Bir portre denemesi: Thomas Mann
Thomas Mann, 6 Haziran 1875’te Lübeck’te, varlıklı bir tüccar ailesinin ikinci oğlu olarak dünyaya geldi. Babası Johann Heinrich Mann, kentin maliye senatörlüğünü yapmış, aileye hem ekonomik güvence hem de bir burjuva disiplini miras bırakmıştı. Mann’ın çocukluğu refah içinde geçti; ancak bu düzen, babasının 1891’deki ölümüyle birlikte sessizce dağıldı. Şirket satıldı, mülkler elden çıkarıldı ve geriye yalnızca faiz geliriyle sürdürülen bir hayat kaldı. Bu kırılma, Mann’ın yazarlık kaderinin de başlangıcı oldu.
Mann, kuldan nefret ediyordu. Ortaokulu bitirir bitirmez Lübeck’i terk edip annesi ve kardeşleriyle Münih’e taşındı. Bir yangın sigortası şirketinde çalışmaya başladı ama masa başı işler ona göre değildi. Onu asıl cezbeden şey yazmaktı. İlk edebi denemeleri 1894’te yayımlandı; Gefallen adlı metni ve şiirleri, dönemin edebiyat dergilerinde yer buldu.
1933’te Nazilerin iktidara gelişiyle birlikte Almanya’dan ayrılmak zorunda kaldı. Önce İsviçre’ye, ardından Amerika Birleşik Devletleri’ne geçti. 1944’te ABD vatandaşlığına kabul edildi, ancak sürgün duygusu hiçbir zaman tam anlamıyla dinmedi. 1952’de yeniden İsviçre’ye döndü ve yaşamının son yıllarını burada geçirdi.
Mann, yalnızca büyük romanların yazarı değil, aynı zamanda derin bir içsel gerilimin taşıyıcısıydı. Eserlerinde otobiyografik unsurlar bulunduğunu reddetse de, ölümünden sonra açılan günlükleri bu iddiayı zorlaştırdı. Günlükler, Mann’ın bastırılmış arzularını, özellikle eşcinselliğiyle olan sancılı mücadelesini açıkça ortaya koyuyordu. Venedik’te Ölüm’deki Aschenbach karakteri ve Tadzio figürü, bu içsel gerilimin en estetik ama en sarsıcı yansımalarından biridir. Alman edebiyatının bu büyük ismi Thomas Mann, 12 Ağustos 1955’te, 80 yaşında Zürih’te hayata veda etti.