Dilek Tosun

Dilek Tosun

Müşterilerimiz 2026’da bizden ne bekliyor?

Capgemini'nin "2026'da Müşteriler İçin Ne Önemli Olacak?" raporu, bir Pazarlama ve Satış Koordinatörü olarak masama oturduğumda bana tek bir şeyi fısıldıyor: Artık sadece ürün veya hizmet satmıyoruz, bir "hakkaniyet ve şeffaflık ekosistemi" yönetiyoruz.

2026 yılına dair projeksiyonlar, tüketicinin sadece fiyata odaklandığı o sığ dönemlerin geride kaldığını, bunun yerine değer algısının yapay zeka ile insan dokunuşu arasında çok daha hassas bir teraziye oturduğunu gösteriyor. Satış ve pazarlamanın kesişim kümesinde duran bizler için bu rapor, stratejik ajandamızı tamamen değiştirmemiz gerektiğini kanıtlıyor; çünkü müşteri artık sadece "ne" aldığını değil, o teklifin kendisine ne kadar dürüstçe sunulduğunu sorguluyor.

​Raporun en çarpıcı noktalarından biri olan "Görünmez Yapay Zeka" kavramı, satış süreçlerimizde teknolojik kaslarımızı geliştirirken ruhumuzu kaybetmememiz gerektiğini hatırlatıyor. Tüketicilerin büyük bir kısmının satın alma kararlarında üretken yapay zekadan destek alması, bizim "arama odaklı" perakende anlayışından "niyet odaklı" bir modele geçmemizi zorunlu kılıyor.

Yazının Devamı

Gelecek 100

VML’in yayınladığı "TheFuture 100" raporu, her yıl olduğu gibi bu yıl da sadece bir trend listesi değil, pazarlama ve satış dünyasının direksiyonunu nereye kırmamız gerektiğini gösteren stratejik bir pusula niteliğinde. Bir pazarlama ve satış yöneticisi perspektifiyle bu tabloyu okuduğumuzda, karşımıza çıkan en net gerçek; verimlilik ile duygu, teknoloji ile derin insani bağ arasındaki o ince çizgide dans etme zorunluluğumuzdur. Raporda vurgulanan "Paradokslar Yılı" kavramı, aslında masalarımızdaki en büyük meydan okumayı özetliyor: Bir yanda yapay zekanın sunduğu devasa hız ve otomasyon, diğer yanda ise ekranlardan yorulmuş, sahicilik açlığı çeken ve "bilgi diyeti" yapmak isteyen bir tüketici kitlesi.

​Bu noktada satış stratejilerimizi yeniden kurgularken, "hız" yerine "derinlik" kavramını merkeze almalıyız. Dijital dünyada 7/24 ulaşılabilir olmak artık bir rekabet avantajı değil, bir hijyen faktörü. Gerçek farkı yaratan, raporda da altı çizilen "AwesperientialRetail" yani büyüleyici deneyimler sunabilen perakende anlayışı olacak. Müşteri artık sadece bir ürünü satın almak için mağazaya girmiyor; o ürünü hayatının bir parçası yapacak bir duygu, bir "an" ve bir hikaye arıyor. Bu durum, satış ekiplerimizin sadece birer işlem yürütücüsü değil, birer deneyim mimarı ve topluluk küratörü olmasını zorunlu kılıyor. "Marka Fandomları" trendi, sadakat programlarının ötesine geçip, müşteriyi markanın aktif bir savunucusu ve parçası haline getiren o derin bağın satış rakamlarını nasıl sürdürülebilir kılacağının en somut kanıtı.

​Pazarlama tarafında ise yapay zekanın demokratikleşmesiyle birlikte içerik üretiminin "meta" haline geldiği bir döneme giriyoruz. Herkesin kusursuz görseller ve metinler üretebildiği bu yeni düzende, VML’in "HumbleBranding" (Mütevazı Markalama) olarak adlandırdığı yaklaşım hayati önem taşıyor. Tüketici artık markalardan devasa vaatler veya pürüzsüz reklam kampanyaları yerine, kendi gerçekliklerine dokunan, dürüst ve hatta bazen kusurlarını kucaklayan bir iletişim bekliyor. Bu, biz yöneticiler için "kontrolü biraz bırakmak" ve markamızı toplulukların ellerine teslim etmek anlamına geliyor. Geleceğin başarılı pazarlama liderleri, algoritmaların soğukluğunu insanın yaratıcı kaosuyla harmanlayabilenler arasından çıkacak.

Yazının Devamı

2026 Risk Raporu

2026 yılına adım atarken Allianz Risk Barometresi’nin verilerini masaya yatırdığımda, bir Pazarlama ve Satış Müdürü olarak zihnimdeki ajandanın ne kadar sert bir kabuk değişimine uğradığını görüyorum. Artık sadece pazar payını artırmak veya satış kotalarını doldurmak yetmiyor; stratejilerimizi, dünyayı sarmalayan dijital ve ekonomik fırtınaların ortasında birer savunma hattı gibi kurmamız gerekiyor.

​Küresel ölçekte siber olayların beş yıldır zirveyi bırakmaması, aslında bizlere müşterilerimizin sadece "ürünlerimize" değil, "verilerine olan sadakatimize" güvendiğini fısıldıyor. Bir veri sızıntısının markanın yıllar boyu ilmek ilmek işlediği itibarını bir gecede nasıl yerle bir edebileceğini bilmek, satış ekiplerimizin dijital hijyenini artık pazarlama bütçesi kadar öncelikli hale getiriyor. Ancak bu yılın asıl oyun kurucusu, barometrede 10. sıradan ikinciliğe fırlayan yapay zeka. Satış süreçlerimizi otomatize eden, müşteri deneyimini kişiselleştiren bu devasa güç, aynı zamanda operasyonel ve yasal riskleri de beraberinde getiriyor. Yapay zekayı bir verimlilik aracı olarak kullanırken, onun yaratabileceği itibar risklerini ve etik sınırları yönetmek, 2026 pazarlama ajandamızın en kritik maddesi haline gelmiş durumda.

​Yerel pencereden, Türkiye özelindeki tabloya baktığımda ise gerçekler çok daha somut ve mücadeleci. Makroekonomik gelişmelerin Türkiye listesinde ilk sırada yer alması, satış sahasındaki arkadaşlarımın neden her sabah kur ve enflasyon verileriyle uyandığını çok iyi açıklıyor. Alım gücünün ve maliyetlerin bu denli dinamik olduğu bir ortamda, fiyatlandırma stratejilerimizi esnek tutmak ve müşteriye sunduğumuz değer önerisini "dayanıklılık" üzerine kurmak zorundayız. Küresel listede gerileyen ancak Türkiye’de hala üst sıralarda olan siyasi riskler ve şiddet faktörü ise tedarik zincirimizden pazar giriş stratejilerimize kadar her adımda "B planı" ile hareket etmemiz gerektiğini hatırlatıyor.

Yazının Devamı

2026’da TikTok ve Değişen Tüketici

​Dijital dünyada her yıl yeni bir terimle tanışıyoruz ancak TikTok’un 2026 için belirlediği "Yeri Doldurulamaz İçgüdü" teması, reklam yönetiminden içerik üretimine kadar hepimizi derinden etkileyecek bir felsefeye işaret ediyor. Artık sadece ekran başında vakit geçiren bir kitle yok; sezgilerine güvenen, samimiyetin kokusunu uzaktan alan ve markalardan "insani" bir dokunuş bekleyen bir toplulukla karşı karşıyayız.

​Bu yeni dönemin ilk büyük kırılması, o meşhur "filtreli mükemmellik" algısının tamamen yerle bir olmasıyla başlıyor. Kullanıcılar artık kusursuz stüdyo çekimlerine değil, TikTok’un "Reali-TEA" olarak tanımladığı katıksız gerçekliğe sığınıyor. Bir markanın başarısı, ne kadar "parlak" göründüğünden ziyade, hayatın o dağınık ve kusurlu anlarına ne kadar uyum sağlayabildiğiyle ölçülüyor. 2026’da dürüstlük sadece bir tercih değil, bir hayatta kalma stratejisi haline dönüşüyor.

​Öte yandan, arama motoru alışkanlıklarımızın da kabuk değiştirdiğine şahitlik ediyoruz. Eskiden bir hedefe odaklanır ve ona ulaşırdık; şimdi ise karşımıza çıkan "Merak Sapmaları" bizi asıl niyetimizden çok daha uzak, ama çok daha keyifli keşiflere sürüklüyor. TikTok artık bir cevap anahtarı değil, bir macera haritası sunuyor. Bu durum biz reklamcılar için de büyük bir fırsat barındırıyor: Tüketiciye sadece ihtiyacı olanı değil, hiç aklında yokken seveceği bir dünyayı keşfettirmek.

Yazının Devamı

Uğur Mumcu'nun Kır Çiçekleri

Ugur Mumcu'nun Kır Çiçekleri

Cumhuriyet gazetesi, 5 Aralık 1981 köşe yazısından Uğur Mumcu'nun. Günlerden Cumartesi. Ben daha ufacığım o sabah. Babamın aldığı üç gazeteden birinde bu yazı var ama, biliyorum. Babam birazdan dikey ve intizamlı bir şekilde gazeteyi katlayıp bu köşe yazısını okumaya başlayacak.

“Bugün daktilomun başında, yıllardan beri ilk kez ne yazacağımı düşünerek, dakikalarca durdum. Elim bir türlü tuşlara varmadı. Ne yazayım bugün?

Yazının Devamı

Erken Rezervasyon: Seyahat Trendleri

2026 yılına girerken seyahat endüstrisi, sadece gidilen yerleri değil, bu yolculukların ruhumuzda bıraktığı izi, yani “vibe” (titreşim) kavramını merkeze alıyor. Globetrender ve Accor iş birliğiyle hazırlanan “2026 Deneyimsel Seyahat Trendleri” raporu, biz pazarlama yöneticileri için stratejik bir yol haritası niteliğinde.

​İşte bu raporun satır aralarından süzülen, pazarlama stratejilerimizi yeniden şekillendirecek temel içgörüler:

​2026 Seyahat Vizyonunun ana teması “Maddiyatın Ötesinde ‘An’Koleksiyonculuğu.

Yazının Devamı

TÜSİAD'a Tokatlı yeni başkan

Eski Başkan Orhan Turhan, Nazım Hikmet’in dizeleriyle veda etti dün görevine, “Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür, ve bir orman gibi kardeşçesine”

Görevi Tokat'ın gururu DİMES'in üçüncü kuşak yöneticileri ve sahiplerinden Ozan Diren devraldı. Geçtiğimiz görev dönemi zorlu bir süreçti. Yeni dönemin TÜSİAD’a ve ülkemize ve de Ozan Diren'e hayırlı uğurlu olmasını dileyelim.

Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD), Türkiye’nin en köklü ve etkili iş dünyası kuruluşlarından biridir. 1971 yılından bu yana Türk ekonomisinin gelişiminde ve modernleşmesinde kritik bir rol oynamıştır. Bazı başkanları hatırlarsan, ne kadar önemli olduklarını da hatırlamış oluruz.

Yazının Devamı

Güvenli bir gelecek var mı?

Dışarıda insanın kemiklerine işleyen o keskin ocak soğuğu hüküm sürerken, evin içindeki manzara bambaşka. Bizim kediler, evin en sıcak köşelerini çoktan parsellemişler; kalorifer peteklerinin üzerinde veya güneşin cılız da olsa vurduğu minderlerde birer yumak olmuş, sonsuz bir güvenle uyuyorlar. Onların bu huzurlu kıvrılışında, başlarını sokacakları sıcak bir yuvanın ve bir sonraki öğünlerinin geleceğine dair duydukları o sarsılmaz "güven" hissi var.

​Ancak biz insanlar için 2026 yılı, bu "güven" kelimesinin jeopolitik sözlüklerden silinmeye başladığı bir yıl olarak kayıtlara geçiyor. Eurasia Group ve Ian Bremmer’ın henüz taze yayımlanan "2026 Dünya Risk Raporu", kedilerimizin o huzurlu uykusunun aksine, bizleri oldukça uykusuz gecelerin beklediğini fısıldıyor. Dolayısıyla onları da...

​Ian Bremmer ve ekibine göre 2026, bir dönüm noktası. Artık sadece krizleri konuşmuyoruz; sistemin bizzat kendisinin, yani o sarsılmaz sandığımız "küresel çatının" çatırdayışını izliyoruz. İşte bu yılın köşe başlarını tutan o kritik riskler:

Yazının Devamı

2026'dan ilk projeksiyonlar

Meltwater’ın son raporu, dijital ekosistemin artık sadece "hızlı" değil, aynı zamanda "derin" ve "etik" bir boyuta evrildiğini fısıldıyor. Medya üzerinden bize hangi ipuçlarını veriyor bir bakalım.

2026 yılında medya sektörü, sadece içeriğin nasıl tüketildiğini değil, “haber” ve “eğlence” kavramlarının kim tarafından, hangi niyetle üretildiğini sorgulayan devrimsel bir dönemeçte. Raporunun ışığında medya dünyasına baktığımızda, karşımıza çıkan manzara; geleneksel yayıncılığın yerini, yapay zeka ile insan kürasyonunun hibrit bir modeline bıraktığı bir ekosistem olarak görünüyor.

​Yapay zeka tarafından üretilen içeriklerin (AIGC) ve deepfake teknolojilerinin yarattığı bilgi kirliliği, medya kuruluşları için en büyük sınavı doğuruyor. 2026’da medya markaları için en büyük pazarlama stratejisi “güven” üzerine kuruluyor. Okuyucu artık hıza değil, doğruluğu teyit edilmiş ve şeffaf bir şekilde sunulmuş bilgiye prim veriyor. Bu durum, blokzincir tabanlı içerik doğrulama sistemlerini ve “insan imzalı” özel haberlerin değerini hiç olmadığı kadar artırıyor. Medya organları artık sadece birer haber kanalı değil, aynı zamanda dijital birer “doğruluk ajansı” gibi konumlanmak zorunda diyor rapor.

Yazının Devamı

Z ve alpha kuşağı dünyayı yeniden yazıyor

​Son yıllarda "Z kuşağı şöyle, Z kuşağı böyle" diye konuşup durduk. Ancak Pion’un 2025 Gençlik Trendleri Raporu, artık bu tartışmaların ötesine geçmemiz gerektiğini söylüyor. Karşımızda sadece bir "demografik grup" değil; ekonomik krizlerin, iklim kaygısının ve dijital gürültünün tam ortasında kendi kurallarını koyan, pragmatik ama bir o kadar da yorgun bir "Zalpha" (Z ve Alpha kuşağı birleşimi) dalgası var.

​İşte 2025 raporunun satır aralarından süzülen, markaların ve toplumun görmesi gereken bazı çarpıcı gerçekler:

​Belki de raporun en dikkat çekici terimi bu. Ev sahibi olmanın imkansızlaştığı, siyasetin tıkandığı ve enflasyonun nefes aldırmadığı bir dünyada gençler artık "gelecek için biriktirme" hayalinden vazgeçmiş durumda. Rapor, gençlerin %76'sının sadece "bir şeyler hissetmek için" fevri alışverişler yaptığını gösteriyor. Gelecek belirsizse, bugünün küçük lüksleri (pahalı bir kahve, şık bir aksesuar veya bir konser bileti) en büyük teselliye dönüşüyor.

Yazının Devamı

En kötü barış savaştan iyidir

Tarih kitapları savaşı rakamlarla anlatır: ölü sayısı, kazanılan topraklar, imzalanan antlaşmalar ve stratejik hamleler. Ancak savaş, haritalar üzerinde kaydırılan piyonlardan çok daha fazlasıdır. Savaş; bir çocuğun yarım kalan oyuncağı, bir annenin bitmek bilmeyen bekleyişi ve bir neslin ruhuna kazınan silinmez bir yaradır.

​Bugün savaşlar artık sadece cephede değil, ekranların başında, kilometrelerce öteden basılan tek bir tuşla yönetiliyor. “Akıllı” mühimmatlar ve insansız hava araçları, ölümü mekanik bir sürece dönüştürürken, insan hayatının değerini de bir veri girişine indirgiyor. Oysa o tuşa basıldığında yok olan şey sadece bir “hedef” değil; içinde hayallerin, anıların ve geleceğin barındığı bir yaşam alanı...

​Kazananı Olmayan Tek Oyun savaş.

Yazının Devamı

Pazar kahvaltısında geleceği konuşmak

Bugün pazar; biraz yavaşlama, biraz kendimize dönme günü. Edelman’ın 2026 öngörülerini okurken tam da bu pazar sakinliğine ihtiyaç duyuyoruz. Çünkü rapor, bildiğimiz "tüketici" segmentlerinin artık tarih olduğunu söylüyor.

​İşte 2026 pazar sofrasından süzülen 3 ana not:

​Orta Segmentin Vedası

Yazının Devamı

2026’da cüzdanın anahtarı kimde? İnsan mı, algoritma mı?

​Pazarlama dünyası olarak uzun süredir “dijital dönüşüm” dedik, “omnichannel” dedik, “müşteri deneyimi” dedik. Ancak VML’in son yayınladığı Future of Commerce 2026 raporu, tüm bu kavramların tozlu raflara kalktığı, ticaretin biyolojik ve dijital sınırlarının birbirine geçtiği yepyeni bir eşiği müjdeliyor.

2026’ya doğru giderken artık sadece müşterinin kalbine değil, onun “dijital ikizine” ve “yapay zeka ajanlarına” da hitap etmemiz gereken bir döneme giriyoruz.

​Peki, bir CMO (Pazarlama Yöneticisi) masasında bu raporun altı çizili satırları bize ne söylüyor?

Yazının Devamı

Ekonomi gören gözler içindir

"Sarı kuyruğunda beyaz çizgiler olan bir sarman? Onu arıyorum da!" dedim ihtiyar adama. "Çok çekinerek ve ceketini düzelterek "Ben bir şey görmedim, ben hayvanlara zarar vermem, bir şey yapmadım. Zaten görmedim" dedi. Bazen beslediğim, kolladığım kedileri ararken, yakın menzil mahallelerde kaybolurum bir süreliğine. Neyse ki çok uzağa gitmezler. Ama hiçbir acı, eksiklik, yoksunluk uzak değildir aslen GÖREN GÖZLERE. Bazen kedilerin beni böyle maksatlı dolaştırdığını da düşünürüm.

Allah görmemizi ister. Görüp de ne yapacağımızı deftere yazmak için muhtemelen.

Yaşlı adama "Ben bir şey yaptınız demedim sadece gördünüz mü dedim amca. Sorun yok buluncaya kadar arayacağım zaten" dedim. Bunu herkese yaparım. Bir şey olduysa ya da şahit oldukları bir şey varsa bana uzatmadan söylesinler diye yaparım. Adam gülümsemeye çalışarak "Biz hayvanları severiz kızım, bir şey yapmayız, bazen teyzen de yemek verir, severiz yani. Eve sokmaz o sadece" dedi. Kalbim yumuşadı, yüzüne ve gözlerinin içine bakarak " Allah razı olsun senden de, teyzeden de o zaman amca, sağ olun" dedim gülümseyerek.

Yazının Devamı

Dünya Ekonomik Forumu'ndan Altın anahtar

​WEF'un son raporu, "Makinelerin Çağında İnsanın Dönüşü" muhteşem olacak diye müjdeliyor bize. Umudumuz bu yönde zaten. Aksi insan için zor bir çağın başlangıcı olabilir çünkü.

​Yapay zekânın, algoritmaların ve otomasyonun her geçen gün hayatımızın dokusuna biraz daha nüfuz ettiği bir eşikteyiz, biz her ne kadar Türkiye'mizin ekonomik ve siyasi çalkantısından ve zorluğundan yorgun düşmüş ve fark etmiyor olsak da. Oysa teknoloji öylesine hızlı bir ivmeyle ilerliyor ki, dün "gelecek" dediğimiz ne varsa bugün "şimdi" haline gelmiş durumda. Ancak Dünya Ekonomik Forumu’nun son yayımladığı rapor, bu dijital fırtınanın ortasında çok kıymetli bir öngörü fısıldıyor. "Asıl farkı yaratacak olan, teknoloji değil, insan"

​Raporun "Yeni Ekonomi Becerileri" başlığı altında sunduğu vizyon, aslında bir "insana dönüş" manifestosu niteliğinde. Yıllarca "soft skills" diyerek belki de biraz küçümsediğimiz; ancak bugün "insan merkezli yetkinlikler" olarak yeniden taçlandırılan nitelikler, yeni ekonominin en sert ve en değerli para birimine dönüşüyor. Neresi mi buralar?

Yazının Devamı

Karakter sahibi olmak

İnanılmazlar. Sevmediklerinde politik davranmıyor karakter sahibi olanlar. Bu etkileyici. Sonra mutlaka kendilerine ait bir yürüyüşleri, oturuşları, tavırları oluyor. Farklı. Kimseye benzemeyen, kimseye öykünmeyen.

Prensip olarak, kötülüğe karşı tavır almayı biliyorlar. “Biraz sevsin beni, kötü de olsa. Ya da biraz beğensin de, başkasına ne yaptığı umrumda değil” türünde bir “Sevgi Açlığı “ yok onların. Bu da etkileyici. Karaya kara, beyaza beyaz diyebilen cesurlar.

Çıkar mevzusu karakter sahibi olmakla çok ilintili bir konu. Uzun vadeli bir çıkar hesabı için sahtekarca davranmıyor karakter sahibi insanlar. Birlikte bir yol almak her iki taraf için de iyiyse, zaten eğilmeye gerek yok, biliyorlar. Ortak yaşam, kendini para, unvan, ihtiyaç ya da sevgi için satabileceğin ya da satın alabildiğin bir pazar değil onlar için. Gerçek ve dürüst, tamamen açık bir diyalogla ancak devam edebileceğin ve sadece samimi ve gerçek olduğunda ve bunu savunabildiğinde edindiğin karakter için seni seviyorlar. Sadece bunun için sevilmeyi de tercih ediyorlar, karakter sahibi olanlar.

Yazının Devamı

Yeni lüks, yeni eşik: Etik ve şeffaflık

​Pazarlama ve yaratıcılık dünyası, uzun zamandır "dijital dönüşüm" kavramını bir mantra gibi diline dolamış durumdaydı. Ancak Dentsu Creative’in son yayımladığı 2026 "Generative Realities" raporu, artık sadece bir dönüşümden değil, gerçekliğin kendisinin yeniden kurgulandığı bir çağdan bahsettiğimizi gösteriyor.

​Peki, 2026’ya doğru ilerlerken bizi nasıl bir manzara bekliyor? İşte Dentsu Creative'in Üretken Gerçeklikler 2026 raporunun satır aralarından süzülen ve markaların kaderini belirleyecek olan bazı kritik başlıkları birlikte okuyup içselleştirelim istedim.

​Yapay Zeka Artık Bir Araç Değil, Bir Ortak

Yazının Devamı

“Bazıları dizi izler, bazıları bizi”

Sahtekarlar Fikirtepe sunar; FONDA Mikrofon Biznezz, Cash Flow, Losser ya da Charlomix.

Türk televizyonları, ne kadar teknoloji ve dijitalleşme çağına girerse girsin, izleyiciyi koltuğuna kilitleyen temel formülünden vazgeçmiyor: Büyük sırlar, keskin dönüşler ve iyi işlenmiş intikam hikâyeleri. NOW TV’nin yeni ve iddialı yapımı Sahtekarlar, bu formülü modern bir dokunuşla ekrana taşıyarak 2025 sezonunun en çok konuşulan dizilerinden biri olmayı başardı.

Maskenin Dili ve Toplumsal Yansımalar

Yazının Devamı

Kadın hakları ve kadın sevmeyenler

5 Aralık Kadın Hakları Günü. Türkiye’de Kadın Hakları Günü, Mustafa Kemal Atatürk’ün öncülüğünde bütün dünya ülkelerinden önce 5 Aralık 1934 tarihinde Türk Kadınına “Seçme ve Seçilme Hakkı” tanınması ile önemli bir tarih oldu. 5 Aralık 1934 günü dünyada kadınların yasal olarak milletvekili seçme ve seçilme hakkına sahip olduğu ülke sayısı 28, bu hakkın kullanıldığı ülke sayısı ise sadece 17 idi.

Gözlemim odur ki, bugün Türkiye’de Atatürk'e ve kendisine saygı duyan her erkek için kadın; eşiti, dostu, sevdiği, yol arkadaşı ve hayat arkadaşıdır. Ama toplum tıfıl ve yetersiz adamların bile kadınlara sesini yükseltebildiği yerden evrilemiyor bir türlü. Hem de sözde sosyalisti, sözüm ona okumuşu dahil buna.

Burada sorun ve tehlike zaten görüntüde kurtarmış ama temelde sahte olmaları tabii ama her ilkel de kadın düşmanı değil. Bu denklemde onları kadın düşmanı yapan ekstra bir şeyler var.

Yazının Devamı

2026'da İletişim

​​HAVAS Red Group'un yıllık RED SKY 2026 Tahminleri raporu yayımlandı ve iletişimcilere çarpıcı bir mesajlar içeriyor doğrusu.

Dijital ortam, stratejik bir sıfırlama gerektiren köklü bir değişimden geçiyor. 2025 yılı üretken yapay zekâ (Üretken YZ) ile denemeler yapmakla geçtiyse, 2026; güvenin dikkatle oluşturulduğu, kitlelerin erişime kısıtlandığı ve ilerlemenin tek yolunun raporun "Acı yoksa kazanç yok" (No pAIn, No gAIn) olarak adlandırdığı şeyi benimsemekten geçtiği yeni bir döneme ustalıkla adapte olma yılı olacak, bu rapora göre.

​​YZ Ekseni: SEO'dan GEO'ya Geçiş

Yazının Devamı

KADIN CİNAYETLERİ

25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü, şiddetin insan dışılığı ve ağır bir suç olduğuna dair toplumda bilinç oluşturmasını beklediğimiz bir tarih. Bilinçlendirme etkinliklerine, yol kenarı panolarına, radyo ve TV programlarına, haber ve makalelere ihtiyacımız var bu erkek cehaleti ve delirium'undan kurtulmak için. Cehalet deyince, eğitimli, yüksek lisanslı, doktoralı ve profesör erkeklerin de hem fiziksel, hem ruhsal şiddet uygulandığına dair haberler görüyoruz maalesef.

İnsan Önce Eşit Olduğunu Sonra Haddini Bilmeli

"Kimseyi sen yaratmadın. Doğurma yeteneğinden de yoksunsun. O halde öncelikle ortaya çıkaramadığın bir şeyi yok etme cüreti, herkese ve aklına gelebilecek tüm kutsallara saldırıdır" Bunu bıkmadan, usanmadan anlatmamız, dinletmemiz, öğretmemiz lazım. Annelerine rağmen bazen üstelik. Kadına içten içe bilenen, evde, işte psikolojik şiddet ve insan yerine koymama psikozu ile kavrulan, kadını ve emeğini değersizleştirme suçunu gün içerisinde en az bir kez işleyen milyonlarcasıyla yaşıyoruz. Ve onları her şeyin önünde tutan dişi kişilere de bunu anlatmamız gerekliliği, işimizi bir kat daha zorlaştırıyor.

Yazının Devamı

Otoyol Cinayetleri

Otoyol katillerini araştırsak başka neler buluruz sizce? İnsan bu kadar özensiz bir türden, elbette tek, sadece bir kötülük beklemez, "Kim bilir daha ne kötülükler yapıyordur yaşarken sağa sola çarpa çarpa!" diye düşünür...

YOLDA SÜREKLİ ARABA ÇARPMIŞ ÇOCUK GÖRMEK!

Cehennem olurdu değil mi? Oysa ki bu oluyor. Cehennem haline gelen otoyollar ve otobanlarda her gün yüzlerce can hayatını kaybediyor.

Yazının Devamı

Güven, Ama Şimdi

​“Hiçbir şeyi görünüşüne göre kabul etme; her şeyi kanıtlara göre kabul et. Bundan daha iyi bir kural yoktur.” Büyük Umutlar- Charles Dickens

Büyük Umutlar, büyük beklentilerin getirdiği yanılsamalar ve güven teması üzerinde bir haylice duran bir klasik romandır. Hayat umut etmeden yaşanması mümkün olmaan uzun bir süredir. Umut ise, insanlar arasında ancak güven sayesinde var olur. Güveni zedelemek örneğin, şüpheciliğin (sinisizmin, kötümserliğin) birlikte yaşadığımız anı çalması ve hayalini kurduğumuz yarınları soldurması demektir bir anlamda.

Suç tanımı ile ilgili kötülük üzerine incelikli bir düşünme modeli, kötülüğün verdiği zararın, sadece zarar verdiği ve/veya korkuttuğu an ve kişiyle ilgili bir sonuç oluşturmakla kalmayıp, maruz bıraktığı kişiler ve topluma endişe, güven eksikliği ve umut kırılması yaşatması ile ilgilidir. Yani kaldıraç etkisiyle, yaptığınız en ufak kötücüllük içeren nezaketsizlik ya da kötülük, cüretinden daha büyük bir zarar verir. Zarar verdiği asıl eksen de, hayatımızı şekilldendiren bir eksendir üstelik. Güven ekseni.

Yazının Devamı

PERAKENDE DÜNYASINDA BÜYÜK EKSEN KAYMASI

​Bizde hizmette sınır yok sevgili perakende sektörü yatırımcıları. Capgemini'nin 2026 Trend Raporu Işığında Perakende Sektörünün Yarınlarına bir göz atacağız birlikte. Çok faydalanabileceğiniz sonuçlar içeriyor bu araştırma.

​Teknoloji ve küresel ekonomik dinamiklerin etkisiyle perakende sektörü, muazzam bir dönüşümün eşiğinde. Capgemini Araştırma Enstitüsü'nün 2026 yılına dair yayımladığı rapor, bu dönüşümün ana hatlarını çizerek, işletmeler için yeni bir yol haritası sunuyor. Artık mesele sadece ürün satmak değil; değer yaratmak, deneyim sunmak ve tüketicinin henüz dillendirmediği içsel ihtiyaçlarını ve tüketim motivasyonlarını öngörerek hareket etmek.

​Raporun en çarpıcı bulgularından biri, günümüz tüketicisinin finansal stresle başa çıkarken uyguladığı "kısıtla ve keyfe harca" (scrimp vs. splurge) stratejisi. Tüketicilerin büyük çoğunluğu (%71), küçük lükslerin (small indulgences) kendilerine finansal stresle başa çıkmada yardımcı olduğunu belirtiyor. Bu durum, perakendecilere, müşterinin hangi noktada tasarruf etmek isteyeceğini, hangi alanda ise "küçük bir keyif" için cömert davranacağını iyi analiz etme zorunluluğu getiriyor.

Yazının Devamı