Büyük sessizlik
Nietzsche’ye göre nihilizm, “en büyük değerlerin kendi öz-değerlerini düşürmesi”dir. Başka bir deyişle, insanın yaşama anlam veren bütün inançlarının kendi elleriyle yıkılmasıdır. Tanrının ölümü, işte bu çöküşün simgesidir. Artık insanın “neden?” sorusuna cevap verecek bir otoritesi kalmamıştır. Cevapsız kalan bu sorunun ardından büyük bir sessizlik başlar: anlamın, değerin ve amacın sessizliği. Nietzsche’nin deyişiyle, insan artık nihilizme karşı savunmasızdır.
Bu sessizlikte insan, kendi değerinin dayandığı zemini kaybeder. Bir zamanlar Tanrı’nın varlığıyla meşrulaştırdığı “insan değeri”, şimdi boşlukta asılı kalmıştır. Nietzsche, bu boşluğu doğuran sürecin Avrupa kültürünün derinlerine işlemiş Hristiyan ahlâkından kaynaklandığını söyler. Hristiyanlık, bir dönem insana değer atfeden bir “panzehir”di. İnsanın küçüklüğüne rağmen ona mutlak bir anlam veriyor, acılarına bir amaç yüklüyordu. Fakat bu inanç sistemi çöktüğünde, o anlam da beraberinde yok oldu. Nietzsche’ye göre Hristiyanlık kendi ilacını zehre dönüştürdü; insanı koruyan değer, sonunda insanı hiçliğe teslim etti. Nihilizm, bu teslimiyetin adıdır. İnsanın kendi kendine verdiği bütün anlamların sönmesi, inandığı her hakikatin bir yalan olduğunun fark edilmesidir. Nietzsche bu farkındalığı “radikal nihilizm” diye adlandırır. Bu, insanın artık hiçbir kutsal değerin ardına saklanamayacağını anladığı andır. “Kutsal”ın yitimiyle birlikte, insanın içindeki boşluk büyür — ama aynı zamanda yeni bir özgürlük de doğar. Çünkü Tanrı’nın yokluğunda insan, kendi tanrısallığıyla yüzleşmek zorundadır.
Nietzsche, nihilizmi yalnızca felsefi bir sorun olarak değil, bir ruh hali olarak da görür. Ona göre bu ruh halinin üç aşaması vardır: İlkinde, insan amaçsızlıkla karşılaşır ve büyük bir hayal kırıklığı yaşar. İkincisinde, kendini bir bütünün parçası gibi hissetmeye çalışır; “her şeyin bir anlamı var” diyerek kendi hiçliğini örtmeye çalışır. Üçüncü aşamada ise artık dayanacak bir öte dünya kalmaz. İnsan, içinde yaşadığı dünyayla baş başa kalır — ve işte o anda gerçek nihilizm başlar. Artık dayanacak hiçbir “öte” yoktur; yalnızca dayanılması gereken “şimdi” vardır.
Nietzsche, bu tabloyu çizmekle yetinmez; nihilizmi iki biçimde ayırır: Pasif nihilizm, yaşamın anlamını yitirmesiyle birlikte içine çöken, güçsüz bir ruhun durumudur. Aktif nihilizm ise yıkımı bilinçli biçimde yaşayan, eski değerleri yok ederek yenilerini yaratma cesaretini gösteren ruhtur. Birincisi tükeniştir; ikincisi, yeniden doğuşun habercisi.
Belki de Nietzsche’nin asıl mirası tam burada yatıyor: Hiçlik karşısında çaresizliği değil, yaratmaya öneriyor. Tanrının sessizliğinde insanın kendi sesini duyması gerektiğini söylüyor. Çünkü anlamın ölümüyle başlayan şey, aynı zamanda anlamın yeniden doğabileceği yerdir. Nihilizm, yaşamın sonu değil; yaşamı yeniden istemenin, onu baştan kurmanın zorunlu başlangıcıdır.