Mahalle baskısı

Dr.Öğr.Üyesi Serkan Engin

Dr.Öğr.Üyesi Serkan Engin

Tüm Yazıları

Size, bir olaya bir soruya tepki vermek için “Gözünüzle gördüğünüze mi inanırsınız, yoksa etrafın ne dediğine mi bakarsınız?” diye sorsam cevabınız ne olurdu?

“Tabi ki gördüğüme inanırım” dediğinizi duyar gibiyim.

Acaba öyle mi oluyor bir bakalım.

Bu durumu irdelerken, soruyu biraz daha somutlaştıralım isterseniz.

Bu sefer soru “Aşağıda X ile gösterilen çubuk, sağda bulunan A, B ve C olarak adlandırılan çubukların hangisi ile aynı boydadır?”

Mahalle baskısı - Resim : 1

Eğer görme ile ilgili bir problemimiz yok bu sorunun cevabı çok açık bir şekilde C şıkkı, bunu hepimiz söyleyebiliriz.

Tek başımıza bu soruyu sorsalar ve bağımsız bir şekilde cevap isteseler cevabımız çok net.

Peki acaba bunu bir grup içinde bize sorsalar bu sefer cevabımız ne olur?

Sosyal psikolojinin kurucusu kabul edilen ve 1907 ile 1996 yılları arasında yaşayan Solomon Asch tam da bu soruya cevap aramak için 1950’li yıllarda bir dizi basit deney gerçekleştiriyor.

Asch tarafından yapılan ve “Uyum Deneyi” adını verdiği deney, yukarıda verilen dört tane çizgiden ibaret.

Deneyde katılımcılar “Kontrol” ve “Deney” grubu olmak üzere ikiye ayrılıyor.

Kontrol grubundaki katılımcılara yukarıdaki iki kart gösterilerek “soldaki çizginin sağdaki hangi çizgi ile aynı boyda olduğu” soruluyor. Katılımcılar bu soruyu tek başlarına cevaplıyorlar. Bu gruptaki katılımcıların hemen hepsi doğru cevabı veriyor.

Deney grubundaki kişiler ise aynı soruyu, odada başka yedi kişinin olduğu bir grup içinde cevaplıyor.

Ancak burada deney katılımcısı kişinin bilmediği şey, kendisi dışındaki ilk yedi kişinin aslında araştırma ekibinin bir parçası olan kişilerden oluşması.

Deney sırasında bir odaya alınan sekiz kişiye yukarıdaki kartlar gösterilerek yine aynı şekilde “soldaki çizginin sağdaki hangi çizgi ile aynı boyda olduğu” soruluyor.

Bu soruya araştırma ekibinin parçası olan ilk yedi kişi bilinçli olarak aynı şekilde A cevabını veriyor.

Burada amaç deney katılımcısının grubun ortak kararına ne kadar uyduğunu gözlemlemek.

Asch tarafından yapılan bu deneyin çok sayıda tekrarlanan farklı versiyonları sonucunda katılımcıların yaklaşık %75’inin en az bir kez grubun kararına uymak için yanlış cevabı verdiği görülüyor.

Yani insanların dörtte üçü sürüden ayrılmamak için cevabını çok net bildiği soruya yanlış cevap veriyor yani mahalle baskısına (sürü psikolojisine) boyun eğiyor.

Bu çok büyük bir oran değil mi, hele bir de bu kadar kolay bir soruda.

Ama olaya bir de iyi tarafından bakalım. Her hâlükârda %25 oranında kişi kendi inandığı cevabı veriyor.

Deney sonrasında, her zaman inandığını söyleyen bu %25’lik grubun kişilik özelliğine bakıldığında bu gruptaki kişilerin ya kendine çok güvenen ya da çatışma yaşamaktan korkmayan kişiler olduğu görülüyor.

Asch deneyinin ortaya koyduğu bir diğer gerçek ise insanların yaklaşık %10’unun her zaman grubun ortak kararına uyması. Yani bu kişiler her zaman grup ne derse onu yapıyor.

Asch’ın 1950’li yıllarda yaptığı bu deneylerden sonra yapılan deneyin farklı versiyonlarında, deney katılımcısından önce kaç kişinin yanlış cevap vermesinin sonuca etkisi araştırılıyor.

Deney katılımcısının cevabı öncesinde bir kişinin yanlış cevabı vermesi durumunda deneğin yanlış cevap verme oranı anca %3, iki kişide %13 iken üç kişinin yanlış cevap vermesi ile gruba yanlış da olsa uyma eğilimi ilk deneydeki yedi kişinin veya daha fazla kişinin olması ile aynı.

Buradan çıkan sonuç da mahalle baskının oluşması için sadece üç kişinin olmasının yeterli olduğu.

Bir de yüzlerce, binlerce hatta on binlerce kişinin aynı yanlış şeyi yapmasının diğer insanlar üzerindeki mahalle baskısına yani onların kararına etkisini düşünün.

Gözlemlenen bu davranış aslında cevabı çok belli olan basit bir soru için böyleyse, daha karmaşık olan ekonomi, yönetim, ticaret konusundaki gruba uyma eğilimini varın siz düşünün.

Peki tamam deney böyle de bu bizim gerçek hayatımıza nasıl yansıyor diye sorabilirsiniz.

Haklısınız.

Hatırlayanlarınız olacaktır yakın tarihte “Çiftlik Bank” dolandırıcılığı olmuştu.

Bununla ilgili olay patlamadan yapılan bir röportajda spikerin “Neye güvendiniz burada sizi inandıran ne oldu?” sorusuna hanımefendinin verdiği cevap “Üye sayısına baktık, biraz tatmin edici miktardaydı. Bu kadar insanın aptal olamayacağını düşündük” diye cevap vermesi tam da Asch’ın deneyinde ortaya koyduğu sürü psikolojisine örnek değil mi?

Elbette örnekler bununla da sınırlı değil.

Bakın etrafınıza bu kişi bunu nasıl yapmış, şu kişi şu kadar kişiyi dolandırmış, şu kişi şuraya seçilmiş diye hayret ettiğimiz pek çok olayda aslında bu mahalle baskısının etkisini görmek mümkün. Önemli olan o ilk üç kişiyi bulabilmekte.

Madem toplum psikolojisi böyle ise hiçbir umut yok mu derseniz aslında var.

Asch’ın deneyinin farklı versiyonlarında bu sefer mahalle baskısını değiştiren etkenlere bakılmış.

Eğer deney katılımcısının öncesindeki araştırma ekibi üyesinden bir kişi bile doğru cevabı verirse, katılımcının yanlış cevaba uyma oranı %5’e düşüyor.

%75’den %5’e bu düşüş çok keskin bir değişim. Yani eğer bir kişi bile doğruları söylerse sonuç çok farklı oluyor.

Tüm dünya insanları için umut nerede derseniz, umut her zaman bildiği doğruları söyleyen %25’lik kesimde.