Eski Türkiye ve bir teneke bal
Emekliler ile ilgili haberleri görüyorsunuzdur, izlerken insanın içi acıyor.
En düşük emekli ikramiyesinin 20 bin lira olduğu bu dönemde emeklilerimiz lavabosu bile olmayan otellerde kalmak zorunda kalıyor. Emeklilere döneceğim.
Şimdi eski Türkiye’ye gidelim...
Eski Türkiye denince benim aklıma eve giren bir teneke bal geliyor.
Teneke beyaz peynir, teneke zeytin ve hatta teneke kavurma. Evimize girerdi bunlar.
Kimi diyebilir, “Tenekeye ne gerek var, hemen tüketilemez bozulur”
İnanır mısınız bozulmuyordu. Ama bugün aldığınız bozuluyor. Küfleniyor, şaşırıyorsunuz.
Burası biraz ahlaki galiba. 20 yıl önce fındık oranı yüzde 50 olan bir çikolatanın içindeki fındık oranı bugün yüzde 5’e düşmüş, katkı maddesi oranı artmış ise bozulan sadece ürün değildir belki...
Şimdi raflarda teneke yok! Ürünler hafifledi, fiyatlar ağırlaştı. Hem de öyle ağır geliyor ki bir emekliye.
Bir zamanlar torununa harçlık veren, bayramda cebine para sıkıştıran dedeler bugün otelde kalmak zorunda bırakılan insanlar haline geldi. Ev kirasını ödeyemediği için şehir değiştirip daha ucuz bir pansiyona sığınan emekliler var. Doğalgaz faturasını düşünürken kombiyi kapatanlar...
Ve en acısı şu:
Torununa bir çikolata almak istiyor ama iki kere düşünüyor. Çünkü o çikolata onun için “zehir” gibi; fiyatı yakıyor!
Bir ülkede emekli, torununa çikolata alırken kara kara düşünüyorsa, hesap yapmak zorunda kalıyorsa mesele sadece ekonomi değildir. O, toplumsal bir kırılmadır.
“Eski Türkiye” denince siyaset, ideoloji anlaşılabilir... Değildir!
Bir teneke balın istikrarın sembolü olduğu aklınıza gelir miydi? Bir teneke bal ideolojik değildi. İnsanların yarına dair kaygısının bugünkü kadar ağır olmadığı bir dönemin sessiz ve ağır tanığıydı, tüm tenekeler...
Bugün market alışverişi neredeyse psikolojik bir sınava dönüştü. İnsanlar etiket değiştirilirken yakalanan görüntülerden, gramaj oyunlarından, kampanya tuzaklarından bıkmış durumda. Emekli maaşı hesaba yattığı gün eriyor. Ayın sonunu getirmek artık bir muhasebe değil bir mücadele meselesi.
Oysa emeklilik bir dinlenme dönemi olmalıydı. Çalışılmış yılların karşılığı, huzurlu bir nefes. Şimdi birçok emekli için emeklilik, geçim savaşı demek.
Bir teneke balı özlemek romantizm değil. O balın temsil ettiği zenginliği özlemek...
Mesele sadece bal da değil;
Mesele, torunun gözünün içine bakarken mahcup olmamak.
Mesele, pazarda “3 TANE yeter” dememek.
Mesele, otel odasında değil kendi evinde yaşlanmak.
Eski Türkiye’de içi gıda dolu tenekeler kilerin ortasında dururdu.
Şimdi asıl soru şu:
Bir teneke balı kaybetmeyi hak edecek ne yaptık?