Bir büyük hayat varmış, acıları bölüp birleştiren: Kendimden utanmam için bir sebep daha
Herkesi ve her şeyi ısırıyor kelimeleri. Sesi; çivinin batmaya eğilimi ya da bıçağın kesmeye durduğu belki... Parmakları birbirini yontuyor: Huzursuzluğun sayfalarını çevirir gibi. Dışa dönük gözleriyle cansız, adımlarıyla tedirgin. Dokunsanız kırılacak sanki. Bir kadın desem ona; değil. Bir erkek desem; hiçbir erkeğin bir oğlu olamaz. Onun bir oğlu var, ölü de olsa... Bir kadın ve bir oğulun hayaleti o.
Otobüste karşılaştım onunla. (Şaşılacak bir şey yok. Hayaletler de ölüler de ya ansızın çıkar insanın karşısına ya da hiç çıkmaz.) Öfkeyle söylenerek geçip oturdu boş bir koltuğa. Söylenmek için bir göz aradı. Bir tür delilik sezdim onda. Kaçırdım gözlerimi. Bir kulağıma kulaklığımı yerleştirdim. Hemen yanında oturan bir kadında buldu aradığını ve “19 yaşında oğlum öldü” dedi. Kulaklığımı çıkardım.
Acının hiddetiymiş sesindeki. O yanındaki kadına anlattı ben dinledim. Oğlu motorlu kuryelik yapıyormuş. Sanırım beş altı ay kadar önce İzmit’in kazalarıyla meşhur Santral Yokuşu’nda bariyerlere çarpıp hayatını kaybetmiş. Tek başına büyütmüş onu. 15 yıl olmuş kocasından ayrılalı. Sık sık “hayat işte hayat” diye tekrarlıyor. Ağır ilaçlara başlamış o günden sonra. “İşte yeni yeni otobüslere binmeye başladım” diye anlatırken hayat el yükseltiyor resmen.
Söylendiği, derdini anlattığı kadın “ben de oğlumu kaybettim, benim de oğlum motorlu kuryelik yapıyordu. Bir gün Santral Yokuşu’nda kaza yaptı ve öldü” dedi. İçimi büsbütün bir gariplik sardı. Herkesin bir hayatı var sanırdım, meğer bir büyük hayat varmış; acıları bölüp birleştiren...
DELİRME HAKKI
Ve ben bu anlatının tanığı olan kişi; biraz utandım kendimden. Dedim ya ‘bir tür delilik sezdim onda’ diye. Aslına bakarsanız haksız sayılmam bu sanımda. Sert kelimeleri ve keskin vücut hareketleriyle günlük yaşamın duyarsız akışı için sakıncalı olan bu kişide bir delilik belirmişti. Fakat buna hakkı yok mu? O bir göz ararken ben vardığım yargının kibriyle gözlerimi kaçırdım. Bu utanmam için yeterli bir sebep. Ancak bana ‘biraz utandım’ dedirten şey ise duyduğum ilk cümleden sonra kulaklığımı çıkartmam ve kaçırdığım gözlerimle hiç bilmeden bambaşka bir karşılaşmanın vesilesi olmak. Burada ‘biraz’ diyebilmeyi bir hediye olarak kabul ediliyorum. Hayat işte hayat...
DERS
Yönetmen Ingmar Bergman; ruhu, kırmızı bir zar gibi düşlüyorum diyordu bir röportajında. Oldukça sıcak bir biçimde seziyorum bunu. İnsan olsun hayvan olsun, gözlere iyice bakınca arkasında hemen arkasında sanki bir şey durur gibidir. Sıcak, kızıl ve tül gibi ince...