Koku

Melih Can Şenol

Melih Can Şenol

Tüm Yazıları

Patrick Süskind’in 1985 yılında yayımlanan Das Parfum (Koku) adlı eseri, post-modern Alman edebiyatının en önemli yapıtlarından biri kabul edilmektedir. Eser, koku duyusu üzerinden inşa edilen özgün kurgusuyla kısa sürede küresel bir başarı elde etmiş ve 1987 yılında Türkçeye kazandırılmıştır. 2006 yılında Tom Tykwer tarafından sinemaya uyarlanan roman, 18. yüzyıl Fransası’nın sosyo-kültürel yapısını ve dönemin bedensel algısını merkezine alır.

Eserin başkişisi Jean-Baptiste Grenouille, toplumsal normların ve insani duyguların tamamen uzağında konumlandırılmış bir anti-kahramandır. Grenouille’in en belirgin özelliği, tüm nesne ve canlıların kokusunu en ince ayrıntısına kadar ayırt edebilen olağanüstü koku alma duyusuna karşın, kendisinin bir vücut kokusuna sahip olmamasıdır. Bu durum, ontolojik bir boşluğun imgesidir.

Süskind, eserde kokuyu sadece biyolojik bir olgu olarak değil, toplumsal iktidarın ve manipülasyonun bir aracı olarak kullanır. Grenouille, başkalarının kokularını çalarak yapay bir benlik inşa ederken, aslında insan doğasının zaaflarını ve duyuların aldatıcılığını sergiler. Bu yönüyle roman, bireyin toplum içindeki izolasyonunu ve "öteki" olma durumunu işleyen derin bir alegori sunar.

Eserin final bölümü, rasyonel düzlemin dışına çıkarak grotesk ve sarsıcı bir nitelik kazanır. Grenouille’in yarattığı kusursuz koku aracılığıyla elde ettiği güç, onu bir tanrı mertebesine yükseltse de bu durum onun içsel boşluğunu doldurmaya yetmez. Bu noktada Süskind’in kurgusu, Franz Kafka’nın eserlerinde görülen absürt ve trajik sonlarla benzerlik gösterir; bireyin kendi yarattığı mükemmelliğin içinde yok oluşunu simgeleyen bir trajediye evrilir.