Ne yapmalı?
Size “Dünyanın en gelişmiş 10 ülkesi hangisidir?” diye bir soru sorsalar, cevabınız ne olurdu?
Muhtemelen bazı ülkeler değişirdi ama üç aşağı beş yukarı ABD, Japonya, Almanya, İngiltere, Norveç, Fransa, Kanada, İsviçre, Hollanda…. şeklinde bir liste oluşurdu.
O zaman bir soru daha soralım.
“Acaba bazı ülkeler daha gelişmiş ve vatandaşları daha müreffeh yaşarken, bazıları neden daha geri kalmış ve vatandaşları daha zor şartlarda hayatlarını sürdürmek zorunda kalıyor?”
Bu önemli bir soru ve bu sorunun cevabının bilinmesi, daha gelişmiş bir ülke ve daha müreffeh bir toplum olmak için ne yapılması gerektiği konusunda yol gösterici olacaktır.
O zaman gelin beraber fikir yürütelim.
Mesela verimli topraklara sahip olmak, iklim koşullarının uygun olması gelişmenin anahtarı olabilir mi?
Elbet iklim koşulları ve verimli topraklar bir parametre olabilir.
Ama belirleyici ana parametre bunlar olsaydı, Güney Amerika ülkelerinin Kuzey Amerika ülkelerine göre daha gelişkin olması gerekirdi.
Halbuki ABD, Kanada gibi soğuk iklim ülkeleri Arjantin, Brezilya, Kolombiya gibi orta kuşak ülkelerine göre çok daha gelişmiş.
Ya da Türkiye, İran, Azerbaycan gibi nispeten orta kuşağa yakın ülkelerin, Norveç, İsveç, Finlandiya gibi nerdeyse yılın büyük bölümünün çok soğuk geçtiği, güneşin aylarca görünmediği Kuzey Avrupa ülkelerine göre daha gelişmiş olması beklenirdi.
Demek ki gelişmiş ülke olmayı belirleyen ana parametre iklim ve verimli topraklar değil.
Acaba bir ülkenin sahip olduğu yeraltı zenginlikleri gelişmişliği belirleyebilir mi?
Elbette ki petrolün, doğalgazın olması büyük bir avantaj sağlayabilir.
Peki o zaman dünya petrol rezervinin önemli bir kısmına sahip Venezuela neden neredeyse yiyecek ekmeğe muhtaç!
Ya da kim, kişi başına gelir açısından dünyanın önde gelen ülkelerinden biri olan Suudi Arabistan’a gidip rahat bir hayat yaşayayım veya çoluğumun çocuğumun geleceği kurtulsun diye düşünüyor.
Demek ki gelişmişliği belirleyen ana parametre ülkelerin sahip olduğu yeraltı zenginlikleri de değil.
Kaldı ki şunu da ayırt etmekte yarar var. Her zengin ülke acaba gelişmiş midir?
Nasıl ki, bireylerde olduğu gibi zenginlik ve kültür bir arada olmadığında, o zenginlik kişi de iğreti duruyorsa, ülkelerin zengin olup gelişkin olmaması da maalesef vatandaşlarına yaşam konforu sunmuyor.
Aşağıdaki grafik ülkelerin 1.000 işgücü başına araştırmacı sayısı, Ar-Ge yatırımlarının ülke Gayri Safi Yurt İçi Hasıla (GSYİH) değerinden aldığı oranı ve bunun miktarını göstermektedir.
Grafikte sağ ve solda yer alan değerler ülkelerin 1.000 işgücü başına düşen araştırmacı sayısını ifade ediyor.
Yazının başında gelişmiş dediğiniz Japonya, ABD, Finlandiya, Almanya gibi ülkeler için bu oranın 1000 kişide 5 ile 10 arasında değiştiğini görebiliyoruz.
Türkiye, Brezilya, Meksika, Çin gibi gelişmekte olan ülkelerde ise bu oran yaklaşık 1000 de 1.
Grafiğin yatay ekseni ülkelerin GSYİH değerinden Ar-Ge harcamalarına ayırdığı oranı göstermektedir.
Gelişmiş ülkelerde GSYİH değerinden Ar-Ge için ayrılan oran %1.5 ile %3.5 arasında değişirken, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde bu oran ancak %0.5 civarında gerçekleşiyor.
Grafikteki dairelerin büyük olması ülkelerin Ar-Ge harcamalarına ayırdığı paranın miktarının daha fazla olmasını ifade ediyor.
Burada da ABD, Japonya, Almanya gibi ülkelerin Ar-Ge’ye harcadığı paranın da GSYİH büyüklüğüne bağlı olarak oldukça fazla olduğunu söyleyebiliriz.
ABD bugün neredeyse tüm dünyaya hükmedebiliyorsa, sözünü geçirebiliyorsa bunu salt bilek gücüne dayalı olarak değil araştırmaya ayırdığı kaynaklarla mümkün hale getirebiliyor.
Kaldı ki günlük hayattaki insan ilişkilerinde de kişinin cebinde parası varsa, kimseye muhtaç değilse, borcu yoksa sesi daha gür çıkmaz mı?
Hah işte ülkeler arasında ilişkiler de o hesap…
Araştırmacı sayısı ve Ar-Ge harcaması ile gelişmiş ülke ve toplum olmanın ne alakası var diyebilirsiniz.
Hani almak için sıra beklediğimiz cep telefonları, elektrikli arabalar var ya işte onlar hep araştırmalar sonucu yapılıyor.
Sağlığımızı kazanmak için aldığımız ilaçlar da, ülke savunması için gerekli olan uçaklar da, güzelleşmek için onca para döktüğümüz kremler de, her şeyi sorduğumuz ChatGPT de…
Uzatmayalım aslında dünyadaki hemen hemen tüm buluş ve yenilikler Ar-Ge sonucu gerçekleşiyor.
E tabi bunlara sahip olmak isteyenlerde bir bedel ödeyerek bunları alabiliyor.
Nasreddin Hoca’nın dediği gibi “Parayı veren düdüğü çalıyor”.
Bu döngü yenilik yapan ülkeleri gelişmiş ülkeler arasına sokarken, vatandaşlarının da yaşam düzeyini arttırıyor.
O zaman yol haritası belli, eğer gelişmiş ülke ve müreffeh bir toplum olmak istiyorsak günlük kısır çekişmeleri, ekonomik geri dönüşü olmayan, katma değer yaratmayan yatırımları bırakıp araştırma geliştirmeye ayırdığımız insan kaynağımızı ve yatırım miktarımızı arttırmalıyız.
Bunun başka bir yolu maalesef yok.