Tuba Şensoy, bizlere sessizce şunu hatırlattı: "İnsan kalabilmek"
Kaç yaşındasınız?
Kaç insanın hayatına dokundunuz?
Hayatınız boyunca neler yaptınız?
Yolunuz nereye gidiyor?
Ve nasıl anılacaksınız?
İnsan öyle bir kaptırıyor ki kendini hayata,
İş, güç, aile ve makam derken yoğun bir mücadele içerisinde farkında olmadan robotlaşıyor.
Sonra bir ölüm haberi ile bazen iki gün, bazen bir gün, bazen ise 1 saat hayat duruyor.
Şu devirde; 1 saat değil 1 dakika bile durmadığı noktaya geldik,
Cenaze namazları dahi artık gösterişe döndü,
Ticaret, siyaset konuşuluyor.
O kadar vurdumduymaz bir noktaya ulaştık.
*
Neden böyle bir giriş yaptım?
Anlatayım.
Şehirler sadece binalardan, yollardan veya resmi kurumlardan ibaret değildir. Şehirleri asıl var eden, o sokaklarda yürürken her kesime selam verebilen, her kapıdan içeri samimiyetle girebilen "gönül insanları"dır.
O insanlar şehre güç verir,
O kentin kültürünü oluşturur.
Bir kimliği ortaya çıkartır.
Makamları, mevkileri olmasına gerek yoktur.
Alın o insanları, ortada sadece bina yığınları kalır.
Kimliksiz, kültürsüz belki modern hatta gelişmiş şehirler kalır.
Şehrin ruhunu veren insanlar ve onların anılarıdır.
*
İşte toplumsal olarak insana verilen değer kavramını ne yazık ki karıştırdık.
Kavramlar birbirine girdi.
Güçlü olana, makamda olana, zengin olana değer verilen, bunların bir kıstas olduğu günleri yaşıyoruz.
O makama nasıl geldi, makamda neler yapıyor, güce nasıl ulaştı kimsenin umurunda değil…
Ben sizlere elinde bir makam olmadan,
Bir güç bir mevki olmadan, unvanların ötesinde bir hayat ile insan olarak gönüllere giren birini anlatmak istedim; Tuba Şensoy…
Kendisinin bir dönem adaylık süreci vardı, iki defa telefonla konuştum.
Yani hiç tanımadım desem yanlış söylemiş olmam.
Alçakgönüllü, mütevazi ve bir o kadar samimi davranmıştı.
Tek anladığım AK Parti’yi bir dava olarak görüp fakatsız sarıldığıydı.
Peki makamı yok, mevkisi yok bir unvanı yok neden köşeme taşıdım Tuba Şensoy’u…
Bugün, sessiz sedasız aramızdan ayrılan Tuba Şensoy, bizlere unuttuğumuz bir dersi en acı haliyle hatırlattı: Makamlar geçici, insanlık bakidir.
Hani bazı insanlar vardır; ellerinde büyük mühürler, kapılarında yüksek unvanlar yoktur ama girdikleri her ortamda bir ağırlıkları, bir sevgi karşılıkları vardır. Onun ne bir genel müdürlük sıfatı ne de siyasi bir etiketi vardı. Ama o, bugün pek çok "makam sahibinin" hayal bile edemeyeceği bir karşılığa ulaştı: Toplumun her kesiminin sevgisini kazanmak.
Unvanların Ötesinde Bir Hayat
Modern dünya bize sürekli bir yerlere gelmemizi, bir koltuk kapmamızı, ismimizin önüne cafcaflı sıfatlar eklememizi dayatıyor. Sanki insan, ancak bir makamı varsa "değerli" sayılacakmış gibi bir yanılgının içine sürükleniyoruz. Oysa Şensoy’un vefatıyla oluşan o derin boşluk, bizlere gerçeği haykırıyor. İnsanlar onun arkasından onu anarken, hangi mevkide olduğunu değil, ne kadar merhametli, ne kadar dürüst ve ne kadar "insan" olduğunu konuşuyor.
Onun cenazesinde veya ardından yazılan taziye mesajlarında her siyasi görüşten, her yaştan, her mahalleden insanı yan yana görüyorsak; bu, Tuba Şensoy’un gönüllerde kurduğu o görünmez köprünün sağlamlığıdır. O köprü; kibirle değil, tevazuyla; hırsla değil, samimiyetle inşa edilmiş.
"İnsan Olarak Kalabilmek"
Asıl mesele de bu değil mi zaten? Bir yerlere gelmekten ziyade, geldiğin yerde veya bulunduğun konumda "insan" kalabilmek... Şensoy, sadece vicdanıyla var olmayı başardı. Kimseyi ötekileştirmeden, sadece "insan" olduğu için sevmenin, saygı duymanın zarafetini gösterdi.
Ben bir mesaj görüyorum,
Tuba Şensoy’un hayatında…
Bu şehre ve bu topluma; nezaketin, sessiz iyiliğin ve insani duruşun her türlü unvandan daha güçlü olduğunu kanıtlayarak veda etti.
Makamlar elbet bir gün dolar, koltuklar elbet başkalarına devredilir. Ama gönüllere girmiş bir ismin bıraktığı iz, hiçbir zaman silinmez. Şensoy, en yüksek makama, "gönül makamına" kurulup gitti.
Tuba Şensoy’un vefatı, sadece bir ismin aramızdan ayrılışı değil; aynı zamanda modern dünyanın unuttuğu o kadim "insan kalabilme" sanatının ne kadar kıymetli olduğunun bir hatırlatıcısı oldu. Bazen bir insanın ağırlığı, kartvizitindeki unvanlarla değil, geride bıraktığı sevgi boşluğunun derinliğiyle ölçülür.
Şensoy’un belki hiyerarşik bir tabelası, büyük bir protokol sırası yoktu. Ama o, bugünlerde en zor ulaşılan mertebeye ulaştı: Her kesimin gönlünde aynı samimiyetle yer bulabilmek.
Günümüzde başarıyı sadece rakamlarla ve statüyle ölçer olduk. Oysa gerçek başarı, bir insanın ismi anıldığında yüzlerde oluşan o istemsiz tebessümdür. Tuba Şensoy, bizlere sessizce şunu hatırlattı: Makamlar geçicidir, emanettir; bir gün o koltuklardan kalkılır, o unvanlar başkalarına devredilir. Fakat "insan kalabilmek" öyle bir mirastır ki, ne devredilir ne de eskir.
Bir köşe yazarı, bir siyasetçi veya bir iş insanı olabilirsiniz. Ama günün sonunda hatıralarda kalan, ne kadar büyük işler başardığınızdan ziyade, bir insanın ruhuna dokunup dokunmadığınızdır. Şensoy, kendi nezaketiyle var olmayı seçti.
Onun vefatı bize bir ders bırakıyor: Makam sahibi olmak bir imkandır, ama insan kalabilmek bir tercihtir. Ve tarih, sadece o güzel tercihleri yapanları "gönül makamına" buyur eder.
Bize, unvanların ötesinde bir kalp taşımanın ne kadar asil bir duruş olduğunu yeniden hatırlattığın için teşekkürler.