Selçuk Çiftçi: Ben herkesin gün ışığını görmesini istiyorum!
Ecevitçi bir aileden gelip tezgahlarda sosyalizmle tanışan Birleşik Metal-İş Gebze 1 No’lu Şube Başkanı Selçuk Çiftçi’yle; sendikal bürokrasiden sınıf iktidarına, Smart Solar direnişinden 'gün ışığı' hasretine kadar her şeyi konuştuk. İşte ilk bölüm...
Ecevitçi bir aileden gelip fabrika tezgahlarında sosyalizmle tanışan, 17 yaşında kapısından çevrildiği fabrikalara bugün bir sendika başkanı olarak yön veren Selçuk Çiftçi ile alışılmışın dışında bir söyleşi gerçekleştirdik. Birleşik Metal-İş Gebze 1 No’lu Şube Başkanı Çiftçi; sendikal bürokrasiye yönelik sert eleştirilerinden Smart Solar direnişinin perde arkasına, “evimi satarım” dediği o kırılma anından Orta Vadeli Program’a karşı verilen mücadeleye kadar her şeyi anlattı. Çiftçi’ye göre mesele sadece ücret pazarlığı değil; mesele bir sınıfın iktidar mücadelesi. Ayrıca Çiftçi sendikayı sosyalizme gidişte “en mükemmel” araç olarak görüyor. Bu da onu birçok sendika başkanından ayırıyor. Bu röportajı iki bölüm halinde okuyacaksınız… İşte ilk bölüm.

“İŞ HAYATIM BAŞLADIĞINDA 18 YAŞINDA BİLE DEĞİLDİM”
Bir Selçuk Çiftçi portresi var, evet uzaktan mücadeleci bir adam olarak görünüyor ama Selçuk Çiftçi’nin işçilik kariyeri var mı? Buraya nasıl geldi? Hikâyesi olmayan birini dinlemek istemez kimse.
Ben çekirdekten devrimciyim ama elbette her şey gibi bunun da hikâyesi var. Liseyi bitirdiğimde 18 yaşında değildim. Paşabahçe, o zaman kapanmamıştı, Paşabahçe Fabrikası’nda iş başı yaptım. O zaman sigorta başlangıcı yapmıyorlardı hemen bugünkü gibi. Kimliğimi verdim, gri bir önlük verdiler bana, makinenin başına da gittim. Birkaç saat sonra verdiğim kimliği verdiğim kişiyi hatırlamıyorum kimdi, geldi "Çocuk" dedi, "Senin" dedi "Yaşın tutmuyor, 17 yaşındasın, seni işe alamayız." dedi. Çıktım. İş hayatım orada başladı yani ben 18 yaşında değildim bir işe girdiğimde...

“HERKESİN GÜN IŞIĞINI GÖRMESİNİ İSTİYORUM”
Üniversite sınavına girmedim, babamın beni okutmaya çok hevesi vardı, parası yoktu. Solculuğum aslında Ecevitçi bir babanın oğlu olmaktan geliyordu. Solu o zannediyordum, fazlasını sonra anladım. Bana kimse sosyalizmi, devrimi başlangıçta anlatmadı. Birisinden de esinlenmedim. Sömürüyü gördüm, bizzat yaşadım. Paşabahçe’den sonra ondan altı ay sonra falan 18’ine bastığımda ilk çalıştığım yer Yeta’ydı, regülatör üretiyordu burası. Kışa denk geldi Emirhan, sabah gidiyorum karanlık, akşam karanlık. Arada içerideyim, yani gün ışığı görmüyorum. İkinci ayımda bir de yürüyoruz, E-5’e yürüyoruz, E-5’e uzak bir yer, servis yok. Minibüsle Gebze hattından gidip geliyorum ben, düşün. Bir gün yoldayken ağlamaya başladım akşamları. Yolda yürüyorum ya, yürürken... Daha 18 yaşına yeni basmışım Emirhan, diyorum kendi kendime "Ya benim hayatım böyle geçemez ki" diyordum. Sabah karanlık geldik Emirhan, akşam gidiyoruz karanlık diyorum kendi kendime. "Böyle olamaz" diyorum ve cumartesi günleri bir cumartesi işe gelmedim diye bana ücret kestiler. Cumartesi fazla mesai bu arada, zorunluymuş; ben o güne kadar zorunlu diye değil... Kız arkadaşım vardı, sevgiliydim, evde de durumumuz iyi değildi. Fazla mesai yapayım ki sinemaya falan gideriz diye vakit geçirmek için yapıyordum onu. Kendi özgür irademle her cumartesi gidiyordum bak, bir cumartesi gitmedim diye laf ettiler, ücret keseceklerdi ne haklaysa, işi bıraktım. İnsan devrimci olmak zorunda işte. Ben devrimci olmaya çalışıyorum. Devrimci gibi yaşamaya çalışıyorum. İşçi sınıfı devrimcisi nasıl olması gerekiyorsa öyle olmaya çalışıyorum. Ben herkesin gün ışığı görmesini istiyorum.

“SENDİKA ARAÇLARIN EN MÜKEMMELİ”
Peki Birleşik Metal-İşli olmak sizin için neyi ifade ediyor? Kırılma noktanız neresi?
Sendika işçi sınıfının özgürleşmesi için bu düzendeki sınırlar dahilinde araçların en mükemmeli. Birleşik Metal Sendikası’na da böyle bakıyorum. Evet kendi sendikamın da eksikliklerini eleştiriyorum, eleştirmeye devam da edeceğim çünkü sendikamın tarihsel misyonunu biliyorum, geçmişte neler başardığını biliyorum. Benim en büyük hedefim Birleşik Metal Sendikası’nı tarihsel çizgisine olabildiğince yaklaştırmak, bize emanet edilen sendikayı olması gereken yere çıkarmak. Bu ülkede işçi lehine bir şeyler yapabileceksek Birleşik Metal’in dışında da bu ülkede yapılabilecek bir şey değil yani; yapılamaz.
“ASIL SORUN BENMİŞİM!”
Peki şeyi merak ediyorum, mesela işçilik kariyeriniz var, muhtemelen temsilci de olmuşsunuzdur. Sonra nasıl başkan olmaya karar verdiniz?
10 yıl baştemsilcilik yaptım. Benim hikâyemde Sarkusyan çok önemlidir. Sömürüyü de mücadeleyi de orada öğrendim ama Sarkusyan 15-16 Haziran’ı görmüş; Maden-İş kültürü, Maden-İş’ten kalan tek fabrika, öyle biliyorum. Böyle bir fabrika olduğu için işçinin kendini ifade edebileceği bir yerdi. 7 yıllık işçiyken baştemsilci adayı oldum. Aday olduğumda dalga geçiyorlardı kazanamayız diye, mucize gibi bir şeydi ama kazandık. Sarkusyan başka açılardan da okul oldu bana. Orada Ecevitçi bir aileden gelen biri olarak önemli bir kopuş yaşadım. Mustafa Tozkaparan abimiz sayesinde oldu. Türkiye Komünist Partisi’ndeydi. Çekiniyordum TKP’li olmaktan, adımın komünist olarak çıkmasından o yüzden o yıllarda yapılan Yurtsever Cepheli olmayı terci ediyordum. Alt örgütlenmeydi o. Aralarına girdiğimde, “Bunlar hiçbir şey yapamaz” düşüncesindeydim. Asıl sorun bunlarmış dediğimi hatırlıyorum ama sonra fark ettim ki asıl sorun 18 yaşından beri benim inandığım ‘sol’ fikirmiş, benmişim sorun! Ben solu sadece CHP zannediyordum, solu oradan ibaret görüyordum… Sınıfıma ihanet ettiğimi TKP’li olduktan sonra fark ettim. Sınıf iktidarını öncelemeye başladım. Benim hayatımın kırılma noktaları aslında bunlar yani; hani Sarkuysan ve orada tanıdıklarım.

“BEN ÖLMEDEN DEVRİMİ GÖRECEĞİMİZİ DÜŞÜNÜYORUM”
Diğer sendika başkanlarından farkınız var mı ve kendinizde en çok eleştirdiğiniz şey nedir?
Daha cesur olmalıyım, hala yeterince cesur değilim. Diğer sendika başkanlarını-kendini devrimci olarak görenleri tenzih ederek- devrimci değillerse eleştiririm. Ben devrimciyim ve çoğu öyle değil. Ben işçi sınıfının sendikada değil Türkiye’de de iktidarını önemsiyorum. Ben ölmeden bu topraklarda devrimi göreceğimizi düşünüyorum. Sana ütopik gelebilir, bir başkasına ütopik gelir; Gezi’yi gösteririm. Kadına şiddeti kaldırmayı, yeşili korumayı, çocukların tedirgin olmadığı bir geleceği yani bütün yaşamın güzelleşmesini istiyorum. İşçi sınıfı iktidarı bu demek benim için.
“GERÇEĞİ SÖYLEMEK ZORUNDAYIZ”
Peki şu an Gebze 1 Nolu Şube’de kaç fabrika, işletme ve işçi var?
İşletme olarak bakarsan 26 diyebiliriz ama fabrika olarak 20 fabrika diyebiliriz. Şu an işçi sayımız 6 bine yakın. 7 bini geçmiştik ama bu OVP saldırısıyla üye kaybettik. Bazen gücünüz yetmez daha büyük bir zafer için anlık mağlubiyet yaşayabilirsiniz. Sendikacılık da hayat gibidir. Önemli olan ileriyi hedeflemektir ve fazlasını. Buna rağmen en az işçi kaybeden şubeyiz diyebilirim. Biz fabrikalardan işçi çıkarmak isteyen patrona şart koştuk. Dedik ki, “Eğer işçi çıkaracaksan yerine asla birini alamazsın.” Böylece emeği ucuzlatmayı engelledik. Ha ama buna rağmen biz bu alanda mağlup sayılabilir miyiz? Sendikacılar mağlubiyetlerini söylemek istemezler. Hayır, biz gerçeği söylemek zorundayız. Yalan söyleyemeyiz, önemli olan doğruyu söylemek ve mücadele hattını ona göre kurmaktır. Biz Birleşik Metal olarak kıyasen en öndeyiz ve iyiyiz ama müstakilen değerlendirirsek tarihsel çizgide gerideyiz derim.
Devamı gelecek.