Mitostan Logosa

Melih Can Şenol

Melih Can Şenol

Tüm Yazıları

Batı düşünce tarihinin en radikal kopuşu, insanın evrene dair sorduğu soruların niteliği değiştiğinde gerçekleşmiştir. Batı Anadolu kıyılarındaki liman kentlerinde filizlenen bu değişim; dünyayı tanrıların keyfi müdahaleleriyle değil, kendi içkin yasalarıyla anlama çabasıdır. Bu çabanın merkezinde ise tek bir kavram durur: Arkhe.

Felsefe geleneğinde "fizikçiler" (physiologoi) olarak anılan Sokrates öncesi düşünürler, arkhe kavramına "başlangıç", "ilke" ve "ana madde" gibi anlamlar yüklemişlerdir. Metafiziğin ve doğa bilimlerinin kurucu unsuru sayılan bu arayışın öncüsü, Felsefenin babası kabul edilen Thales'tir. Thales, "Her şeyin arkhe’si sudur" diyerek, çeşitlilik arz eden fenomenler dünyasının gerisinde kalıcı ve birleştirici bir cevher olduğunu ileri sürmüştür.

Thales’in bu çıkarımı, sadece bir madde tayini değil, aynı zamanda metodolojik bir devrimdir. Doğayı yine doğadan hareketle açıklama gayesi, teolojik açıklamaların yerini rasyonel gözlemin almasını sağlamıştır. Nitekim Thales’in bu sonuca, yüksek dağlarda bulduğu deniz canlısı fosilleri gibi ampirik verilerden hareketle ulaştığına dair anlatılar, bilimsel metodolojinin erken izlerini taşır.

Thales’in başlattığı bu gelenek, öğrencisi Anaksimandros ile çok daha rafine bir seviyeye taşınmıştır. Arkheyi su gibi belirli bir elementle sınırlamanın mantıksal çıkmazlarını fark eden Anaksimandros, Apeiron (sınırsız, belirsiz, sonsuz) kavramını ortaya atmıştır. Bu hamle, düşünce tarihinde somut maddeden soyut kavrama geçişin en kritik eşiğidir. Ona göre var olan her şey, bu sınırsız kaynaktan doğar ve yine zorunlu olarak oraya döner.

Daha sonra Anaksimenes, arkheyi "hava" olarak tanımlayarak, evrenin oluşumunu seyrekleşme ve yoğunlaşma gibi fiziksel süreçlerle temellendirmiştir. Bu yaklaşım, evrenin durağan bir yapı değil, belirli yasalar çerçevesinde işleyen bir süreçler bütünü olduğu fikrini pekiştirmiştir.

Miletli düşünürlerin arkhe arayışı, iki büyük devrimin kapısını aralamıştır. Birincisi, evrenin bir Kosmos (düzenli bütün) olduğu ve bu düzenin insan aklı tarafından kavranabileceği inancıdır. İkincisi ise, arkhenin sadece bir "kaynak" değil, aynı zamanda tüm değişimlerin temelinde yatan bir "ilke" olduğu gerçeğidir.

Günümüzde modern fiziğin "temel parçacık" veya "enerji" arayışı, aslında binlerce yıl önce Anadolu kıyılarında yankılanan o kadim sorunun sofistike bir devamından başka bir şey değildir. Arkhe, insanlığın bilinmezlik karşısında rasyonaliteye tutunarak attığı ilk ve en sağlam adımdır.