoktur; doğrularımızın tamamı da yanlış ve yanıltıcıdır. Bu, bize başka bir doğruluk kavrayışı ve ölçütünün gerektiği anlamına gelir.” Nietzsche’nin özgün doğruluk ölçütü tam da burada gelişmektedir. Ona göre, düşüncelerimiz, inançlarımız vb. türden tüm etkinliklerimiz birer yorumdur. O halde doğruluk ölçütü, gücün artmasıyla ilişkilidir. Yani gücü artıran yorum doğru, gücü azaltan yorum ise yanlıştır. “Özet olarak, yorum, içerisinde bir güç odağının kendi gücünü artırmak ve korumak için çevresini düzenlemeye, özümsemeye çalıştığı, kesintisiz bir süreçtir. O güç istencinin bir biçimidir (…) bu yüzden, o, eyleyeni bir güç odağı olan bir şey değildir. Bir güç odağı, tam da bu yorum sürecidir.”

Oluş ve yorum kavramları, Nietzsche’nin perspektivizminini oluşturan temel kavramlardır. Oluş dünyası ve yorum süreci perspektivizm düşüncesini oluşturmaktadır. Nietzsche’nin perspektivizmi, temel olarak, geleneksel bilgi anlayışının yerine önerdiği kavrayış biçimidir. Nietzsche, perspektivizm önerisiyle, hem geleneksel bilgi paradigmasını yıkmayı hedefler, hem de bu paradigmanın kökenine ilişkin bir açıklama getirir.

Nietzsche’nin güç istenci öğretisi üzerinden kurduğu perspektivizm öğretisi, düzenli, sabit, değişmeyen ve bilinebilir bir kavrayışın ürünü olan, özne-nesne, görünür-gerçek dünya gibi pek çok geleneksel paradigmayı reddeder.

“Bundan böyle, sevgili filozofları, “saf akıl”, “mutlak tinsellik”, “kendi başına bilgi” gibi çelişkili kavramların tuzağına karşı koruyalım — onlar hep tümüyle düşünülemez bir göz düşünmemizi beklerler bizden, belli bir yöne yönelmemiş, etkin ve yorumlayıcı kuvvetlere engel olan bir göz, görmenin bir şeyi görmek olduğunu fark etmemiş, saçma ve kavranamaz bir göz beklerler. Oysa, yalnızca belli bir açıdan görme vardır, yalnızca belli bir açıdan “bilme”; bir şeyin üzerinde ne denli etkili konuşmamıza izin verilirse, o denli çok gözlere, farklı gözlere gerek vardır; o denli araştırdığımız nesnenin içine girip “kavramamızı”, “nesnel kılarız”. Oysa istemeyi tümüyle ortadan kaldırmakla tek tek, her duygulanımı askıya almakla, eğer bunu yapabilirsek: Ne yapmış oluruz ki? Zihni iğdiş etmiş olmaz mıyız?”

Nietzsche, Ahlâkın Soykütüğü Üstüne’ de açıkça, Kant ve Hegel üzerinden, Batı’nın geleneksel bilgi kavrayışına karşı çıkar. Bu bilgi kavrayışı, Nietzsche’ye göre fazlasıyla anlamsızdır; çünkü dünyayı sabit, değişmez bir perspektiften görmektedir. Bu nedenle de yukarıda oluş ve yorum kavramları aracılığıyla gösterildiği üzere yanılgı içerisindedirler. Yaşamdaki, acı, erek, istenç gibi tüm etkilerinden korunmuş bir bilgi öznesi kurmaktadırlar. Nietzsche’ye göre ne böyle bir öznenin ne de dünyanın hiçbir anlamı yoktur. Ona göre bunların tümü, yalnızca gücünü artırmak isteyen bir güç istencidir. “…güç istenci ya da güç odağı olarak bilen özne kendi gelişimi perspektifinden dünyayı etkin bir şekilde yorumlar ve dünya böyle güç odaklarından oluşan bir kaostur ve böyle olduğu için sürekli bir akış içindedir. Bu nedenle, her güç odağı dünyayı kendi perspektifinden görür ve bilir.