Yaralarını Yol Yapan Kadınlar

Uzm. Klinik Psikolog Leyla Kılıç

Uzm. Klinik Psikolog Leyla Kılıç

Tüm Yazıları

Bazı yaralar insanı kırar, bazı yaralar ise insanın kendine giden yolunu açar.

8 Mart Dünya Kadınlar Günü, kadınların mücadelesini ve direncini hatırlamak için önemli bir gün. Belki de bu yüzden bugün, yaralarını yol yapan kadınlardan söz etmek gerekiyor.

Hayat bazen beklenmedik anlarda ve beklenmedik biçimlerde yaralar bırakır. Kayıplar, hayal kırıklıkları, görülmeyen emekler ve içe atılmış duygular… Bunların her biri insanın iç dünyasında iz bırakır.

Psikoloji bize şunu söyler: İnsan ruhu kırılgan olduğu kadar dirençlidir. Her yara yalnızca bir acı değildir; bazen insanın kendisini yeniden kurmasının da başlangıcıdır. Kadınların hikayesi çoğu zaman tam da burada başlar.

Toplumsal rollerin, görünmeyen sorumlulukların ve duygusal emeklerin içinde kadınlar çoğu zaman yalnızca kendi hayatlarını değil, çevrelerindeki insanların duygusal dünyasını da taşır. Bu yük bazen sessizdir, bazen görünmezdir; ama çoğu zaman derindir.

Psikolojide “travma sonrası büyüme” olarak adlandırılan bir kavram vardır. İnsan, yaşadığı kırılmaların ardından yalnızca yaralanmaz; bazen o kırılmalar insanın kendini yeniden anlamlandırmasına da kapı aralar.

Carl Jung, insanın psikolojik gelişiminin çoğu zaman kırılma deneyimlerinin ardından başladığını söyler. Ona göre ruh yalnızca yaralanan bir yapı değildir; aynı zamanda yaralandığı yerden kendini yeniden kurabilen bir yapıdır.

Viktor Frankl ise insanın en zor koşullarda bile yaşamına anlam katma kapasitesine sahip olduğunu vurgular. Frankl’a göre insanın en temel gücü, yaşadığı acıların içinde dahi bir anlam bulabilme ve o anlam üzerinden yeniden ayağa kalkabilme becerisidir.

Belki de tam bu yüzden bazı yaralar yalnızca bir acı değil; aynı zamanda insanın kendine, hayata ve varoluşuna dair daha derin bir farkındalığın başlangıcıdır.

Japon kültüründe “Kintsugi” adı verilen bir sanat vardır. Kırılan seramikler atılmaz; aksine altınla onarılır. Böylece kırıklar saklanmaz, görünür kılınır ve o nesne eskisinden daha değerli hale gelir. İnsan ruhu da bazen böyledir. Kırıldığımız yerler, saklanması gereken kusurlar değil; bazen bizi biz yapan izlerdir.

Kadınların hayat hikayelerinde sıkça gördüğümüz şey de budur. Birçok kadın, hayatın açtığı yaraları yalnızca taşımakla kalmaz; o yaraların içinden yeni bir yol açmayı da öğrenir.

Acıyı inkar etmeden…

Kırıldığı yerden yeniden ayağa kalkarak…

Ve çoğu zaman başkalarının yarasını da anlayabilecek bir derinlik kazanarak.

Belki de kadınların gücü tam olarak burada saklıdır. Direnç göstermekten öte, yaşadıklarını bir anlamın parçasına dönüştürebilme becerisinde.

Kendi yarasını tanıyan bir kadın, başkasının yarasını da görebilir.

Kendi karanlığından geçen bir kadın, başkasına da ışık olabilir.

Bu yüzden kadınların hikayesi yalnızca bir mücadele hikayesi değildir. Aynı zamanda bir dönüşüm hikayesidir.

Hayatın açtığı yaraları bir yük olarak taşımak yerine, o yaraların içinden yeni bir yol açabilmek…

Çünkü bazı kadınlar yaralarını taşımakla yetinmez; o yaralardan bir yol yapar.

Yaralarını yol yapan tüm kadınlara…