Yaşam Enerjisi Depoları ve Ufak Dokunuşlar
Uzun bir aradan sonra herkese selamlar! Zaman zaman ‘’Nereye kayboldun, nerelerdesin?‘ ’gibi mesajlarınızı alıyorum. Gelişiyorum dostlarım. Farklı farklı alanlarda uzmanlığımı artırarak mesleki portföyümü genişletmeye ve hayallerime yaklaşmaya çalışıyorum. Yani iyiyim, Sizler nasılsınız? Umarım herkes için bahar aynı tazelenme etkisini yaratır!
Bazen bir mekâna girdiğimizde burada huzur var deriz ya. Benzer büyüklükte benzer imalatta farklı bir mekâna girince çok daha soğuk ve hissiz gelir bize. Bunun sebebi mobilyalar, tasarım vb. konular değildir. Mekânların kendilerine has bir kokusu ve enerjisi vardır. Bu durum özellikle evlerimiz gibi uzun süre zaman geçirdiğimiz yerlerde ruh halimizi ve üretkenliğimizi çok etkiler. Beynimizin hormonlarımız tarafından yönetildiğini düşünürsek ne demek istediğim biraz daha iyi anlaşılacaktır.
Tasarım yapmaya başlarken en önem verdiğimiz konu ışıktır. Mümkünse tüm mekânın doğal ışıktan faydalanmasını sağlarız. Tabi bunlara konsept gereği karanlık olması gereken mekanlar dahil değil. Yağmurlu bir havanın ardından gökyüzünde bulutların dağılıp güneşin göz kırpmasıyla bütün ruh halimizin nasıl değiştiğini bir düşünün. Hah işte biz o hissi yaşam alanlarına yaymaya çalışıyoruz. Cephesi kuzeyde kalan, önünde kocaman binaların olduğu bir dükkân hayal edin, camlarını küçülterek, içerde kullandığımız renkleri koyulaştırarak, ışık aldığı cephenin önüne büyük büyük teşhirler veya ayırıcı paneller koyarak zaten azıcık faydalandığımız ışığı öldürmenin bir anlamı var mı?
Ferah nefes alan mekân derken insanlar olayı yaşam alanlarını kliniğe benzer mekânlara dönüştürdü demiştim bir önceki yazımda. Pinterest evleri dediğimiz hani. Şimdi ufak ufak renkli mekânlara özlem duyulmaya başlandı. İçinde karakter olan bir yere girince insanlar hayranlık duymaya başladı. Tabi ki açık renkler daha temiz daha ferah hissettiriyor, çekildiğimiz fotoğraflarda bizler için çok soft arka planlara dönüşüyor. Anlıyorum. Ama bi düşünün; ufacık bir leke değdiği an o kocaman beyaz koltuk ne kadar kirli gözükmeye başlıyor. Bunlarla birlikte kusursuzluk hissi, mesafeli yaşam, sürekli tetikte olma kaygısı. Hepsi teker teker ruhlarımıza kodlandı. Çok güzel manzarası olan bir yere baktığımızda Allah’ın o muhteşem sanatına baktığımız anları hatırlayın. Nasıl bir huzur nasıl bir coşku geliyor içerden değil mi? İşte kusursuz sanat. Laboratuvarları anımsatan tek tip tasarımlar değil yani. Anlayacağınız hayatımızın rengini, ışığını, desenini kokusunu kaybettik dostlarım. Kaybettik derken geri kazanılmayacak bir kayıptan bahsetmiyorum.
O yaşamın renklerinden arındırılmış ‘’kusursuz’’ salonlarımıza yine beyaz alçıdan yapılmış bir tabloyu değil her baktığınız sizi harekete geçiren içinizde kıpırtı uyandıran baktıkça yeni bir şey keşfettiğiniz bir resim koymayı deneyebiliriz mesela. Unutmayın ufak dokunuşlar her zaman büyük değişimlere sebep olur. Dışarıdaki kaosun içinde yaşam enerjimizi depolayacağınız, bizi kucaklayan, iyileştiren alanlarımız olsun. Sevgiyle kalın.