İnsan kendine şefkat gösterdiği kadar iyileşir, kendine biraz daha yakından bak

Elif Tarakçı Uzan

Elif Tarakçı Uzan

Tüm Yazıları

İnsan, hayatın telaşı içinde çoğu zaman kendi emeğini görmeyi unutur.

Oysa dönüp geriye bakıldığında, bugüne kadar taşınan yüklerin, verilen mücadelelerin ve sessizce katlanılan yorgunlukların hiç de küçümsenecek şeyler olmadığı fark edilir. Kimi zaman en büyük ihtiyaç, eksikleri düzeltmeye çalışmak değil; insanın kendini olduğu hâliyle anlayabilmesidir.

Çünkü gerçek huzur, sürekli değişmeye zorlanmakta değil, kendine biraz daha dürüst ve şefkatli yaklaşabilmektedir.

Yaşamın içinden geçerken edinilen deneyimler de insana sandığından daha güçlü bir yanı olduğunu usulca hatırlatır. En kırılgan anların bile içinde görünmeyen bir dayanıklılık saklıdır.

Başkalarına kolayca gösterilen anlayış ve merhametin, zamanla insanın kendisine de yönelmesi ise belki de en önemli dönüşümlerden biridir. Çünkü insan, kendine gösterdiği şefkat kadar iyileşir.

Çoğu insan hayatı boyunca güçlü görünmeye çalışır; yorulduğunu, kırıldığını ya da desteğe ihtiyaç duyduğunu saklamayı öğrenir. Fakat insan bazen en çok da sürekli ayakta kalmaya çalışmaktan yorulur. Her şeyi tek başına taşımaya alıştığında, kendi iç sesini duymayı da ihmal edebilir.

Oysa insanın kendine vereceği en büyük armağanlardan biri, her şeyi çözmeye çalışmadan önce biraz durabilmektir. Çünkü bazı yaralar hemen kapanmaz; bazı duygular ise yalnızca görülmek ister.

İnsan kendine yaklaştıkça, yıllardır içinde taşıdığı yüklerin neden bu kadar ağır geldiğini de daha iyi anlamaya başlar. Sürekli yetişmeye çalışmanın, herkesi memnun etmenin ya da kusursuz görünmenin ne kadar yorucu olduğu fark edilir. Ve belki de tam o noktada önemli bir şey değişir:

İnsan, kendi değerini sadece başkalarına yetebildiği anlarla ölçmemesi gerektiğini anlamaya başlar.

Peki, uzun zamandır ilk kez gerçekten kendini duysan, sana ne söylemek isterdin?

Sınır koymanın çoğu zaman yanlış anlaşıldığı bir çağda yaşıyoruz. Oysa sınırlar, sevgiyi eksiltmek ya da kalbi kapatmak için değil;

İnsanın kendine duyduğu saygıyı koruyabilmesi içindir. Kendini seçebildiği anlarda insanın içinde sertleşen bazı şeylerin yumuşaması da bundandır. Kendi ihtiyaçlarını görmezden gelmeden yaşayabilmek, ruhu hafifleten bir denge yaratır.

Bazen “hayır” diyebilmek, insanın kendine verdiği değerin en sessiz göstergesidir. Herkese yetişmeye çalışırken kendinden uzaklaşmak ise çoğu zaman fark edilmeden olur. Bu yüzden insanın ara sıra kendine dönüp “Ben ne hissediyorum?” diye sorabilmesi önemlidir.

Çünkü insan, kendi duygularını bastırdıkça değil; onları anlayabildiği ölçüde hafifler.

Üstelik eksik sanılan yanların bile insanı tamamlayan bütünün bir parçası olduğu fark edildiğinde, kusurlarla savaşmak yerine onlarla barışmanın mümkün olduğu anlaşılır.

İnsan kendine biraz daha nazik bakabildiğinde, iç dünyasında tarif edilmesi zor bir ferahlık oluşur. Başkalarının beklentilerinden uzaklaşıp kendi sesine yaklaşabildikçe de hayat daha sakin, daha gerçek bir yere dönüşür.

Belki de insanın hayatla kurduğu en sağlıklı ilişki, tam da kendine sahip çıkmayı öğrendiği yerde başlar. Ne dersiniz?