Bu Direniş ve Mücadele Galibiyeti Hak Etti!

Doğan Aslan

Doğan Aslan

Tüm Yazıları

Yazıma önce karşılaşmanın en anlamlı kısmına değinerek başlamak istiyorum. Kocaelispor’un önde gelen taraftar gruplarından Hodri Meydan, Kahramanmaraş’ta hayatını kaybeden öğretmen ve öğrenciler için taraftarlara çağrıda bulunmuştu. Yapılan çağrıda taraftarlardan siyah giyinmeleri ve maçın ilk 3 dakikasında sessiz kalarak kayıpları anmaları istendi.

Bu çağrı karşılık buldu. Tribünlerde binlerce kişi siyahlar içinde yerini aldı ve maçın ilk düdüğüyle birlikte statta derin bir sessizlik hâkim oldu. Futbolun gürültüsü, yerini saygıya bıraktı.

Sahada da benzer bir duruş vardı. Her iki takımın futbolcuları karşılaşma öncesinde “Kaybettiğimiz her çocuk kalbimizde açılan bir yaradır. Başımız sağ olsun” yazılı pankartla sahaya çıktı. Bu görüntü, futbolun sadece bir oyun olmadığını, gerektiğinde toplumun ortak acısına ortak olan güçlü bir platform olduğunu da bir kez daha gösterdi.

Ben sözü uzatmadan bu konuda birkaç şey söyleyecek olursam eğer;

hepimiz “Bu anma son olsun, bir daha böyle durumları yaşamayalım” diyoruz ve istiyoruz.

Ama anmamak için önce anlamak, üzülmemek için de sorumluluk almak gerekir.

Çocuklara güvenli bir gelecek sunmak, onları doğru değerlerle büyütmek, eğitimde, kültürde ve sosyal hayatta sahip çıkmak; toplumun en temel görevidir. Çünkü korunmayan, yönlendirilmeyen ve ihmal edilen her nesil, sadece kendini değil, yarının nesillerini de kaybettirir.

Unutulmamalı ki; şehirler sadece betonla, yollarla, dairelerle, okullarla büyümez.

Bir şehri asıl büyüten, içinde yetişen nesildir.

Eğer bir şehri imar ederken nesli ihya etmeyi ihmal ediyorsak, ihmal ettiğimiz neslin, imar ettiğimiz şehri tahrip etmesini anmamızın bir anlamı kalmaz.

Dün akşamki o sessizlik… Sadece bir anma olarak değil, aynı zamanda bir hatırlatma olarak da kalsın aklımızın bir kenarında.

Hayatını kaybeden öğretmenlerimize ve öğrencilerimize Allah’tan rahmet, ailelerine ve yakınlarına başsağlığı ve sabır diliyorum.

KOCAELİSPOR RUHUNU ORTAYA KOYDU

Kocaelispor’un Göztepe karşısında aldığı 1-1’lik beraberlik, sahadaki mücadeleyi görmeyenler için tatmin edici olmayabilir. Ancak maçı izleyenler için ortaya konulan futbol, skorun ötesinde bir anlam taşıyor; öyle ki mağlubiyet dahi bu oyun karşısında ikinci planda kalabilirdi.

Söylediklerim abartı gibi gelebilir. Ama dün akşam sahada olanlar, Kocaelispor’un neden Süper Lig’de olmayı hak ettiğini açık bir şekilde gösterdi.

Maça kötü başladık, evet. Rakibe verdiğimiz ilk fırsatta, henüz 3. dakikada kalemizde golü gördük. Ancak o andan itibaren tabiri caizse rakibe top vermedik. Ön alan baskısını hiç bırakmayan bir Kocaelispor vardı sahada. Topla daha fazla oynayan, oyunu rakip yarı sahaya yıkan, risk alan taraf Kocaelispor’du. Rivas’ın denemeleri, Haidara’nın girişimleri, Agyei’nin çabası… Hepsi aynı hikâyenin parçalarıydı. İstek vardı, tempo vardı, mücadele vardı. Ama futbolun o acımasız gerçeği de vardı: bitiricilik.

Maç geneline baktığımızda 21 şut, yüzde 70 topla oynama, 39 kez rakip ceza sahasında topla buluşma, 2 direk ve kaçan net pozisyonlar… Bu istatistikler ne cuma günü oynanan Fenerbahçe-Rize maçında vardı ne de dün akşamki Galatasaray-Gençlerbirliği karşılaşmasında. Abartı değil, tamamen verilerle ortada olan bir tablo. Ruh var, karakter var, azim var… Ama hücumda son dokunuşu yapacak, ayağına gelen topu değerlendirecek bir eksiklik de açıkça ortada.

Kabul edelim; Göztepe’ye gol atmak kolay değil. İyi kapanan, hızlı reaksiyon veren bir takım. Zaten ligin en az gol yiyen ekiplerinden biri olmaları da bunun göstergesi. Ama buna rağmen bu maçta Kocaelispor farkı açabilirdi.

Rivas’ın şutu kaleci Lis’e takıldı.

Agyei’nin denemeleri önce savunmaya, ardından Lis’e ve tıpkı Galatasaray maçında olduğu gibi direklere takıldı.

Churlinov ise kale ağzında neredeyse imkânsızı başararak topu üst direğe gönderdi.

Adeta basireti bağlanmış gibiydi Kocaelispor. Bütün bu mücadeleye rağmen aranan gol bir türlü gelmedi.

77.dakikada 10 kişi kaldık. (Kart ve hakem konusuna ayrı bir başlıkta değineceğim.)

Genelde bu senaryoda takımlar geri çekilir. Zaten geridesindir, süre daralmıştır, rakip psikolojik üstünlüğü alır. Risk alınmaz, “en az hasarla” çıkmanın hesabı yapılır. Çoğu takım için bu noktada hikâye biter.

Ama Kocaelispor için öyle olmadı.

Eksik kalmasına rağmen sahadaki görüntü değişmedi. Bu kez sadece fiziksel değil, mental bir mücadele başladı. Oyuncular belki daha az mesafe kat etti ama çok daha büyük bir inançla oynadı.

Akan oyunda bulamadık belki…

Ama hak ettiğimiz golü 90+’da gelen penaltı kararı ve Serdar Dursun’un bitirişiyle bulduk.

Derin bir “oh” çektik.

Evet, belki 1 puana razı gelmiş gibi görünebiliriz. Ama 90 dakika boyunca susmayan, takımının arkasında duran taraftarın; ne olursa olsun mücadeleyi bırakmayan oyuncuların emeği karşılık buldu.

Eğer o atak gol olsaydı…

Ah o top direğe çarpmasaydı…

Keşke Agyei topu kalecinin sağından değil de solundan gönderseydi…

Ama futbol “ah”la, “vah”la, “keşke”yle oynanmıyor.

Evet, galibiyet olmadı.

Ama kazanan yine Kocaelispor’du.

Kazanan taraftardı.

Kazanan Kocaeli’ydi.

KARTLAR EŞİT Mİ DAĞITILDI?

Karşılaşmanın ardından konuşulması gereken başlıklardan biri de şüphesiz hakem yönetimi. Sahada 90 dakika boyunca yüksek tempolu, mücadele gücü üst seviyede bir oyun varken, hakemin kart hassasiyeti bu mücadelenin önüne geçti.

Toplamda 13 sarı kartın çıktığı karşılaşmada, 7 kart Göztepe’ye, 6 kart ise Kocaelispor’a verildi. Sayısal olarak dengeli gibi görünen bir tablo var, evet; ancak kartların dağılım nedenlerine bakıldığında farklı bir tablo ortaya çıkıyor.

Göztepe’ye çıkan 7 sarı kartın tamamı oyun içi faullerden kaynaklandı. Yani temasın, müdahalenin ve savunma refleksinin doğal sonucu olarak değerlendirilebilecek kararlar. Kocaelispor cephesinde ise 6 sarı kartın 3’ü doğrudan itirazdan geldi. Bu kartlardan biri de teknik direktör Selçuk İnan’a gösterildi.

Bu durum sahadaki dengeyi psikolojik olarak da etkiledi.

Özellikle maçın kritik anlarında, Kocaelisporlu oyuncuların en küçük tepkisinin dahi kartla cezalandırılması, takımın oyun içindeki agresifliğini törpüledi. Oyuncuların hakemle iletişim kurma eşiği neredeyse sıfıra indi. Bu da doğal olarak sahadaki özgüveni ve reaksiyonları sınırladı.

Elbette hakemler oyunun otoritesidir. Ancak bu otoritenin sahadaki oyunu yönetmekten çok, baskı altına alan bir unsura dönüşmesi, futbolun doğasına zarar verir.

Dün akşam sahada her şeyiyle mücadele eden bir takım vardı. Bu tür maçlarda oyuncuların duygusal tepkileri, oyunun doğasının bir parçasıdır. Bu nedenle tepkileri tamamen cezalandırmak yerine yönetebilmek, hakemin kalitesinin en önemli göstergelerinden biri olduğu kanaatindeyim.

Sonuç olarak, kartların sayısından çok kullanım biçimi tartışılması gereken asıl nokta. Ve ne yazık ki sahadaki güzel oyunun önüne geçen detaylardan biri oldu.

GÜVENLİK ZAFİYETİ Mİ VAR?

Karşılaşmanın saha içindeki mücadelesi kadar, tribünlerde yaşananlar da dikkat çekiciydi. Konuk ekip Göztepe taraftarlarının stada soktuğu çok sayıda torpil, maçın farklı anlarında patlatılarak tribün güvenliğini olumsuz etkiledi.

Asıl sorulması gereken soru ise şu: Bu kadar sayıda patlayıcı madde stada nasıl sokuldu?

Süper Lig'de oynanan bir karşılaşmada, güvenlik prosedürlerinin bu denli kolay aşılması kabul edilebilir değil. Taraftarın heyecanı ve coşkusu elbette futbolun bir parçasıdır. Konuk ekip taraftarının deplasman kültürü çerçevesinde takımı desteklemesi, tezahüratlarda bulunması gayet normal; ancak bu coşkunun, hem sahadaki oyuncuların hem de tribündeki diğer taraftarların güvenliğini tehdit edecek boyuta ulaşması göz ardı edilemez.

Daha da düşündürücü olan ise, torpillerin ardından yaşanan görüntülerdi. Patlatacak materyal kalmayınca bu kez yangın tüpünün tribün içinde sağa sola sıkılması, kontrolün tamamen kaybedildiğini gösterdi. Bu, sadece “taşkınlık” olarak geçiştirilebilecek bir durum değil; bana göre açık bir güvenlik ve organizasyon zafiyetidir.

Sözü özü, taraftarlar kadar stadyum girişlerinde yapılan kontrollerin yeterliliği, organizasyonun denetimi ve güvenlik birimlerinin etkinliği de ciddi şekilde sorgulanmalıdır.