Mirza Alekber Sabir ve değişmeyen bazı şeyler

Melih Can Şenol

Melih Can Şenol

Tüm Yazıları

Mirza Alekber Sabir, 1862-1911 yılları arasında yaşamış bir Türk şairi. Sadece yaşadığı yıllar düşünüldüğünde bile mücadele dolu bir hayat geçirdiği rahatlıkla anlaşılabilir. Babası tarafından molla olması için gönderildiği medreseyle başlayan eğitim hayatı 1874 yılında, Rusça ve Türkçe derslerin okutulduğu Meclis Mektebi’nde devam etmiş. Ta ki babası onu okuldan alıp bakkal dükkânında çalıştırmaya başlayana kadar.

BAKKAL DÜKKÂNINDAN DOĞAN HALK DEHASI

Meclis Mektebi’ndeki hocası şair Hacı Seyyid Azim Şirvânî’nin tedrisatında 2 yıl geçiren Miraz Alekber, Türkiye’den İran’a Doğu Türkistan’dan Balkanlara kadar yayılan şiirlerinin ilk örneklerini burada vermişti. Hocasının şiirlerine nazireler yazarak geçirdiği 2 yılın ardından çalıştığı bakkal dükkanında da şiirler yazmaya devam etti ve belki de hayatının geri kalanını imleyen Sâbir mahlasını bu dönemde ekledi adına. Çünkü Mirza Alekber’e artık sabır, dayanma gücü gerekiyordu. Çeşitli dergilerde gazetelerde yazılar yazdı. Şiirler yayınladı. Geçim derdiyle boğuştu. 1906 yılında Molla Nasreddin mizah dergisinde yayınladığı manzumelerle beylerin, siyasî çevrelerin nefretini kazandı. Tehditlere maruz kaldı. Şiir yazmaya devam etti. 1910 yılında ise henüz 48 yaşındaki Sâbir karaciğer hastalığına yakalandı. Tedavi masrafları için evinin eşyalarını satmak zorunda kaldı. Ancak tedaviler sonuç vermedi ve Sâbir 12 Temmuz 1911 yılında hayata gözlerini yumdu.

İşte İslam dünyasında halkın topladığı paralarla heykeli dikilen ilk büyük adam bir bakkal dükkânında böyle doğdu.

HALKIN DİLİYLE HALK İÇİN HALKA KARŞI

Sâbir’in yaşamından kısa ama çok kısa bir biçimde bahsettim. Çünkü asıl maksadım Sâbir’in biyografisini yazmak değil, bize neler söylediğini konuşmak. (Hayatının detaylarını merak edenler İslâm Ansiklopedisi’inde ilgili maddeyi okuyabilir ve daha derin okumalar için kaynakçayı takip edebilirler)

Sâbir, büyük bir ustalıkla kullandığı anadili Türkçe’nin yanı sıra Rusça ve Farsça bilen; Fars ve Osmanlı şiir birikimine sahip, İran, Fransız ve diğer Avrupa şiiri hakkında iyi düzeyde bilgisi olan bir entelektüel. Halk tarafından heykelinin diktirilmesi de bu geniş birikimini halk için kullanmasından ileri geliyor. Aslında o dönemlerde halkçı, hürriyetçi düşünceler Ortadoğu modernleşmesinin karakteristik özelliklerinden biri. Ancak Sâbir’i çağdaşlarından en ayırt edici tarafı halk diliyle yazdığı ve ‘beylerin’ nefretini kazanmasına sebep olan hicivleri.

Dönemin siyasi kargaşası içerisinde İslâmcılık, Türkçülük ve sosyalizm gibi ideolojilerden belirli ölçülerde etkilense de hiçbiriyle doğrudan bir bağ kurmamış. Sabir’in şiirlerinde kendisini gösteren mizahi, ironik ve sert üslubun doğrudan bu yönüyle ilişkili olduğunu düşünüyorum. Çünkü ideolojinin sınırları, şiirin yaratıcı ve yansız iklimiyle örtüşmez. Ya da Cemil Meriç’in ifadeleriyle, “İzm’ler (ideolojiler) idrakimize giydirilmiş deli gömlekleridir.

Yalnız burada bir ideolojiye bağlanmamış olması ve yansızlık olarak nitelediğim yönü yanlış anlaşılmamalı. Bahsi geçen yansızlık aslında herkesi eleştirebilme hürriyeti anlamına geliyor ve Sâbir’in şiiri tam olarak budur. Bilgindir, bilginleri eleştirir. Müslümandır ama kendi menfaatlerinin peşinde koşan din adamlarını taşlar. Halkçıdır fakat halkın taassubuna karşıdır ve tüm bunları halk için yapar. Yani hangi dünyaya kulak kesilmişse öbürüne sağır olmamak... Sabir’in yazdıklarının hala bugüne ait olmasını sağlayan da tam olarak bu. Çünkü yansız söylenen söz çağını aşar.

***

DEĞİŞMEYEN BAZI ŞEYLER

Bu yazıyı yazmama sebep olan Miraz Alekber Sâbir’in Hophopname adlı eserindeki Bir Mecliste On İki Kişinin Sohbeti adlı manzumeye Sabir’in manifestosudur demek çok da yersiz olmaz sanırım:

Bir Mecliste On İki Kişinin Sohbeti

VEKİL

Haksıza haklı deyip çok günaha batmışım.

HEKİM

Derdi teşhis etmeyip hısım akraba ağlatmışım.

TACİR

Ben helal ile haramı birbirine katmışım.

AĞITÇI

Halkın parasını alıp gözlerini ıslatmışım.

DERVİŞ

Nerde bulsam söz açıp bin bir yalan satmışım.

SOFİ

Gece gündüz hak deyip herkesi oynatmışım.

MOLLA

Günde bir fetva verip halkı çok aldatmışım.

BİLGİN

Ümidimi kesmişim, bütün bir uruğu* atmışım.

CAHİL

Ortada keyf eyleyip her merama çatmışım.

ŞAİR

Bülbüle, güle, aşka dair yalanlar fırlatmışım.

HALK

Anlamam bir şey, cehalet uykusuna yatmışım.

GAZETECİ

Ben gazetem dolsun diye yazıyı uzatmışım.

*Uruğu: İnsanlık