ÜÇ...

Şevval Gerz

Şevval Gerz

Tüm Yazıları

Merak ediyorum da insan ilk arkadaşını hatırlar mı acaba? Bir oyun parkında, kum havuzunda birlikte oynadığımız o kişi? Minik sıralarda silgimizi paylaştığımız o kişi? Ya da belki çok bambaşka bir yerde, farkında bile olmadan bütün çocuksu dertlerimizi konuştuğumuz ve sonra bir daha hiç karşılaşmadığımız o kişidir?

Fakat benim için öyle değil. Benim ilk arkadaşım bir parkta değil; bir hastane odasında ya da bir evin salonunda, henüz ben farkında bile değilken orada olan kişiydi. Dünyaya gözlerimi açtığım ilk anda, "Abla oldum" diye minicik yüzüne kondurduğu minicik gülümsemeyle beni karşılayan o kişiydi. Birlikte oynadığımız, başı sonu olmayan oyunlarda eğlenmek için birbirimizden başka hiçbir şeye ihtiyaç duymayan o küçük halimiz...

Bütün sırlarımı anlattığım en yakın arkadaşım, en çirkin yanımı gösterdiğim (aynı zamanda en çirkin halini gördüğüm) baş düşmanım, bebeğime koltuk değneği yapan mucidim, kahkahalarımı ve gözyaşlarımı paylaştığım ablam.

Zaman, o kum havuzundaki çocukları büyüttü; oyunlar değişti, dertler serpildi, dizimizdeki yaralar, kolumuzdaki kırıklar yerini ruhumuzdaki çiziklere bıraktı. Ama o gün bebeğimin kırık bacağına koltuk değneği yapan o eller, bugün hayatın her tökezlemesinde yine aynı ustalıkla uzanıyor. Değnek dahi olmadan birbirimize sarılarak kalkıyoruz ayağa. En azından sen kalkıyorsun, hehe.

Artık oyun oynamıyoruz belki ama hayatın o karmaşık labirentinde, arkama baktığımda orada olduğunu bilmek bana hâlâ çocukluğumdaki o korkusuzluğu veriyor. “Abla” dediğim anda bir şeylerin hallolacağını biliyorum.

Arkadaşım olduğun için teşekkür ederim. Ablamatik’in seni çok seviyor.