Yeni yıl hayallerimiz ve iş dünyası...

Her yeni yılı, yeni bir dönemin başlangıcı olarak görüyor, yeni umutlar, hayaller, hedefler ve beklentiler olarak değerlendiriyorum. Bir önceki yılı düşünerek hayatı geriden takip etmek çok yarar getirmiyor. Öğrenmek, ders çıkartmak ve öğrenilmiş dersler ile yeni yılı karşılamak insanlık adına en doğru yaklaşım olsa gerek. En azından ben böyle bakıyorum yeni yıllara.

Hal böyle olunca iş dünyasında da doğal olarak iş veren, iş gören, özetle iş dünyasının paydaşı olan her birimiz yeni cari yıla temenniler, beklentiler ve bir önceki dönemden daha iddialı hayalleri oluyor.

2026 yılında da böyle olacak. Yıl sonu organizasyonları, yemekler ve paylaşımlar, yeni hedefler, stratejik planlar.

Yabancı sermaye bu organizasyonlara “Ortak Paylaşım Toplantıları” diyor. Çok sevdiğim bir anlayış ve kültürleri var. “Engage Etmek” diyorlar. Ortak hedefler koymak ve takımı angaje etmek. Biz buna “Taşın altına elini koydurmak” diyoruz. Bu anlayışı mutlaka yakalamalıyız.

Pandemi sonrası alt üst olan tüm dengeler hala ciddiyetini koruyor. Özellikle nakit akışındaki daralma, faiz dengeleri nakit döngüsünü yavaşlamasına yol açtı. Yatımcı elindeki gücü ve sermayesini kamufle etmek, döviz ve altın gibi üretmeden kazandıracak yöntem ve araçları tercih edilmesinin önünü açtı. Girişimci hayallerini ve hedeflerini ertelemek durumunda kaldı. Bazen mevcudu muhafaza etmek başarmak anlamına geliyor. 2025 yılı tamda böyle bir yıl oldu.

Ekonomistler 2026 yılı 2. Çeyreğinden sonra nakit akışının hızlanacağını, yurt içi pazarında da yatırım kanallarının açılacağını, faiz oranlarının düşmesi ile birlikte üretim alanlarının canlılık kazanacağını ön görüyor. Fakat elindeki kısıtlı imkanları ile yatırım ve üretim yapmayı planlayan küçük girişimciler bu tahminin tutmayacağını ön görüyor. Faiz oranlarının düşmesini fırsata çevirmek isteyen küçük işletme ve sermaye sahipleri parasını üretimden ziyade dövize yatırım yapmayı tercih eder ya da tüketim materyallerine yönlendirir ise kısır döngünün oluşmasından endişe ediyorum. Tam da bu noktada hükümet politikaları tüketim ekonomisinden ziyade üretimi teşvik edecek hayvancılık, tarım, sanayi ve hizmet sektörünün önünü açacak teşvikler ve öneriler, projeleri özendirecek yasal düzenlemeleri yapmalıdır. Aksi durumda para yine döviz, altın veya diğer unsurlar olarak yastık altına gidecek ve katma değere dönüşmeyecektir. Oysa tarlamızı ekerek, alternatif üretim projeler yaratarak ve üreterek büyümeliyiz.

Yeni yıl, yapay zekanın da hayatımıza girmesi ile birlikte gelişen teknoloji, sürdürülebilir sermaye araçları ve bilgi teknolojileri, alt yapı otomasyonu ile daha inovatif ve genç neslin ilgisini çekecek, özellikle yetkin ve yetenekli genç ufukları vizyonel deneyimler ile birleştiren kolektif aklın hakim olduğu bir fırsata dönüştürülebilir. Bugün yapamazsak çok daha geç kalacağız. Öz güveni yüksek, yetenekli ve yetkin genç ve dinamik iş gücü gözünü yurt dışı fırsatlarına dikmiş, ülkesine hizmet etmenin ötesinde daha bireysel düşünüyor ve hayallerinin peşinden sürükleniyor. Bugün bunu başaramayan gençlerimiz ise iş gücüne katkı sağlamıyor, evinde ya da nötr kalmayı tercihe diyor. Çok dikkat çekici bir istatistiği paylaşan bir yazı okumuştum. Son 3 yıldır ülkemizin gençlerinin 30%’si ne okuyor ne çalışıyor ne üretiyor ne de değer katıyor. Sadece sosyal medya ve internet alanlarında zaman geçiriyor. Aileye, devlete veya millete katkı üretmek üzere hiçbir hayal kurmadığı gibi kişisel geleceğini de planlamıyor. Bu çok ciddi bir tehlike…Geleceğimize dair bu tehdidi görmezden gelirsek neslimizin yarınlarını yok edeceğiz.

Çözüm için güçlerin birleştirilmesi, cevap vermek için değil; anlamak için tüm tarafların dinlenmesi kamu, sivil toplum kuruluşlarının tüm dinamikleri, iş veren, iş gören ve aile kavramının bir araya gelmesi, sosyal devlet anlayışının geleceğimiz adına inşa edilmesi son derece önemlidir. Siyaset kurumunu bir oluşumun dışında tutmak istedim çünkü bir hükümet meselesi değil ülkemizin, çocuklarımızın ve insanlığın geleceği adına bireysel menfaatlerin ve beklentilerin ötesinde bir bakış açısı oluşturulmalıdır. Son dönem siyasetinde bu bakış ve siyasi kültürün uzağında konumlanmasından dolayı katma değerin ötesinde bir engel teşkil edecektir diye düşünüyorum.

Toplumun genç, dinamik ve hayalleri olan, geleceğini planlayan, yeni yıllara umutla bakan nesillere ihtiyacı olduğunun tekrar altını çiziyor, çocuklarımızın iş gücüne kazandırılacağı, sağlıklı ve üreten bireylerin yetiştirildiği bir ülke hayali ile yeni yılda sağlık, mutluluk ve huzur dolu yarınlar temenni ediyorum. Hoş geldin 2026…