Başka bir dünya mümkün mü?

Dr.Öğr.Üyesi Serkan Engin

Dr.Öğr.Üyesi Serkan Engin

Tüm Yazıları

Televizyonda kanallar arasında gezinirken gözüm haberlere takıldı. Haber spikeri haberleri ardı ardına sıralıyordu.

“Bu yılki PISA testi sonuçlarına göre Türkiye tüm alanlarda ilk 5 ülke arasına girdi.”

“Özel hastanelerden biri daha kapanmak zorunda kaldı. Hastanenin genel müdürü “Devlet hastanelerinin her branştan en nitelikli doktorları bünyesinde barındırması ve insanların istediği zaman doktorlara ulaşabilmesi sebebiyle mevcut durumun kendileri için sürdürülebilir olmaktan uzaklaştığını bu sebeple faaliyetlerine son verme kararı aldıklarını açıkladı.”

“Devlet okullarında sınıf mevcudu ve eğitim kalitesi açısından tarihin en iyi dönemini yaşayan ülkede özel okullara gidecek öğrenci bulunamadığından özel okullardaki kan kaybı devam ediyor.”

“Sanayi üretimi artmaya devam ediyor. Son açıklanan rakamlara göre dış ticaret fazlası bir önceki yıla göre yine arttı. Ülke bütçesi yine fazla verdi.”

“İşsizlik oranları düşmeye devam ediyor. Yurt dışından nitelikli iş gücü kabul edilip edilmemesi tartışılmaya başlandı”

“Bu yıl, ülkeye gelen turist sayısı tüm yılların en yüksek sayısına ulaştı.”

“Suç oranları tarihin en düşük seviyesine düştü. İlgili bakanlık yetkilisi artık ihtiyaç kalmadığı için kapatılan hapishanelerin başka kurumlara devredilmesi çalışmalarının son aşamaya gelindiğini açıkladı.”

“Geçen hafta meydana gelen, can kaybının ve yapılarda herhangi bir hasarın olmadığı, ülke tarihinin en büyük depremindeki mal kayıpları, kırılan kışlık turşu kavanozlarının yerine yenilerinin konulması sonrasında hemen hemen giderilerek hayat normale döndü.”

Rüya gibi değil mi? Bu rüya yukarıdaki son paragrafın gerçekleşmesi ile mümkün olabilir.

Çünkü her depremden sonra binlerce ev yıkıldığı veya ağır hasar gördüğü için kullanılmaz hale geliyor, çok daha fazlası orta hasar aldığı için onarılmak zorunda kalınıyor.

Devletimiz de barınma sorununu çözmek için yıkılan konutların yerine yenisini veya onarımları yapmak amacıyla ülkenin çok önemli miktardaki kaynağını bu amaçlarla seferber ediyor.

Kaldı ki kayıplar sadece bununla da sınırlı değil, zarar gören sanayi tesislerinin yenilenmesi/onarılması için harcama yapılırken, üretim aksaması ve devamında vergi kayıpları sebebiyle de ülke ekonomisine olan zararı katlanıyor.

Bu durum çok da uzak olmayan aralıklarla tekrarlanınca eğitime, sağlığa, yatırıma, teknolojiye ayrılması gereken mali kaynaklar, aşağıda verilen Amerikalı psikolog Abraham Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisinin en alt basamağında yer alan barınma ihtiyacının karşılanması için harcanıp duruyor.

Başka bir dünya mümkün mü? - Resim : 1

Hal böyle olunca insanların piramidin üst basamaklarındaki gereksinimlere ulaşması ve bir ülkenin gelişmesi, zenginleşmesi için gerekli olan yaratıcı insan popülasyonunun oluşması mümkün olmuyor.

Aslında tüm gelişmiş dünya ülkelerinde olduğu gibi ülkemizde uygulanan deprem yönetmeliklerindeki ana gaye kuvvetli depremlerde binaların yıkılmaması.

Bu amaçla inşa edilen binaların daha ekonomik olması için de binaların hasar alacağı baştan tasarım aşamasında kabul ediliyor.

Bahsedilen bu klasik yaklaşımda kuvvetli bir depremde yıkılmadan ayakta kalan bir bina görevini yapmış olmaktadır.

Bundan sonra yapılması gereken, ağır hasar alan binaların yıkılıp yenilenmesi, orta hasarlı olanlar için ise onarım yapılmasıdır. Tıpkı şimdi yaptığımız gibi.

Peki ülke tarihinin en büyük depreminde hiç can kaybının olmaması ve yapıların hiç zarar görmemesi mümkün olabilir mi?

Çok uzak olmayan bir zaman önce dünyada uygulanmaya başlanan sismik izolatörlü binalar neredeyse dünya ile aynı zamanda ülkemizde de inşa edilmeye başlandı.

Sağlık Bakanlığı uzun yıllar önce aldığı karar ile 100 yatak ve üzeri kapasiteye sahip tüm hastanelerde sismik izolatör kullanımını zorunlu tuttu.

Bunun yansıması olarak Kocaeli Üniversitesi Araştırma Uygulama Hastanesi ülkemizin sismik izolatörlü ilk hastanelerden birisi olmuş, devamında da yakın tarihte inşa edilen Kocaeli Şehir Hastanesi de benzer olarak izolatörlü olarak inşa edilmiştir.

Sağlık Bakanlığının bu kararı doğrultusunda sismik izolatörlü olarak inşa edilen deprem bölgesindeki hastaneler 2023 Kahramanmaraş depremlerini hasarsız olarak atlatmış ve artçıların sürdüğü günlerde hastaneler kesintisiz olarak hizmetlerini sürdürmüştür.

Böyle bir durum mümkün ise bunu neden diğer binalarda uygulamıyoruz?

Çünkü bu teknoloji henüz belediye yetkilileri ve yapımcılar tarafından yeterince bilinmiyor. Bilenler de maliyetinin fazla olduğu düşüncesi ile bu alana doğru yönelmiyor.

Halbuki bunun maliyeti toplam yapı maliyetinin %3’ü ile %8’i arasında değişkenlik gösteriyor. Bunu yapınca can kayıplarının, bina hasarının önüne geçildiği gibi eşyaların da zarar görmesinin önüne geçilmiş olunuyor.

Sismik izolatörlerin tüm eski binalara uygulanması veya eski binaların yıkılıp yenisinin izolatörlü yapılması teorik olarak mümkün olmakla birlikte ekonomik sebeplerle pratikte yapılması belki mümkün olmayabilir.

Ancak Sağlık Bakanlığı’nın aldığı karara benzer kararlar alınarak Milli Eğitim Bakanlığı başta olmak üzere diğer bakanlıklarca, belediyelerce inşa edilecek okullar ve diğer kamu binalarında sismik izolatörlerin kullanılması yapım şartnamelerine tek madde koymakla pekala kolaylıkla mümkün olabilir.

Ayrıca belli kat sayısına sahip konut binalarında, sanayi tesislerinde, iş merkezlerinde sismik izolatörler kullanılarak can ve mal kayıpları en azından bu yapılar açısından ortadan kaldırılabilir. Bu da belediyelerin imar planlarına plan notları konularak bu binaların inşa edilmesi emsal/kat artışı verilmesi, ruhsat harcı muafiyetleri getirilmesi gibi yollarla teşvik edilmesi ile hayata kolaylıkla geçirilebilir.

Bu yapılırsa yazının başında rüya zannettiğimiz haberlere ulaşmamız bir anda olmasa bile zaman içinde mümkün olabilir.

Bunlar yapılır mı, yapılırsa ne zaman yapılır bilemem.

Ama bunlar yapılırsa elbette ülkemiz açısından başka bir dünya mümkün.