Sanat felsefesi bakımından 'güzel'
Sanat eserlerinin her zaman güzellik kategorisi altında değerlendirilmediği; kimi zaman yücelik, trajik olan, komik olan ya da acıma duygusu gibi farklı estetik yönelimleri öncelediği rahatlıkla gözlemlenebilir. Bu durum, güzelliğin diğer estetik niteliklerden ayrıştırılabildiğini gösteren gündelik yargılarda da karşılık bulur. Nitekim bir eserin “güzel” olmaktan ziyade “görkemli” olarak nitelendirilmesi ya da bir kişinin “güzel” değil ama “hoş” olarak tanımlanması, estetik değerlerin hiyerarşik ve ayrımlı bir biçimde kavrandığını ortaya koyar. Buna karşın güzellik, çoğu zaman diğer estetik niteliklerle eşdeğer bir kategori olarak değil, sanatın ulaşması gereken ideal ve üstün bir ölçüt olarak düşünülür.
Eğer yüce, komik ve benzeri estetik nitelikler güzel olanın türleri olarak kabul edilecekse, bir sanat eserinin öncelikle güzel, ardından yüce ya da komik olduğu ileri sürülmelidir. Ancak estetik deneyimin somut örnekleri bu varsayımı her zaman doğrulamaz. Zira kimi eserler hem yüce hem de komik olarak nitelendirilirken, bazı durumlarda bir eserin yüce, komik ya da trajik olduğu hâlde güzel olmadığı yönünde yargılarla da karşılaşılır.
En yüksek düzeydeki güzellik, yüceyi, komiği ve diğer estetik biçimleri kendi içinde yardımcı ve tamamlayıcı unsurlar olarak içerir. Bu biçimler, güzelliği meydana getiren bütünün ayrılmaz parçalarıdır. Örneğin bir fıkra, kendi sınırları içinde güzel olarak değerlendirilebilir; ancak yalnızca bir fıkra olması, onun estetik kapsamının sınırlı kaldığını gösterir. Bu sınırlılık, söz konusu nesneyi “güzel” olarak adlandırmakta tereddüt edilmesine ve onun daha ziyade “komik” olarak tanımlanmasına yol açar.
Sonuç olarak, güzelliğin farklı biçimleri birbirini dışlayan kategoriler olarak değil, karşılıklı olarak birbirlerini ima eden ve bir araya geldiklerinde estetik değeri eksiltmekten çok zenginleştiren görünümler olarak anlaşılmalıdır.