Fabrika çıkışlı Pinterest mekanları

Ece Hatun Bulut

Ece Hatun Bulut

Tüm Yazıları

Selam, size hem çok özendiğimiz hem de bu ne böyle her yer birbirine benziyor diye yakındığımız bir konuyla geldim. Özellikle son yıllarda insanlar için bir estetik tutkusu haline dönüşen biz iç mimarların korkulu rüyası Pinterest tarzı dediğimiz bir akım var. Oturduğumuz evler yemek yediğimiz mekânlar her an fotoğraf çekilmeye veya paylaşım yapılmaya hazır olmalı. Tamam, güzel. Ben de estetik olarak yaşam alanlarımızın tabi ki en estetik halini bulmasını istiyorum. Bir kere mesleğimizin temeli hayatlarınızı güzelleştirmek. Ama her yer birbirine mi benzemeli? Genel renk beyaz, için ahşabı biraz serpiştirelim. Bej koltuklar, puffy yemek sandalyeleri, jüt halılar, hasır aydınlatmalar, siyah ince detaylı aksesuarlar, amorf formlu aynalar. Fotoğrafa bakınca sanki hiç yaşanmamış içinde insani hiç bir kir barındırmayan pudra kokulu bir stüdyo. Canlandı değil mi gözünüzde?

Hangi ülkedeyiz, hangi şehirdeyiz, iklimi ne tarz, hangi cepheye bakıyoruz? Hiçbir sorunun kültürel izin ve kişilik belirtisinin önemi olmadan birbirinin kopyası olan mekânlar. Bazı meslektaşlarım için ne yazık ki bulunmaz Hint kumaşı, uğraşsız üzerine düşünülmemiş aynı türü farklı farklı alanlara uygula geç. Ancak ben bundan çok rahatsızlık duyuyorum. Sahibinin ruhunun yansımadığı bir yaşam alanında ne kadar mutlu barınılabilir? Aman fotoğrafta parlamasın diye basit bir koruma verniği bile atılmayan masa lekeler tutmaya başlayınca, deforme olunca ne kadar estetik kalabilecek? Başka bir yönden yaklaşacağım. Farkında mısınız yıllar geçtikçe kıyafetlerimizde, mobilyalarımızda, yapılarımızda ne kadar renk varsa kaybetmeye başladık?

Alışkanlarımız, güzel hatıralarımız, hayatlarımızı hayat yapan o muhteşem kusurlarımız hepsinin üstüne bir filtre çektik. Olabildiğince karizmatik, mesafeli, kusursuz. Tabi efendim, eminim. Bahsettiğim şeylerin hepsi yaşam alanlarımıza da parça parça sızdı. Ofise biri geldiğinde Ece’nin ofisi olduğu ne kadar belli denmesi değil de ‘’Trend’’ bir ofis olmuş denmesi tatmin ediyor değil mi? Bir tasarımcıyla çalışıyorsanız, onu iç dünyanıza da alıyorsunuz demektir. Sizi tanımasına, anlamasına, keşfetmesine izin verdiğiniz zaman ortaya çıkan iş hem size hem ona ait olmuş olur. Bunun dışına çıkıldığında aldığınız hizmet anlamını yitirir. Gördüğünüz bir fotoğraf karesini sizin salonunuzda nasıl duracağını görmek gibi bir şey oluyor. Tabi ki bir tarzdan ilham almak kötü bir şey değil. Referanslar her zaman yardımcı olur. Ama kopyalamak bambaşka bir şey.

Size bir soru sorarak bitireceğim bu yazıyı. Evleriniz, ofisleriniz, iş yerleriniz kusursuz bir filtreyle mi kaplı fotoğraf kareleri mi yoksa ruhunuza iyi gelen, sizi arındıran, huzur veren, yaşayan mekanlar mı? Fikirlerinizi benimle paylaşmayı unutmayın! İyi hafta sonları, bir sonraki yazıda görüşmek üzere.