Samanlı Dağlarında Mayıs Neşesi
Mayıs, kasım günlerinin sona erdiği, Hızır günlerinin başladığı aydır. Rengarenk çiçeklerin kokuları arasında, yakıcı yaz günlerine yumuşak ve ılık bir geçiştir. Tevfik Fikret'in deyimiyle, "sâf u dilber, şûh u sevdakâr bir köylü kızdır" mayıs. En mühimi, gül vaktidir. Anadolu’da, mayıs havası için, “Dışarıda gül üşümüyor.” denir. Gül üşümüyorsa insan da üşümez. Artık, soğuk fırtına endişesi biter.
Şeyhülislâm Yahyâ Efendi, gül vaktinde kıra bayıra gitmek varken başka işlerle uğraşmayı doğru bulmuyor.
Evrâk-ı bahârı görelim sahn-ı çemende
Gül mevsimidir deftere dîvâna bakılmaz
Birkaç gün evvel sabahın erken vakti hem evrâk-ı baharı görmek hem de Soğuksu çeşmesinden su doldurmak için Bahçecik’e doğru yola çıktım. Çeşme başında kimse yok. Epey erken gelmişim. Hadi biraz orman yolunda Servetiyekarşı köyüne doğru gideyim dedim. Aman Yarabbi bu nasıl bir güzellik! Bu nasıl bir manzara! Ağaçlar yeşermiş. Böğürtlenler, kuşburnular çiçek açmış. Bir yerlerden şırıl şırıl akan derenin sesi geliyor. Dönerken su doldurdum. Bu suyun çayı başka oluyor.
Bu beldeye taşındığımızda ilk işim, etraftaki çeşmeleri keşfetmek oldu. Soğuksu’daki çeşmede sıra olmazdı. Şimdi gün içinde boşken yakalamak zor. Çeşmenin debisi az olduğu için bekleyenler arasında bâzen tartışmalar oluyor.
Çoban çeşmelerine merAkım hem çocukluktan hem Fâruk Nâfiz Çamlıbel’den geliyor.
Derinden derine ırmaklar ağlar
Uzaktan uzağa çoban çeşmesi
Ey suyun sesinden anlıyan bağlar
Ne söyler şu dağa çoban çeşmesi?
Soğuksu çeşmesi, Samanlı dağlarına ne söyler bilmiyorum ama ben, buradan söyleyeyim. Çeşmenin etrâfı biraz düzenlenirse iyi olur. Belki bir hayır sâhibi el atar. Samanlı Dağları, bu çeşmelerle dolu. Öyle uzak falan değil ama nedense marketten su alan insanlar görüyorum. Plastik şişelerdeki sulara güveniyorlar; tertemiz çeşmelere güvenmiyorlar. Reklamın gücü diyelim.
Hıdırellez’de Eriklitepe’ye çıktım. Mayıs, bütün haşmetiyle gelmiş. Hacıosman Yaylası, bu sene suya doymuş. Göl dolu. Kekik çıkmamış henüz. Başka sefere artık. Eriklitepe suyunun tadı, daha bir başka. Kartepe’ninki de öyle.
Ömer Seyfettin’in “Bahar ve kelebekler” hikâyesinde evin güngörmüş ninesi, kitaba gömülmüş torununa, eskiden bahar gelince bahçelerde, kırlarda nasıl eğlendiklerini anlatır. Bahar günü eve kapanarak kitaplara dalmasına anlam veremez. Genç kız, ninesinin söylediklerinin tesiriyle, camın önüne giderek Türk kızları için kelebek falı tutar. Fakat karamsarlık ifâde eden renklerde kelebek görür ve dönüp kitabına gömülür.
Şehirlerde kitaplara gömülmek yok artık. Onun yerine, bilgisayar, cep telefonu ve televizyon var. Bilginin de eğlence ve neşenin de doğası unutuldu. Daha bahar gelmeden, “Bahar depresyonuna dikkat!” haberleri, zihinleri bulandırıyor. Bahar niye depresyona soksun ki? Kul Mehmet’in dediği gibi;
Be yârenler yine evvel bahardır
Bülbül intizarlık kılar durmayıp
Kuşlar âhenk edip çığrışıp öter
Kalbin kasâvetin siler durmayıp
Eriklitepe’den dönerken bir çeşme başında piknik yapmaya gelen gençleri gördüm ya daha ölmem. Sanal dünyâya hapsolmayan gençleri görünce umutlanıyorum.
Sırada Kartepe, Aytepe, Serindere, Sansarak, Menekşe Yaylası var. Samanlı Dağları kollarını açmış, doğa dostu ziyâretçilerini bekliyor.