Minimalizmin Korkutucu Cazibesi

Ece Hatun Bulut

Ece Hatun Bulut

Tüm Yazıları

Son birkaç yıldır hepimizin kulak aşinalığının olduğu bir terim değil mi? Kimi için ‘’Ya öyle de hayat mı olur?’’ kimi için de ‘’ Bir kere denesen aslında ne kadar gereksiz yük taşıdığının farkına varırsın’’ diye yönlendirmelerin yapıldığı felsefi bir yolculuk minimalizm. Kelime anlamı: Modern sanat ve müzikte, kökeni 1960'lara giden, sadelik ve nesnelliği ön plana çıkaran bir akımdır. Diyor Wikipedia. Peki, bu akım, müzikten ve sanattan çıkıp hayatımızın her alanına nasıl nüfus etmeye başladı?

Minimalist evler, Minimalist kıyafetler, minimalist beslenme gibi bir sürü örnek verebiliriz. Hepsinin özünde ‘ne kadar az bağlam o kadar çok huzur’ yatıyor aslında. Bizim ülkemizin ve yaşam kültürümüzün aslında çok alışık olmadığı bir dünyadan bahsediyoruz. Çok basit bir örnek vereceğim. Kahvaltılarımızı düşünür müsünüz? Hele bir de ailece yapılan kahvaltılarımızı. Düşünürken bile keyifleniyor insan yahu... Menemenler, ballar, reçeller, zeytinler, peynirler çörekler, börekler hem de her birinden birkaç çeşit. Masanın başında tontiş yanaklı anneler. Keyifli keyifli karnınızı doyurun diye gözünüzün içine bakıyor. Şimdi gelin minimalist beslenmeyi benimseyin bir anda, hadi bakayım!

Daha küçük evler, daha az eşya, daha düz renkler… Ruhun ve beynin dinlenmesiyle ilgili gibi geliyor kulağa. Son zamanlarda hem ülke gündeminin kalabalıklığı hem de minör yaşamlarımızda olan kargaşa ve tüketim çılgınlığı giderek daha korkutucu bir hal almaya başladı. Tüm bunların içinde kendimize nefes alabileceğimiz, yaptığımız iş her neyse daha iyi odaklanmamızı sağlayacak alanlar oluşturmak ilk başta çok korkutucu gelecek. Biriktirme alışkanlığı ve kıtlık bilinci yüksek bir millet olmamızın bu bakış açısında çok etkisi var. Sanki büyük bir boşlukta kalmak gibi duruyor. Ama zamanla derin bir iyileşme başlayacak ruhunuzda. Belli çizgiler, soft tonlar, belirli bir düzen. Bütüne baktığınızda; endişelenme güvendesin hissi aslında.

Tabi ki bu söylediklerim herkes minimalist olmalı gibi bir şey değil. Bazı insanlar ruhundaki maksimalistliği (başka biz yazıda konuşacağız bunu) tüm hayatına yansıtarak mutlu bir hayat sürebiliyor ancak. Tutkular, ilgi alanları, yaşam alanlarının büyüklüğü, yaşanılan şehrin getirileri birçok unsur var. Oyuncak araba tutkusu olan birine bunlar çok fazla 3 araba neyine yetmiyor diyemeyiz değil mi? Bu da öyle bir şey. Bu yüzden ana mantık boşluklar yaratmaktan daha ziyade bilinçli ve tutarlı tercihler yapmak.

Bütün bu varsayımlardan şuraya varmak istiyorum; her türlü yaşam tarzında mutlaka edinmemiz gereken bir şey var. Bilinçli tüketim alışkanlığı! Dünya çok acayip bir düzende savruluyor ve biz ellerimizle öldürüyoruz onu. Müthiş bir doyumsuzluk içinde yaşıyoruz toplum olarak. Ne kadarına gücümüz yetiyorsa, kendi hayat tarzımızı güncelleyerek sağlıklı bir tüketim noktasına erişmenin mümkün olduğuna bir örnek oluşturabiliriz belki. Kelebek etkisi her zaman işe yarar değil mi? Bir sonraki yazıda görüşmek üzere, sevgiler…