Kocaeli’nin iyice tadı kaçtı!

Gülşah Yücel Ay

Gülşah Yücel Ay

Tüm Yazıları

Yazıp yazıp silersiniz bazen…

Hatta yazdığınız şeyleri dramatize etmemeye çalışırsınız ki geride kalanların psikolojisini düşünmeniz gerekir.

Eğer bir yerde insan hayatı söz konusuysa ve birileri annesini, babasını, kardeşini kaybetmekle sınanıyorsa o konuyu ağzınıza almadan önce 10 kere düşünmeniz lazım.

Hayatında hiç kayıp yaşamamış biri en yakınını toprağa vermenin tarifsiz acısını bilemez.

O yüzden çok biliyormuşçasına yarayı kaşımamanız, demagoji yapmamanız ve bilmediğiniz teknik konuları ise mümkün olduğunca yorumlamaktan kaçınmanız gerekir.
**
Türkiye’de son zamanlarda her konunun uzmanı maskeli insanlar çoğaldı.

Bu insanları dün yaşadığımız acı dolu kayıplarda gördük bugün de Gebze ve Dilovası’nda görüyoruz.

Peki bu bahsettiğim insanlar gücü kendinden mi aldı? Hayır.

Bu insanların hemen hemen hepsi gücü sessiz kalan yönetim kadrolarından aldı.

Bir yerde bir olay oluyor… Net cevap yok.

Bir yerde insan hayatı elden alınıyor… Muhatap yok.

Bir yerde aileler dağılıyor… Kimse çıkıp da bırakın, ‘Sorumlusu benim/biziz’ demeyi, ‘Yoğurdum ekşi’ dahi demiyor.

Madem herkes bu kadar kendine güveniyor, bu kadar işini iyi yaptığını düşünüyor o zaman neden, “ihmallerin” sebep olduğu ölümler ile sınanıyoruz?

Ben, sorumlusu olmayan bir ihmal tanımı bilmiyorum.
**

Tarif etmeye çalıştığım insanları gazetecilik mesleği çerçevesinde sınırlandırmam gerekirse en başa gitmemiz lazım. Belki de zaman zaman çok eski konuları hatırlatan insanlar için söylenen, “Dünya, bir gaz ve toz bulutuydu” cümlesine kadar gitmeliyiz…

O yüzden bir cümle ile konuyu geçiştireceğim. “Gazeteciyiz diye kendimizi bilim kurulu sanmamızın da bir anlamı yok.” Kalkıp burada Gebze’deki binanın tekniğine ilişkin bir şeyler söyleyemem. Kimse de bunu yapmamalı… Ama hem Gebze’de yaşanan acı olayın ardından hem de Dilovası’ndaki işçilerin ardından doğru soruları sormak temel görevimiz.

Burada ise meslektaşlarımın en büyük dezavantajı, sorularına yanıt verecek “cesur yöneticileri” bulamamaları…
**
Konuyu çok dallandırıp budaklandırmadan öncelikli olarak Gebze ile başlayalım.

Şimdiye kadar CİMER üzerinden yapılan ihbarlar neden dikkate alınmadı?

Metro iddialarının doğru olup olmadığı en yalın ifadeler ile anlatılmalı.

Metro konusunda kamuoyunun içi ferahlatılmalı, eğer sebep metroysa daha büyük acıları görmeden çalışmalar yeniden şekil kazanmalı veya sonlandırılmalı.

Günlerdir açıklanması beklenen resmi rapor ve olayın sorumluları büyük bir şeffaflık ile açıklanarak bir an önce yargı huzuruna çıkarılmalıdır.
**
“Türkiye’de işçi olmak nasıl?” diye sokağa mikrofon uzatsanız emin olun o kadar haklı cümleler duyarsınız ki, o sözlerde her bir çalışan birey kendinden bir şeyler bulur.

Kütüphaneler dolusu notlar çıkarırsınız o röportajdan…

Hemen hemen herkesin çatı başlığı mevcut ekonomiden kaynaklı, “düşük ücret” olur.

Kimi kayıt dışı istihdamdan yani sigortasız çalıştırılmaktan, aşırı iş yükünden ya da belirsiz mesaiden dert yanar…

Kimi sendikal haklarının zayıflığından dem vururken her gün burun buruna yaşadığı iş kazası tehlikelerini söyler…

Kimi iş ve sosyal yaşam arasında denge kuramamaktan bahseder…

Kimi ise mutsuz bir iş ortamı olduğunu, işvereni ya da çalışma arkadaşları arasında güven duygusu olmadığını söyler, gelecek kaygısı duyduklarını ifade eder.

Özellikle belediyeler gibi kamuya girmek isteyip sadece kapısından bakanların birçoğu da liyakat ve adalet eksikliğini işaret eder.

Yani zordur Türkiye’de işçi olmak…

Kaba tabir ile emeğinizi sattığınız bir yerde hayatınızı da satın almış gibi davranan bazı işverenler had, sınır bilmeden üzerinizde hüküm sürmeye çalışır.

Tıpkı Dilovası’nda yaşanan acı olay gibi…
**
Gebze’deki ve Dilovası’ndaki olayın ardından sürekli kulaklarda çınlayan ortak soru; “CİMER üzerinden yapılan uyarılar dikkate alınmıyor mu?” oldu.

Yapılan CİMER şikayetlerinin ardından söz konusu binanın yakınında bulunan İŞKUR gerekli denetimleri yaptı mı? Herhangi bir raporlama ya da cezai işlem mevcut mu?

Dilovası’nda yaşanan facianın ardından kaçarken yakalanan fabrika sahibine sormak lazım, “Kendi eşini, çocuğunu, yakınını bu şartlar altında güvencesiz bir şekilde çalıştırır mısın?”

Olayı Nokta Gazetesi’ne değerlendiren TMMOB Kocaeli İl Koordinasyon Kurulu Sekreteri Mehmet Ali Elma en doğru sorulardan birini soruyor ve, “Ruhsat verilmiş deniliyor, çalışma ruhsatı verildiyse buna kim izin verdi? Burada bu tesise kim imza verdiyse hesap vermeli” diyor.

Ve yine TMMOB Kocaeli İl Koordinasyon Kurulu Sekreteri Elma diyor ki, “Biz dışarıdan baktığımızda bile yangın merdiveni olmadığını görüyoruz, kaçabileceği bir yer yok. En aşağı 2 farklı güzergahında yangın merdiveni olması lazım. Teknik inceleme sonrası bunlar da ortaya çıkacak ama sadece bakarak bile anlaşılabiliyor bu.”

Kartalkaya faciasının ardından hala yangın merdiveni konusunu tartışıyor ve yokluğundan bahsediyorsak zaten vay halimize…

Kocaeli’de hem çocuk hem de sigortasız işçi çalıştıran iş yerleri için ekstra harekete geçilecek mi?

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ise; “SGK Kocaeli İl Müdürü, SGK Kocaeli İl Müdür Yardımcısı, Gebze Sosyal Güvenlik Merkez Müdürü, Çalışma ve İş Kurumu Kocaeli İl Müdürü, İŞKUR Dilovası Hizmet Merkezi Müdürü, İŞKUR CİMER'den Sorumlu Şube Müdürü ve bir personel açığa alınmıştır” dedi.

Gebze Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturma kapsamında ise aralarında belediye başkan yardımcısının da bulunduğu 5 kişiyi açığa aldı.

Şimdi gözler, “Artık bu son olsun” diye bakarken vicdanlar ise sorumluların tek tek cezalandırılmasını bekliyor.

İşin özü; Kocaeli’nin iyice tadı kaçtı…