Kirlenen tabiatta enerji dengesizliği ve insana yansımaları

Evrim Turgut

Evrim Turgut

Tüm Yazıları

Tabiat ve insanoğlu, varoluşun başlangıcından bu yana birbirine görünmez bağlarla bağlı iki temel denge unsurudur. İnsan tabiatı koruduğu sürece, tabiat da dolaylı ama güçlü geri dönüşleriyle, bilimsel ve ilimsel bir dinamizm içinde insanı korumaya devam eder. Bu ilişki tek yönlü değildir; karşılıklıdır, döngüseldir ve hassas bir denge üzerine kuruludur. Ne var ki günümüz teknolojisi, hızlanan yaşam koşulları ve tüketim odaklı sistemler, bu kadim dengeye ne yazık ki her geçen gün daha fazla zarar vermektedir.
Tabiat uzun bir süredir kirlenmekte, hırpalanmakta ve yaradılıştan gelen düzenli yapısı, dışsal ve çoğu zaman bilinçsiz müdahalelerle değişime zorlanmaktadır. Doğal döngüler bozulmakta, toprak, su ve hava ağır bir tahribata maruz kalmaktadır. Yeşile saldırı tüm hızıyla devam ederken, yeşilin yansıttığı faydalı enerjisel yayılım da sistematik biçimde engellenmektedir. Kâr uğruna yok edilen ormanlar, artan yapılaşma, kontrolsüz sanayileşme ve ardı arkası kesilmeyen yangınlar; yalnızca fiziksel bir yıkımı değil, aynı zamanda gezegenin enerjetik dengesinde derin yaralar açmaktadır.

Denge unsurlarından biri yaralandıkça, hatta çoğu bölgede tabiatın estetik ve yaşamsal güzellikleri kaybolmaya yüz tuttukça, insanoğlu da bundan bağımsız kalamamaktadır. İnsan; hem maddi hem psikolojik hem de bedensel düzeyde bu bozulmanın sonuçlarını yaşamaya başlamaktadır. Günümüzde artan ruhsal sıkıntılar, kaygı bozuklukları, kronik yorgunluk ve açıklanamayan huzursuzluk hâlleri, yalnızca bireysel nedenlerle açıklanamayacak kadar yaygındır. Bunların önemli bir kısmı, insanın doğayla olan bağının zayıflamasıyla doğrudan ilişkilidir.

Oysa tabiat, insanın hizmetine her daim hazırdır. Görünen yüzüyle sunduğu oksijen, su, besin ve barınak imkânlarının ötesinde; bünyesinde sayısız zenginlik ve gizli hazine barındırır. Makro ve mikro boyutta görünen ve görünmeyen, sayısı belirsiz şifa kaynağı tabiatın bağrında saklıdır. Bitkilerin iyileştirici frekanslarından, toprağın dengeleyici gücüne; suyun arındırıcı etkisinden, rüzgârın zihni ferahlatan akışına kadar doğanın her unsuru, insanla sürekli bir etkileşim içindedir.

Burada yalnızca mikro dünya kastedilmez. Bir de çoğu zaman göz ardı edilen, ancak varlığı birçok kadim öğreti ve modern araştırma tarafından kabul edilen enerji siklon tabakası vardır. Psişik ve enerjisel çalışmalarla ilgilenen pek çok uzman, yüzyıllardır insan ile doğa arasındaki enerji alışverişini fark etmiş, tarif etmiş ve bu etkileşim üzerinden şifa yolları aramıştır. İnsan bedeninin ve zihninin taşıdığı negatif, fazla ya da yoran enerjinin, doğayla temas yoluyla dengelenmesi bu bağlamda son derece önemlidir.

Örneğin, çıplak ayakla toprak üzerinde yürüyen bir insanın, bedeninde biriken negatif enerjiyi toprağa bırakması durumu; yalnızca sembolik bir anlatım değil, aynı zamanda bilimsel olarak da açıklanabilir bir gerçektir. Bu durum, elektrik sistemlerinde kullanılan topraklama mantığına oldukça benzer. Nasıl ki bir elektrik prizinin güvenli ve dayanıklı hâle gelmesi için topraklanması gerekiyorsa, insan bedeni de doğayla temas ederek kendi enerji dengesini yeniden kurar. Toprak, adeta fazlalığı emer; insan ise hafifler, sakinleşir ve dengelenir.

İnsan hayatı için vazgeçilmez olan oksijeni tertemiz hâle getirip adeta işleyen bir sistem gibi üreten tabiat ve özellikle yeşil alanlara karşı sergilenen düşüncesiz davranışlar ise bugün artık inkâr edilemez bir noktaya ulaşmıştır. Ormanların azalması yalnızca oksijen kaybı değildir; aynı zamanda insanın ruhsal sığınağının da yok edilmesidir. Bu kısacık örnekler bile, konunun ne denli hayati olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Batıda çakra adıyla bilinen enerji menfezleri de sürekli evrendeki enerjisel alışverişle alakalıdır öyleyse bozulan tahrip edilen tabiat ve yeşilden sağlıklı geri dönüşler alabilir mi? Elbette bu durum çok düşündürücü ve günümüz insanı hep halsiz, isteksiz ve genellikle sinirli...

Kesinlikle insan psikolojisini ve bedenini rahatlatan, tabiast ile insan arasında sürekli bir alışveriş sağlayan; adeta lütufkâr bir seramoni gibi işleyen enerji kanalları vardır. Bu kanallar ne tamamen mistik ne de yalnızca bilimsel kavramlarla sınırlıdır. Aksine, ikisinin kesiştiği noktada yer alır. Tabiata temas eden insanın daha huzurlu, daha dengeli ve daha sağlıklı hissetmesi tesadüf değildir.

İşin bam teli ve doğrusu; doğaya sahip çıkmazsak, onu yalnızca bir kaynak ya da tüketilecek bir alan olarak görmeye devam edersek, bedenen ve zihnen hastalıklarla çok daha fazla uğraşmak zorunda kalacağımız açıktır. Tabiatla kurduğumuz ilişkiyi onarmak, aslında kendimizle kurduğumuz ilişkiyi iyileştirmek anlamına gelir. Çünkü insan, doğadan ayrı değil; onun ayrılmaz bir parçasıdır.