Bayram Psikolojisi: Nerede O Eski Bayramlar?

Tıklayın, Nokta Gazetesi'ni takip edin
Uzm. Klinik Psikolog Leyla Kılıç

Uzm. Klinik Psikolog Leyla Kılıç

Tüm Yazıları

Bazı sorular vardır; insan o soruların cevabını ararken aslında kendisine yaklaşır. “Nerede o eski bayramlar?” sorusu da biraz böyledir. Çünkü insan çoğu zaman geçmiş zamanı değil, geçmişte hissettiği duyguyu özler.

Çocukluk bayramlarının o güven veren heyecanını,
kapısı çalınacak olmanın verdiği aidiyet hissini, kalabalık sofralarda insanın kendisini daha az yalnız hissettiği o atmosferi…

Belki de özlediğimiz şey eski bayramlardan çok, ruhumuzun birbirine daha yakın olduğu zamanlardır.

Bugün modern hayatın hızı içinde yetişiyor, çalışıyor, cevap veriyor ve sürekli bir şeylere yetişmeye çalışıyoruz; fakat bütün bu hareketin içinde çoğu zaman ne hissettiğimizi unutuyoruz. Çünkü çağımızın en büyük eksikliği iletişim değil, duygusal temas kurabilme kapasitesidir.

Artık insanlar birbirinin hayatına tanık oluyor ama ruhuna temas etmekte zorlanıyor. Birbirini duyuyor ama gerçekten dinlemiyor. Yan yana geliyor fakat içten bir yakınlık kurmak giderek daha zor hale geliyor. Oysa insan ruhunun en temel ihtiyaçlarından biri görülmek, anlaşılmak ve bir yere ait hissedebilmektir.

Psikolojide aidiyet duygusu yalnızca sosyal bir ihtiyaç olarak değil, aynı zamanda ruhsal dayanıklılığın temel kaynaklarından biri olarak kabul edilir.
İnsan, kendisini bir bağın içinde hissettiğinde hayatın zorluklarıyla daha güçlü baş edebilir.

Belki de eski bayramların içimizde bıraktığı sıcaklık tam olarak buydu: Kimsenin kendisini tamamen yalnız hissetmemesi…

Bir büyüğün duasının insanın içine iyi gelmesi,
bir çocuğun kahkahasının hayatla yeniden bağ kurdurabilmesi, bir sofrada uzun uzun oturabilmenin insana güven hissi verebilmesi… Bütün bunlar insan ruhunun iyileşme alanlarıdır.

Carl Gustav Jung’un söylediği gibi, “İnsan ruhu anlamını kaybettiğinde yorulur.” Bugün birçok insanın hissettiği yorgunluk da biraz bundan kaynaklanıyor.
Sürekli bir şeylere yetişmeye çalışırken hayatın anlam kuran tarafını ihmal etmekten…

Ama yine de insan ruhunun çok güçlü bir tarafı vardır:

Yakınlık kurabilme kapasitesi tamamen kaybolmaz.

Bazen içtenlikle sorulmuş bir “Nasılsın?” sorusu bile insanın iç dünyasında sandığından daha büyük bir iyileşme alanı açabilir. Bazen uzun zamandır aranılmayan bir büyüğün sesini duymak, bazen de yalnızca gerçekten dinlenmek insanın ruhuna iyi gelebilir.

Belki eski bayramların birebir aynısını geri getiremeyiz. Fakat onların ruhunu yeniden kurabiliriz. Biraz daha yavaşlayarak, biraz daha gerçekten hissederek ve birbirimizi gerçekten görerek…

Belki de mesele eski bayramların geri dönmesi değildir. Mesele, insan ruhunun yeniden birbirine yaklaşabilmesidir. Çünkü insan bazen bir sofrada değil, bir bakışta kendisini evinde hisseder. Ve belki de bayram dediğimiz şey tam olarak budur: Birbirimize yeniden “insan” olduğumuzu hatırlatabilmek…

Bu bayramın yalnızca evlerimizi değil, iç dünyamızı da aydınlatmasını diliyorum. Kalbinize iyi gelen insanların çoğaldığı, ruhunuzun biraz olsun dinlenebildiği, anlamın, şefkatin ve samimiyetin yeniden çoğaldığı nice bayramlara…

Kurban Bayramı Leyla Kılıç