Yücelikten Gülüşe: Korkunun Yenilgiye Dönüştüğü An

Melih Can Şenol

Melih Can Şenol

Tüm Yazıları

Yücelik karşısında duyduğumuz o etki, her zaman biraz yanılsama taşır. Karşımızda devasa bir güç durur — ya da biz öyle sanırız. O güç bizi kendimize rağmen etkiler, büyüler, hatta teslim alır. Biz edilgen, o ise etkin görünür. Oysa gerçekte bu tablo baştan aşağı tersine çevrilebilir. Çünkü yüceliğin asıl kaynağı dışarıda değil, içimizdedir. Şaşkınlıkla baktığımız o “yüce nesne”, aslında kendi içimizde uyanan yaratıcı enerjinin yankısıdır.

Fakat insan zihni bu gerçeği kolay kabullenmez. Tarih boyunca nesneleri büyüttük, kendimizi küçülttük. Dağlara, tanrılara, krallara, hatta fikirlere yücelik atfettik. Sonra bir gün fark ettik: o büyüklük, aslında bizim içimizde doğan bir yanılsamaydı. Ve bu fark edişle birlikte dengeler değişti. Artık nesneleri yüceltmiyor, tam tersine küçümsüyoruz. Yüceliğin karşısına gülmeyi koyduk.

Bir zamanlar korktuğumuz şeye gülmeye başladık. Bu, insanoğlunun estetik devrimidir. Komik olan, yüce olana karşı bir isyandır — hem de zarif bir isyan. Bir dağın tepesinde değil, bir kahkahanın içinde gerçekleşir. Hobbes’un dediği gibi, “ani bir zafer” hissidir bu. Kendilik bilincinin zaferi.

Ne var ki gülmek, basit bir küçümseme değildir. Gerçek mizah, yüce olanın çöküşünden doğar. Bir estetik çöküştür bu — trajedinin hemen kıyısında duran bir komedi. O yüzden en derin gülüşlerde hep bir hüzün bulunur. Mizah, melankolinin maskesidir; trajedinin kahkahaya bürünmüş hâlidir.

Belki de bu yüzden insan gülerek özgürleşir. Çünkü gülmek, artık korkmadığını ilan etmektir. Yüceliğin büyüsünü bozmak, ona ait gücü geri almak, yani yeniden kendine dönmektir. Ve belki de en yüce olan şey, artık hiçbir şeyden yücelik yaratmamaktır.