Utanmayı ve ahlakını sessizce kaybettiğinde değişir

Elif Tarakçı Uzan

Elif Tarakçı Uzan

Tüm Yazıları

Bir toplum, yüksek sesle konuşmaya başladığında değil;

Utanmayı ve ahlakını sessizce kaybettiğinde değişir. Çünkü utanma, baskılayan bir duygu değildir; insanı insan yapan sınırların görünmez bekçisidir.

Bugün birçok davranış özgürlük, doğallık ya da cesaret adıyla sunuluyor.

Oysa mesele neyin söylendiği değil, Neyin korunmadığıdır. Mahremiyetin hafife alındığı, saygının yerini gösterinin aldığı bir yerde ilişkiler de, değerler de fark ettirmeden çözülür.

Bu yazı bir yargı metni değil. Kimseyi işaret etmiyor, kimseyi ifşa etmiyor.

Sadece şuraya bakıyor: Bir duygu mu geri çekildi, yoksa onu taşıyacak karakter mi zayıfladı?

Danışanım anlatırken odada sessizliğin ağırlığı hissettim;

Sözcükler yükselmez; birikmiş bir yorgunluk, cümlelerin arasına siner.

Eskiden bazı davranışların bir sınırı olduğunu, o sınırın insanı da ilişkileri de koruduğunu ifade eder. Şimdi sınırların esnemesinden değil, nerede durulacağını bilme halinin kaybolmasından söz eder.

Özgürlük adı altında sergilenen birçok tutumun aslında bir iç boşluğu örtme çabası olduğunu fark ettiğini anlatır. Mahrem olan korunmadığında değerini yitirir, saygı geri çekildiğinde yerini kabalık alır. Utanmanın sorun olmadığını özellikle vurgular. Asıl kırılmanın, utanmaktan kaçarken karakterden ödün verilmesiyle başladığını söyler.

Anlatılanlar bir ahlak tartışmasına dönüşmez. Daha çok sınır, sorumluluk ve farkındalık etrafında şekillenir. Utanma duygusu, bastıran bir yük gibi değil; yön gösteren bir iç pusula gibi durur bu anlatının içinde.

Sınır kaybolduğunda, ilişkilerde ölçü de dağılır. Aile içinde sessiz bir saygının yerini yüksek sesli hak iddiaları almaya başlar.

Mahremiyet korunmadığında bağ zayıflar, bağ zayıfladığında güven kendine yer bulamaz.

En çok da şu noktada durulur: İnsan, zarar verdiği yerde durmayı bilmediğinde aynı noktayı tekrar tekrar incitebilir.

Çünkü utanma duygusu çekildiğinde, durmayı hatırlatan iç ses de zayıflar.

Burada güç ile sorumluluğun karıştırıldığı bir alan görünür. Saygının zayıflık sanıldığı için terk edildiği, doğallık adına sınırların ihmal edildiği bir alan. Utanmamanın cesaret gibi sunulmasından duyulan rahatsızlık hissedilir.

Oysa bu durum bir uyanma çağrısı taşır. Çünkü bazı yanlışların bedeli yalnızca bugüne değil, hayatın tamamına yayılır.

Bu satırlar utanmayı yüceltmek için yazılmadı. Neyi korumadığımızda neyi kaybettiğimizi görmek için yazıldı.

Sınırların, saygının ve mahremin

Nerede sessizce geri çekildiğini fark etmek için. Ve soru, aceleye getirilmeden orada kalır:

Bir duygu kaybolduğunda mı başlar asıl mesele,

Yoksa onu taşıyacak olgunluk zayıfladığında mı?