Kibir
Hiç düşündünüz mü, neden şubat ayı 28, dört yılda bir 29 çekerken, yılın bazı ayları, hatta temmuz ve ağustos ayları üst üste 31 gündür.
Bin yıllarca devam eden bu durumun çok önemli bir sebebi olmalı, yoksa neden böyle bir şey yapılsın!
Aslında bunun hikayesi şöyle…
Roma Cumhuriyeti o döneme göre gelişmiş bir devlet.
Bu devletin lideri de “Sen de mi Brutus?” ifadesi ile aklımıza yer eden M.Ö. 100 ile M.Ö. 44 yılları arasında yaşamış olan Jül Sezar.
Jül Sezar M.Ö. 46 yılında, takvimi düzenlemesi için Mısır’lı astronomi bilgini Sosigenes'i görevlendiriyor.
O zamanlarda 1 yılın 365 gün 6 saat sürdüğü biliniyor ve güneş yılı sistemine göre oluşturulan, adına Jülyen Takvimi denilen takvimde bir yıl 12 ay olarak planlanıyor.
Ancak bir yıl 12 aya tam bölünemediği için takvimde bazı aylar 30 gün, bazı aylar 31 gün olacak şekilde günler her bir aya dağıtılıyor.
O dönemde sadece Roma'da değil, tüm antik dünyada baharın gelişi yeni yılı ifade ettiği için baharın geldiği ay olan Mart (Martius) ayı yılın başlangıcı kabul ediliyor.
Adını Roma Arınma Tanrıçası Februus’tan alan Şubat ise yılın son ayı olarak takvimde yer alıyor ve bu ay 4 yılda bir 30 gün, diğer yıllarda ise 29 gün çekiyor.
Jülyen Takvimi'nde ilk dört ay; Martius, Aprilis, Maia ve Juno gibi tanrı ve tanrıça isimlerinden oluşturulmuş, ondan sonraki aylar Quintillis, Sextillis, Septembre yani 5., 6., 7. ay diye devam ettirilmiştir.
Quintillis yani 5. ay ismi Jül Sezar’ı şereflendirmek için onun adı ile değiştirilmiş ve onun görkemine yaraşır şekilde 31 gün olarak tasarlanmıştır.
Jül Sezar’ın ölümünden sonra M.Ö. 63 ile M.S. 14 yılları arasında yaşayan ve Roma Cumhuriyeti’ni bir imparatorluk haline getiren İmparator Augustus iktidara geliyor.
Augustus benim neyim eksik diye düşünmüş olacak ki iktidara gelir gelmez, takvimde 6.ay olan Sextillis ayının adını Augustus olarak değiştirtiyor ve bu ayın 30 gün olan gün sayısını 31 güne çıkarmak için son ay olan şubat ayından 1 gün alınıp kendi ayına eklenmesi emrini veriyor.
Bunun sonucu olarak da zaten 4 yılda bir 30 gün, diğer yıllarda 29 gün olan şubat ayı 4 yılda bir 29 diğer yıllarda 28 güne düşüyor.
Jülyen Takvimi, Papa XIII. Gregorius tarafından yaptırılan Gregoryen (Miladi) takvimin 1582 yılında kabul edilmesine kadar kullanıldı.
Gregoryen takvimi ile Jülyen takvimi, ay isimleri ve gün sayıları açısından birbirine benzer olmakla birlikte ikisi arasındaki en önemli fark Gregoryen takvimin başlangıcının Hz. İsa’nın doğum günü kabul edilen 1 Ocak’ı başlangıç kabul etmesidir.
Günümüzde kullanmaya devam ettiğimiz takvim de Gregoryen takvimidir.
Kıssadan hisse, çok önemli somut bir sebebi olduğunu düşündüğümüz ama aslında insan kibrinin bir sonucu olarak hayata giren bir uygulama iki bin yıldan beri insan hayatını etkilemeye devam ediyor.
Aradan binlerce yıl geçti, imparatorluklar yıkıldı, o zamanın diktatörleri kayboldu ama dünya bu kadar değişirken insan kibri ne oldu derseniz, maalesef ilk günkü gibi duruyor.
Çok uzağa gitmenize gerek yok, günlük hayatta iş yerinde, trafikte, sokakta, markette yani her an her yerde karşınıza çıkabilecek kibir abideleri üstten bakan halleri ile saldırmak için en küçük bir kıvılcımı bekliyor.
Örnek olarak, daha birkaç hafta önce ulusal basına da yansıyan, Gebze’de ara sokakta çocuklarını okula götüren bir babanın hızlı giden bir araca tepki gösterdiği için çocuklarının yanında tokatlanması hala hafızalarımızda.
Sizce bu olayın somut bir sebebi olabilir mi? Muhtemelen somut bir sebep yok. Kaldı ki bir sebep olsa bile bu bir insana şiddet uygulamayı gerektirmez.
Bu ve buna benzer pek çok olay her gün gözümüzün önünde gerçekleşiyor.
Bu olayların/kibrin somut bir sebebi olmasa da aslında soyut sebepleri olabilir.
Jül Sezar veya Augustus gibi liderlerin takvimi yaptırırken ki kibirli hallerinin somut bir sebebi olmasa da aslında soyut sebepleri elbette var. Tıpkı sokakta bir babayı tokatlayanların olduğu gibi.
Buna iten sebep aslında etrafındaki insanlara buralar benden sorulur, burada güç benim, ben istediğimi yaparım demek istemeleri.
Bu tavır da aslında bunu yapanlar adına sonuç doğruyor.
İmparatorlar ise gücünü gösterip iktidarını sağlamlaştırıyor. Tokatlayan olarak o bölgede belki de kendince otorite oluşturuyor.
Peki bunların sonu gelir mi?
Geçmişte gelmediği gibi günümüzde de elbette tamamen gelmez.
Ancak bu tür kibirli davranışları yapanlar dışlanırsa, destek görmezse, belli konumlara gelmezse, kazanımları olmazsa, yapanların suç olan eylemleri hukuk çerçevesinde yaptırım görürse bu tür kibirlilerin kendini bu kadar ortaya dökmesinin önüne geçilmiş olur.
Kim bilir, belki de bunlardan kurtuluş oradadır.