Marty Supreme: Bir Başarısızlık Hikayesi
2026'nın ilk filmlerden biri olan Marty Supreme, daha yayınlanmadan yaptığı reklamlarla çok konuşuldu. Uncut gems ve Good time filmlerinin yönetmeni Josh Safdie tarafından yazılıp yönetilen Marty Supreme, Timothée Chalamet'in başrolünü üstlendiği bir Amerikan spor drama filmidir. Filmde Gwyneth Paltrow, Tyler, the Creator, Odessa A'zion, Penn Jillette, Kevin O'Leary, Abel Ferrara ve Fran Drescher rol alıyor.
Amerikan masa tenisi şampiyonu Marty Reisman'ın hikayesini konu alan film, klasik bir spor dramı filminden çok daha fazlası. Hikayesi ve oluşturulan Marty karakteriyle ön plana çıkıyor. Asla rahatlama duygusu yaşatmayan, hızlı temposu, ters köşeleri ve müzikleriyle dikkat çekiyor. İzleyiciye “asıl başarı nedir?” ve “başarmaya giden yolda yapılan her şey mübah mıdır?” sorularını sordurtuyor. Dünya kupasını almak isteyen Marty karakterinin üzerinden yaşam mücadelesi, ekonomik sıkıntıları, alt üst sınıf hiyerarşisi ve Amerikan rüyasını izliyoruz.

Filme bakış?
Spor ve tenisle hiç ilgili olmama rağmen hikâyenin içerisine çeken bir yapısı var. Çünkü bir noktada mesele tenis olmaktan çıkıyor. Hayatta herhangi bir şeyi arzuladığında veya en iyi yaptığını düşündüğün işten başka hiçbir seçeneğin olmadığında, sonuna kadar gitmek için nasıl yollardan geçtiğini gösteriyor. Marty sadece bununla kalmıyor. Genç yaşına rağmen bir amaç için ölümden dönmesi, en insani duygularla yüz yüze bırakıyor. Manipülatif, bencil ve düzenbaz bir karakter izleten Chalamet, Marty karakterinin aurasını yükseltip çok yüksek bir performans sergilemiş. Bir noktadan sonra etik kavramını bir kenara bıraktırıyor. Bir tenis maçını izler gibi nefes almadan olayları izliyorsun. Filmin yüksek temposunu ve müziklerini ise çok başarılı buldum.
Sinematografisi oldukça karamsar ve yönetmen Wong Kar-wai dokunuşları hâkim. Hareketli kamera açıları ve renk tonlarıyla özgün bir yapı oluşturuyor. 1950’lerin Amerika'sını daha önce tanık olsak da Marty ile oluşturulan Amerika’ya çok daha büyük bir perspektiften baktırıyor. Rahatsız edici bir yanı olması aslında en gerçekçi duygularla, 1950’lerin büyük bir bataklık olmasıdır. Amerika'nın süper güce dönüşme adımlarını atarken daha 2.Dünya Savaşı’ndan yeni çıkmış bir toplum var. Filmde gördüğümüz toplumun üstünde bırakılan etkiler hikâyenin alt yapısını zenginleştiriyor. Bazı şeyler değerini kaybederken yer bulmaya çalışan Marty, anti karakteriyle rahatsız etmesinin nedeni bu. Oldukça yerinde koca bir Amerika eleştirisi sunmasıdır.
Yaşamın Kıyısından Duvara Toslamak
Yer yer heyecanlandıran, üzen ve Marty’e oldukça sinir olduğumuz alanlar yaratıyor. Filmin başlangıcı bir canlının oluşumunda başlıyor. Metaforik olarak sanki film boyunca o canlının neler yaşadığını izliyoruz. Adeta bebeğin anne karnında mücadelesi gibi. Tek amacı ise doğmak. Var olmak. Marty'nin yaptığı da tam olarak bu. Sevdiği işte var olmak. Kendisi bu kadar stresliyken son rakibinin rahatlığı onu daha çok hırslandırıyor. Ona karşı yenilmesi ise bir anda farklı bir hikâyeye geçiş yaptırıyor. Onur ve gurur bırakmayan Marty, Japonya'ya varıp yarışmaya girmek istediğinde ise koca bir hayal kırıklığıyla yüzleşiyor. Asla amacından sapmayan karakter, yenemediği rakibini resmi olmayan bir maçla yenmek için büyük bir mücadele vermesi ilginç kılıyor. Peki sonucunda ne var? Marty ne kazanacak? Hiçbir şey. Tek istediği onu yenmek. İyi olduğunu küçük bir seyirciye göstermek. Görünür olmak. Hepimiz hayatımızda yer yer görünür olmak isteriz. Marty bize bunları en derinden hissettiriyor. Bazen sadece görünmek de değil. Sadece yapmak için yapmak. Kendisi bilse bile yeter. Ben yapabiliyorum hissini iliklerine kadar yaşamak. Film, anne karnındaki çocuğun doğmasıyla bitiyor. Süreç tamamlanıyor. Artık bebeğin yeni bir dünyada yeni bir mücadelesi var. Marty ilk başta bu bebeği görmezden de gelse doğduktan sonra fikri değişiyor. Çoğu kişi filmin sonunu beğenmese de aslında bütün amacına ulaşmış oluyor. Bebek doğuyor ve Marty hayatının bir kısmında bir amaca ulaşıyor. Peki Marty sizce başarılı mıydı?

Filmdeki bütün oyuncuların performansları çok iyiyken üstüne Chalamet'in role 6 yılda hazırlanması ve masa tenisini oynarken dublör kullanmaması filmi izlemeye değer hale getiriyor. Yapımın yürüttüğü reklam çalışmaları, turuncu rengini öne çıkarılması, Chalamet'in film çıkmadan önce Esdeekid ile şarkı çıkarması ne kadar başarılı gözükse de ilk başta çok büyük bir etki göstermedi. Filmin bir spor draması olarak çıkmasından kaynaklı olduğunu düşünüyorum. Sinemada daha büyük bir başarı elde etti. Çoğu izleyenden olumlu dönüş almasının büyük bir etkisi var. 2026’nın ilk ödüllerini toplamaya başlayan Marty Supreme, Critics Choice Awards ve Altın Küre ödüllerinin sahibi oldu.