“Onu öldürdük, ben ve sizler!”
“Onu öldürdük — ben ve sizler! Hepimiz onun katiliyiz.” Nietzsche’nin bu ifadeleri, insanın inanç dünyasının ve buna bağlı gelişen değerlerin yitirilişinin çarpıcı bir ifadesidir. Nietzsche’ye göre insan hayatının biricikliği, insanın kendi yarattığı değerlerle ilgilidir. Yüzyıllar boyunca insan yaşamını yöneten-yönlendiren değerlerin temeli olan Tanrı artık ölmüştür. Nietzsche’nin “Tanrı öldü!” ifadesi, artık elzem veya inanılır olmaktan uzaklaşmış bir tanrıya yapılan zoraki ibadeti anlatır ve daha önemlisi ahlâkın doğal, ilahi veya rasyonel bir temeli olmadığının keşfedilmesini temsil eder. Bu ifade, Nietzsche felsefesinde geleneksel ahlâkın — Avrupa’nın Hristiyan değerlerinin— metafizik dayanağını yitirişinin açık bir ilanıdır.
Nietzsche, Hristiyan değerlerinin yitirilişine yaptığı vurguyla, değerler sorununa dikkat çekmektedir. Nietzsche açısından bu durumun en önemli kısmı, ‘Tanrının ölümü’ değil, onun yitirilmesiyle ardında bıraktığı boşluktur. Nietzsche’ye göre zaten “Tanrı” sözcüğü de bu dünyadaki varoluşu kötüleyen ve öte dünyadaki kurtuluşu olumlayan hiyerarşik bir değerler sistemine gönderme yapar. Yani dikkatini değerler sorununa çevirmektedir.
Nietzsche, Hristiyan değerlerinin egemenliğinin tarihsel süreç içerisinde zaten yitmiş olduğunu belirtir. Batının, hayatı yöneten, bir tanrı ve öte-dünya inancı ile ilişkisinin kopmuş olduğunu ve bundan dolayı bir değerler sorunu içerisinde olduğunu vurgular. Nietzsche’ye göre Batı dünyası Hristiyan değerlerinin hayatı yönlendirme döneminin bitmesiyle oluşan boşluğu görmek konusunda başarısız olmuştur ve bu yönde bir gayret göstermemektedir. Bu durumu Şen Bilim adlı yapıtında kendi metaforik üslubu ile şu şekilde betimlemektedir:
“Aydınlık bir sabahleyin elinde yanan bir fenerle, Pazar alanında koşuşturup nefesi tükenmeksizin ‘Tanrıyı arıyorum! Tanrıyı arıyorum’ diye haykıran ve Tanrıya inanmayanları başına üşüştürüp büyük bir kahkaha fırtınasına yol açan deliyi duymadın mı hiç? Üşüşenlerden biri ‘kayıp mıydı ki?’ diye sordu. Bir diğeri de ‘yoksa çocuk gibi yolunu mu kaybetti?’ diye. ‘Ya da saklanıyor mu? Bizden mi korkuyor? Denize mi açıldı? Göçtü mü yoksa?’ —Böyle, biri diğerinin sözünü bölerek yaygara koparıp gülüştüler.
Deli onların tam ortasına sıçradı ve gözlerinin içine dik dik baktı. ‘Tanrı nerede?’ diye haykırdı; ‘Size diyorum! Onu öldürdük — ben ve sizler! Hepimiz onun katiliyiz. Ama bunu nasıl yaptık? Denizi içe içe nasıl bitirdik? Tüm ufku silip süpürten bezi kim verdi bize? Bu dünyayı güneşinin zincirinden kopartarak aslında ne yapmış olduk? Bu dünya şimdi nereye gidiyor? Biz şimdi nereye gidiyoruz? Tüm güneşlerden uzağa mı? Boyuna düşüp durmuyor muyuz? Öteye, beriye yana her yöne(…)
Bütün katillerin en katili olan bizler, kendimizi nasıl teselli edeceğiz? Dünyanın şimdiye dek sahip olduğu en kutsal ve en yüce şey, bıçaklarımızın altında kanı akarak öldü: Bu kanı ellerimizden kim temizleyecek? Kendimizi temizleyecek bir su bulunur mu ki? Hangi kefaret törenlerini, hangi kutsal oyunları icat etmeliyiz? Bu iş bizim boyumuzu aşmadı mı? Sırf bu eyleme layık görünmek için birer tanrıya dönüşmemiz gerekmiyor mu? Hiçbir zaman bundan daha büyük bir eylem gerçekleşmemiştir ve kim ki bizden sonra doğacak – bu eylemin hatırına, o şimdiye değin gelen tüm tarihten daha yüksek bir tarihe ait olacak.’ (…)
Sonunda fenerini yere çarptı ve fener binbir parçaya bölünüp söndü gitti. Ve sonrasında ‘Çok erken geldim’ dedi; ‘benim zamanım henüz gelmemiş. Bu muazzam olay hala kendi yolunda dolanıyor; henüz insanların kulağına ulaşmamış. Yıldırım ve gök gürültüsünün bile zamana ihtiyacı vardır; yıldızların ışığı bile zaman alır; eylemler yapılmış olsa da, yine de duyulmak ve görülmek için zaman isterler. Bu eylem, onlara en uzak yıldızlardan bile daha uzak hala bunu kendileri yapmış olsalar da.”
Nietzsche’ye göre Batı düşüncesi, varolan durumun ne anlama geldiği hakkında esaslı bir düşünceye sahip değildir. Zira o, tanrının ölümüyle açılan boşluğu yeni değerlerin inşası için bir imkân olarak görmektedir. Muazzam olay olarak ifade ettiği durum, değerlerin yitirilişine yönelik bir ifade değil, değerlerin yeniden değerlendirilmesine yönelik bir çağrıdır. Bu çağrı önemlidir, çünkü Nietzsche’ye göre bu değer boşluğu doldurulamadığı durumda nihilizm kaçınılmaz bir sonuç olarak insanı beklemektedir.