Nehirde Giderken At Değiştirenler ve Kaybolan Sadakat!

Evrim Turgut

Evrim Turgut

Tüm Yazıları

“Nehirde giderken at değiştirilmez” derlerdi eskiler… Bu söz, sadece bir atasözü değil; aynı zamanda insanlık onurunun, sadakatin ve yolda kalmamanın özeti gibiydi. Oysa bugün bakıyoruz da, sanki modern çağın görünmeyen bir hastalığı yayılmış gibi: Nehirde giderken at değiştirme hastalığı…

Öylesine tuhaf, öylesine çirkin bir fiil ki bu; günümüz insanı maalesef bunu adeta bir alışkanlık haline getirmiş durumda. Söz verip vazgeçmeler, yarı yolda bırakmalar, hatta tabiri mazur görün, “adam satmalar”… Peki nasıl bu kadar kolay, bu kadar önemsiz olabiliyor karşı taraftaki insan? Hani birlikte yola çıkılmıştı? Hani sonuna kadar denmişti? Hani verilen sözler, edilen yeminler?

Nehirde Giderken At Değiştirenler ve Kaybolan Sadakat! - Resim : 1

Heyhat… Günümüzde gerçek dost bulmak, çöl ortasında bir vaha bulmak kadar zor hale geldi. Ama burada sıradan bir tanışıklıktan değil, gerçek dosttan bahsediyoruz. Hani başından beri kurulan o uyum, o güven… Dava arkadaşı, yol arkadaşı, iş ortağı ya da aynı ideali paylaşan bir gönüldaş… Adına ne derseniz deyiniz, özü aynıdır: Güven.

İşte tam da bu yüzden, yarı yolda bir insanı bırakmanın affı yoktur. Umudunu tahrip etmenin, hiç beklemediği bir anda onu kırmanın, üstelik bunu hak etmemişken yapmanın bir izahı olamaz. Çünkü ihanet, sıradan bir hata değildir. İhanetin affı yoktur, geri dönüşü yoktur. Ve belki de en önemlisi; ihanetin yaydığı o görünmez enerji, döner dolaşır, sahibini bulur. Adeta bir çarka kapılmış gibi, eninde sonunda karşısına çıkar.

İnsan, “dostum” dediği kişiye sırtını dönmemelidir. Hele ki hiçbir açıklama yapmadan çekip gitmek, kıskançlıkların ya da üçüncü kişilerin etkisiyle fikir değiştirmek… Bunlar, zeki ve vicdan sahibi insanlara yakışan davranışlar değildir. Üstelik bu tür davranışların günümüzde giderek artması, meselenin ne kadar derin bir ahlaki kırılma olduğunu da gözler önüne seriyor.

Nehirde Giderken At Değiştirenler ve Kaybolan Sadakat! - Resim : 2

Elbette diyeceksiniz ki, “Bunlar tarihte de vardı.” Doğrudur, vardı. Ama bir farkla… Gerçek dost bulduğunda, onun kıymetini bilen insanlar da vardı. Bugün ise gerçek dosta ulaşmak kadar, onu korumak da zorlaştı. İşte asıl hezeyan burada başlıyor.

Peki neden gerçek dost bu kadar az bulunur? Çünkü o, çölde açan nadir bir çiçek gibidir. Herkes onu arar, herkes ona hasret kalır. Ama ne acıdır ki, bulunduğunda çoğu zaman kıymeti bilinmez. İşte o an, gerçek dost küser… İzlerini siler, geri çekilir, hatta kendini saklar. Ve bir daha aynı saflıkla geri dönmez.

Bu yüzden gerçek dosta sırt çevirmek, sadece bir ilişkiyi değil; insanın kendi kaderine bıraktığı ağır bir yükü de beraberinde getirir. Çünkü bu, sadece dünyevi bir kopuş değildir. Aynı zamanda enerjisel bir yıkımı da tetikler. Kırılan kalpler, incinen ruhlar ve karşılıksız bırakılan samimiyet… Bunların hiçbirisi boşlukta kaybolmaz.

Ve unutulmaması gereken en önemli hakikatlerden biri şudur: Ah almaktan korkun… Ama en çok da samimi, içten gelen bir ahtan korkun. Çünkü o ah, bir kıvılcım gibi başlar; zamanla büyür, yuvarlanır, zigzaglar çizerek ilerler ve en sonunda yakar. Belki hemen değil, belki gecikmiş gibi görünür… Ama İlahi adalet asla şaşmaz.

Bu yüzden en doğrusu, en güzeli ve en insanca olanı şudur: Yola çıktığınız insanlara sadık kalın. Sözünüzü hafife almayın. Güven veren değil, güveni taşıyan olun. Çünkü bu hayatta en zor bulunan şey, gerçekten güvenilecek bir insandır.

Ve siz siz olun…

Ah almaktan çok ama çok korkun.

Yeniden Görüşmek Üzere!

Evrim Turgut