Düşünce ve imgelem
Sanatta her zaman bir özne ile bir nesne, başka bir deyişle düşünen ile düşünülen arasında bir ilişki vardır. Bu ilişkide öznenin temel edimi tahayyüldür. Sanatsal nesne, gerçeklikten bağımsız olarak imgelem yoluyla kurulan hayali bir nesnedir; bireysel ve deneyimsel tahayyül edimi bu nesneyi bizzat yaratır. Buna karşılık bilgi alanında nesne gerçektir. Bilme edimi nesneyi varsayar, ancak onu meydana getirmez. Dolayısıyla sanat ile bilgi arasındaki temel ayrım, özne–nesne ilişkisinin niteliğinde ortaya çıkar.
Tahayyül etmek, gerçek ile gerçek olmayan, hakikat ile sahte arasındaki düşünsel ayrımın askıya alındığı bir bilinç durumunu ifade eder. Bu nedenle tahayyül, bir düşünme türü değildir; aynı şekilde düşünme de tahayyülün bir alt biçimi olarak görülemez. Düşünme, hakikat ile sahtelik arasında ayrım yapmayı gerektirir. Ancak bu ayrımın yapılabilmesi, söz konusu ayrımın henüz mevcut olmadığı bir bilinç evresini zorunlu kılar.
Yadsınan ya da yanlış olduğu ileri sürülen bir şeyin öncelikle tahayyül edilmesi gerekir; aksi takdirde yadsınacak bir içerik söz konusu olamaz. Benzer biçimde, doğru olduğu savunulan bir düşünce de önce tahayyül edilmelidir; çünkü bir şeyin doğru olup olmadığını sorgulamak, onu başlangıçta doğru olabilirmiş gibi varsaymayı gerektirir. Bu bağlamda imgelem ile düşünce arasındaki ilişki tek yönlüdür: Düşünce, imgelemi zorunlu olarak gerektirir; ancak imgelem, düşünceyi gerektirmez.