Akıl sağlımızı nasıl yitiririz?

Murathan Birinci

Murathan Birinci

Tüm Yazıları

"Keşke bir kitap okumuş, bir kedi sevmiş olsaydınız.

Belki bu kadar kirletmezdiniz dünyayı..."

Turgut Uyar

Bir insan akıl sağlığını bir anda yitirmez.

Yavaş yavaş olur bu.

Bir sabah uyanırsınız, televizyonu açarsınız...

Bir kadın cinayeti haberini görürsünüz.

Kanal değiştirirsiniz; başka bir yerde bir kadın darbedilmiştir.

Yine değiştirirsiniz; bir cinsel istismar haberi...

Geçersiniz; hayvanlara işkence...

Başka kanal; iki takım taraftarları birbirine saldırmıştır...

Canınız sıkılır, telefonu elinize alır sosyal medya hesaplarınıza bakarsınız. Herkes birbirine bağırıyordur!

Sonra markete gidersiniz, etiketlere bakarak düşünceli haldeki emeklileri görürsünüz. Torununun hayalini rafta bırakır.

Eve dönersiniz, telefonunuz çalar; biri borcunu, biri hastalığını, biri işsizliğini anlatır. Gece yatağa girersiniz ama beyniniz susmaz. Çünkü insan zihni, bu kadar karanlığı doğal karşılamak için yaratılmadı.

Belki de akıl sağlığımızı tam burada kaybediyoruz.

Kötülüğün, yoksulluğun ve olumsuzlukların sıradanlaştığı yerde.

Eskiden daha mutlu olduğunu söyleyenlere hep biraz kuşkuyla bakıyor olabilirsiniz. Çünkü eski Türkiye dedikleri yerde de yoksulluk vardı, haksızlık vardı, acı vardı. Ama galiba insanların ruhunu bugünkü kadar ezen bir gürültü yoktu. İnsan eve geldiğinde gerçekten bir eve gelirdi. Şimdi ise herkes cebinde küçük bir kıyamet taşıyor. Telefonlarımız sürekli felaket kusuyor. Bir bildirim sesiyle savaş görüyoruz, diğerinde cinayet, ötekinde ekonomik kriz, yoksulluk. İnsan zihni artık dinlenmiyor. Sürekli alarm halinde yaşayan bir topluluk olduk.

Ve en kötüsü şu: Alışıyoruz.

Bir zamanlar bizi dehşete düşüren şeyler artık birkaç saniyelik ekran kaydırmalardan ibaret. Tüketim Toplumu denilen yapı içerisinde acı içerikleri bile çok kısa sürede tüketiyor ve yeni acıları tüketmeye başlıyoruz.

Oğuz Arda, Rabia Naz, Ali İsmail isimleri bir şey ifade ediyor mu?

İnanabiliyor musunuz? Bir insanın ölüm haberinin kaydırdıktan sonra karşımıza çıkan komik videoyu izliyoruz.

Deprem görüntülerinden sonra algoritma denilen şey karşımıza yemek tarifi çıkarıyor.. Çocuk istismarı haberinden sonra indirim reklamı çıkıyor karşımıza. Modern(!) dünya, insana yas tutacak vakit bile bırakmıyor.

Bence insanı delirten şey sadece acı da değil. Acının değersizleşmesi.

Bir toplum düşünün…

Kimse kimseyi gerçekten dinlemiyor. Herkes konuşuyor ama kimsenin sesi kimseye ulaşmıyor. İnsanlar artık fikir belirtmiyor, taraf tutuyor. Birbirini anlamaya çalışmıyor, birbirinin fikrini yok etmeye çalışıyor. Sosyal medya denilen büyük meydanlarda herkes elinde görünmez taşlarla geziyor. En küçük farklılıkta birbirimize taşlıyoruz. Çünkü öfke bulaşıcıdır. Ve bu çağ, öfkeyi ödüllendiriyor.

Belki de bu yüzden herkes çok yorgun.

Dikkat edin…

Artık insanlar gelecek planı kurmuyor. Sadece anlık planlarla günü kurtarmaya çalışıyor. Kimsenin uzun cümle kuracak hâli kalmadı. Çünkü umut, zihnin en büyük ilacıdır. Umudunu kaybeden insan önce sessizleşir, sonra içeriden çöker.

Normal olanla anormal olan yer değiştirdi artık. Sürekli kaygılı olmak normal sayılıyor. Uyumadan önce korkmak normal. Geçim derdi yüzünden nefes alamamak normal. Bir çocuğun geleceğinden endişe etmek normal.

İnsan zihni biraz sessizlik ister.

Biraz güven ister.

Biraz yavaşlık ister.

Belki bu yüzden eski bir çizgi filmi görünce çocukluğunu hatırlayan insanlar hâlâ ağlayabiliyor. Çünkü insan bazen bir anının içinde kaybettiği ruhunu arar. Eski bir radyo sesinde, bir mahalle bakkalında, bir kokuda, akşam ezanından sonra sokakta yankılanan seslerde… Çünkü geçmiş dediğimiz şey aslında çoğu zaman huzurun başka adıdır.

Şimdi ise herkesin zihni kalabalık ama ruhu yalnız.

Acaba akıl sağlığımızı burada mı kaybediyoruz?