Sessizliğin İçindeki Bilgelik
Hayat bazen en büyük cümlelerini sessizlikle kurar.
İnsan, konuşmadığı yerlerden tanınır çoğu zaman. Çünkü herkes kelimeleri duyabilir ama çok az insan davranışların arkasındaki ruhu okuyabilir.
Eylemler öncelikleri gösterir.
Bir insanın neye değer verdiğini anlamak için söylediklerine değil, neye emek verdiğine bakmak gerekir. Zamanını nereye harcıyor, en zor anında neyi koruyor, hangi konuda vazgeçmiyor… İşte insanın gerçek karakteri orada saklıdır.
Fakat herkes bunu anlayamaz.
Çünkü bazı insanlar sizi yanlış anladığı için değil, henüz sizi anlayabilecek olgunluğa ulaşmadığı için uzak kalır. Bu yüzden hayatın en büyük hatalarından biri, anlaşılmamak yüzünden kendinden şüphe etmektir. Oysa bazen sorun sizde değildir; karşınızdaki insanın bakış açısı henüz sizin sessizliğinizi okuyabilecek derinliğe ulaşmamıştır.
Ve insan zamanla şunu öğreniyor:
Kendini herkese anlatmaya çalışmak, ruhu yoran bir savaştır.
Bazı insanlar sizi ancak kendi iç yolculuklarını tamamladıklarında anlayacaktır. Kimisi hiçbir zaman anlamayacak. Ama bu, sizin değerinizi eksiltmez.
Sessiz kaldığınız yerlerde bile içinizde bir bilgelik vardır.
Çünkü gerçek olgunluk, her şeye cevap vermek değil; hangi savaşın ruhunu yoracağını bilmektir.
Bugünün dünyasında herkes görünmek istiyor. Sürekli konuşan, sürekli kendini kanıtlamaya çalışan insanlar arasında iç sesini koruyabilmek büyük bir farkındalık gerektiriyor. Oysa insanın en güçlü tarafı bazen geri çekildiği yerde saklıdır. Susmak yenilmek değildir. Bazen susmak, içindeki fırtınayı yönetebilecek kadar güçlenmektir.
Eğitim ve kişisel gelişim dediğimiz şey yalnızca diploma almak değildir. Gerçek gelişim, insanın kendi içini okuyabilmesidir.
Kendine şu soruları sorabilmesi gerekir:
“Ben neden kırılıyorum?”
“Neden bazı insanlara kendimi anlatmaya çalışıyorum?”
“Neden hâlâ geçmişte yarım kalan yerler canımı acıtıyor?”
Çünkü insanın en büyük öğretmeni, yaşadığı hayal kırıklıklarıdır.
Doğumdan ölüme kadar hikâyenden sen sorumlusun.
Bu cümle ağırdır ama özgürleştiricidir. Çünkü yaşananları her zaman seçemeyiz ama yaşadıklarımızın bizi kim hâline getireceğine karar verebiliriz.
Bazıları acılarını karakterine dönüştürür.
Bazıları ise yaralarını kader sanır.
Oysa iyileşmek mümkündür.
İnsan bazen unutmanın iyileştireceğini düşünür. Bununla birlikte gerçek şifa, unutmakta değil; hatırladığında artık canının yanmamasındadır. Çünkü bastırılan her duygu bir gün başka bir kapıdan geri döner. İyileşmek, yaşadığını inkâr etmek değil; onunla barışabilmektir.
Yalnızlık da böyledir.
Kalabalıkların içinde kaybolan birçok insan vardır. Çünkü yalnızlık, etrafında insan olmaması değil; seni gerçekten anlayan bir ruhun eksikliğidir. Bu yüzden bazı insanlar kalabalık ortamlarda daha çok yorulur. Sürekli gülümseyip içten içe sessizleşirler.
Belki sen de uzun zamandır güçlü görünmeye çalışıyorsun.
Belki kimsenin bilmediği bir yorgunluk taşıyorsun içinde.
Belki de en çok, yarım kaldığın yerde bekliyorsun hâlâ.
Şimdi dur ve kendine dürüstçe sor: Öykünde nerede yarım kaldın?
Bir sözde mi?
Bir vedada mı?
Hiç gelmeyen bir değerde mi?
Yoksa kendini hep ikinci plana attığın yıllarda mı?
İnsan en çok, kendini unuttuğu yerde eksilir.
Bununla birlikte güzel olan şu:
Hayat her şeye rağmen insana yeniden başlama hakkı verir. Her fark ediş yeni bir başlangıçtır. Kendini anlamaya başladığın an, dönüşüm başlar.
Çünkü gerçek bilgelik;
Herkese kendini anlatmak değil,
Kendini sonunda gerçekten tanıyabilmektir.