Emin Alper’in Sahnedeki İlk İmzası: Maskelerin Ardında Bir "Öteki"
Dostoyevski'nin “Öteki” adlı romanından uyarlanan oyun; Erdem Şenocak, Cem Yiğit Üzümoğlu, Gökhan Yıkılkan ve Derya Karadaş gibi güçlü isimleri bir araya getirdi. “Öteki” Emin Alper’in uyarladığı ve yönettiği ilk tiyatro oyunu olmasıyla dikkat çekiyor. Daha önce Kurak Günler, Kız Kardeşler, Tepenin Ardı ve Kelebekler filmlerine imza atan Emin Alper, sinematografik gözüyle Öteki oyununa özgün bir deneyim sunuyor.
Kara mizah olarak karşımıza çıkan Öteki, Burak karakterinin (Erdem Şenocak) kendisine tıpatıp benzeyen fakat zıt karaktere sahip bir adamla (Cem Yiğit Üzümoğlu) karşılaşmasını ve bunun üzerinden şirket ilişkilerini, entrikaları, dedikoduları, yalanları ve ikiyüzlü ilişkileri konu alıyor. Kitabın aksine günümüze uyarlanan oyun, toplumsal baskılardan çok insan karakterini yıpratan unsurlara odaklanmış. Beyaz yakalıların dünyasında bankada çalışan bir memurun istediği başarıya, sevdiği kadına, dostuna, sadık bir hizmetliye ulaşamaması ve paranoyak davranışları, utangaçlığı, korkusuyla karşımıza çıkıyor. Emin Alper, karakter üzerinden değersizliği etkili bir şekilde ele almış. Burak’ın “Ben sadece baloda maske takarım, diğer insanlar gibi değilim” dediği noktadan kendisine tıpatıp benzeyen bir adamla karşılaştığında, iç içe geçmeleri ve oyun ilerledikçe birbirlerini maske gibi kullanmalarına kadar geliyor. Dinamik bir yapı oluşturuyor. Fakat kullanılan maske ve Emin Alper’in de dediği gibi idealize edilen “ben” kavramının oyunda daha iyi işlenmesini beklerdim. Dinamik yapı bir noktadan sonra düşüyor ve kitabı okumayan bir izleyici için maske metaforu oturmamış olabiliyor. Beni geren ve hikâyede tutan unsur karakterlerin birbiriyle olan gerilimiydi. Aralarındaki çatışma seyri yükseltti. Oyunun sonunda ne olacağıyla ilgilenmemeye başladım. Özellikle karakterin psikolojisi üzerine düşündürdü. Oyunu izlemeden önce beklentim de bu yöndeydi. İnsanın öteki yüzüyle çatışması, iç sesini bastıramayışı, yorgunluğu, bütün gereksiz çabaları ön plandaydı. Aynı zamanda Burak karakterinin sevimsizliği oldukça rahatsız ediciydi.
AYNANIN ÖTEKİ YÜZÜ
Burak’ın kafasında idealize ettiği ötekisi bir alter ego olarak karşımıza çıkıyor. Üzümoğlu’nun oynadığı öteki Burak karakteri sinsi, başarılı, yüksek enerjili, iyi konuşmasını bilen ve ezen bir güç konumunu oluşturuyor. Kendi yarattığı egoda ezilen Burak, ötekiyle yüzleşerek içinden çıkamadığı bir döngüye giriyor. Toplumsal mücadeleden insanın kendisiyle mücadeleye geldiğimiz bu çağda Dostoyevski'nin romanı bu kadar güzel anlatılmazdı. Sahnede yoğun bir şekilde kullanılan aynalar ve aynaların sembolize ettiği anlam dikkat çekiciydi. Erdem Şenocak ve Cem Yiğit Üzümoğlu’nun aynanın iki tarafında karşılıklı performansları izlemeye değerdi. Kitapta ayna, karakterin bakıp rahatlama duygusu yaşadığı ve karakterin parçalanmışlığını, deliliğini tetikleyen bir anlam taşıyordu. Yüzünde bir değişiklik olmadığını gören karakterin huzursuzluğunu gideren bir işlev görevindeyken anlamı değişerek katmanlaşıyordu. Oyunda ise Burak’ın aynada öteki yansımasıyla yaşadığı paranoyaklığı oldukça güzel işlenmiş. Karakterin içinde bastırdığı duyguları aynada görmesi ve her baktığında yüzleşmesi, insanın ötekisiyle kurduğu en karmaşık yapı haline geliyor. Ayna gerçekleri olduğu gibi bazen de algıladığımız gibi yansıtır. Carl Jung'un kuramı olan persona, Burak’ın takındığı benliğidir. Bir tarafta içine kapanık bir tarafta ise sosyal ve ilişkilerini çıkarına göre hareket ettiren iki Burak görmemizin nedeni budur. Burak'ın koptuğu nokta ise ötekiyle kurduğu derin özdeşleşmedir. Parçalanan Burak, uyum sağlamamaya başlar. Bir ayna gibi kırılır ve gölgesinde kaybolur. Sahnede aynalarla kurulan ilişki bunu başarılı bir şekilde yansıttı. Emin Alper’in sahnelemesinde en çok sevdiğim kısım bu oldu.