Arama kurtarma mı, aranmadan kurtulma mı?

Dr.Öğr.Üyesi Serkan Engin

Dr.Öğr.Üyesi Serkan Engin

Tüm Yazıları

Gebze’de meydana gelen bina yıkılması olayının üzerinden bir haftadan fazla zaman geçti.

Binanın yıkılma sebebi özellikle kent gündeminde tartışılmaya devam ediyor.

Ben bu yazımda olay ve sonrasındaki sürece başka bir pencereden bakmak istiyorum.

Bildiğiniz gibi bina yıkılması olayı 29 Ekim Salı günü saat 7.30 civarında gerçekleşti.

Bu andan itibaren AFAD ve belediyelerin ilgili birimleri, gönüllü arama kurtarma ekipleri harekete geçerek arama ve kurtarma faaliyetlerine başladı.

İçişleri Bakanlığı Bakan Yardımcısı Mehmet Aktaş olay yerinde yaptığı incelemelerin ardından “Binanın yıkıldığı ihbarıyla çok hızlı şekilde bütün ekiplerin müdahaleye başladı, şu anda 480'i arama kurtarma ekibi olmak üzere toplam 627 kişilik ekiple müdahalemiz devam ediyor.” şeklinde açıklama yaptı.

Tüm ülkenin odaklandığı bu kadar büyük bir arama kurtarma ekibiyle yapılan çalışmaların sonucunda ailenin son ferdine 19.saatte ulaşılarak arama kurtarma çalışmaları tamamlandı.

Bu olayda tüm ülkenin gözü kulağı yapılan çalışmalardaydı.

Yıkılan binada kaç daire olduğunu, bu dairelerin planını, hangi dairede yaşam olduğunu, dairede kaç kişinin yaşadığını biliyorduk.

Bina yakın tarihte inşa edildiği ve deprem kaynaklı yıkılmadığı için alışkın olduğumuz domino taşı gibi üst üste kat kat yıkılmamıştı.

Tüm bunlara rağmen binada yaşayan ailenin son ferdine binanın yıkılmasından 19 saat sonra ulaşılabildi.

Burada müdahalenin geç olduğunu veya çalışmaların yavaş sürdüğünü söyleyemeyiz. Aksine yukarıda bahsedildiği gibi ilk andan itibaren bütün kurumlarca tüm imkanlar seferber edildi.

Ama arama kurtarma faaliyetleri, doğası gereği dikkatli ve titizlikle yürütülmesi gereken bir faaliyetler bütünü. Binanın yapı taşı olan betonarme ağır ve dayanıklı olduğu için kolaylıkla alınıp atılabilen bir malzeme değil. Bunun vinç vb araç ile veya kırıcı makine ile kırılarak kaldırılması gerekiyor.

Gözümüzde daha iyi canlandırabilmek için ülkemizde sık sık yapılan balkonun mutfağa katılması için kaldırılan duvarın veya banyonun yenilenmesi için kırılması gereken seramiklerin ne kadar zor kırıldığını ve o küçücük yerden ne kadar atık malzeme çıktığını düşünün. Böyle düşününce çok fazla kattan oluşan dev bina kütlelerinin ne kadar sürede kaldırılabileceğini daha iyi anlayabiliriz.

Bir depremde bazen yüzlerle, bazen binlerle, on binlerle ifade edilen binanın yıkıldığını, insanların benim binamın enkazına önce müdahale edilsin diye arama kurtarma ekiplerini kendi binasına götürmeye çalıştığını biliyoruz.

Gebze’deki yıkılan binada beş kişiden birisini kurtarma şansımız oldu. Yani kurtarma başarımız yüzde yirmi olarak gerçekleşti.

Halbuki resmi rakamlara göre yaklaşık 50.000 kişiyi kaybettiğimiz Kahramanmaraş depremlerinde arama kurtarma faaliyetleri ile kurtarabildiğimiz kişi sayısı göz önüne alındığında kurtarma oranının yüzde birin bile altında olduğunu söylemek yanlış olmaz.

Bunlara ilave olarak arama kurtarma öyle uzun uzadıya günlerce yapılabilecek bir şey değil. Bu faaliyet ilk 24 saat en önemli olmakla birlikte, ilk 72 saat daha iyi sonucun alındığı bir alan. Bu süre aşıldığında insanların canlı kurtarılma oranı çok daha düşüyor.

Hem arama kurtarma faaliyetinin zorlu doğası hem de yıkılan bina sayısının fazla olma ihtimali göz önüne alındığında ne kadar iyi koordine edilirse edilsin, ne kadar çok kişi görevlendirilirse görevlendirilsin, ne kadar çok araç gereç hazır edilirse edilsin depremlerle bu şekilde mücadele etmemiz maalesef mümkün değil.

Burada yanlış anlaşılmak istemem. Arama kurtarma faaliyetini yürüten ve geneli gönüllü olarak çalışan bu kişiler canı pahasına tehlikeye atılarak elinden gelenin fazlasını zaten yapıyor. Buradaki kastım yıkılan bina sayısının fazlalığının bu faaliyetin etkinliğini önemli ölçüde azalttığı.

O zaman bu mücadelenin başka bir yolu olmalı.

Bu yol elbette var.

Bunun için dünyayı yeniden keşfetmemize gerek yok.

Tüm gelişmiş ülke deprem yönetmeliklerinde olduğu gibi ülkemizde uygulanan deprem yönetmeliğinin de ana hedefi binaların yıkılmayacak şekilde inşa edilmesi ve kuvvetli bir depremde göçmenin önlenmesi.

İşte bu yapıldığı zaman insanlar enkaz altında aranmasına gerek kalmadan depremden kurtulabilir.

Bu hedefe, uygulamadaki eksiklik ve kusurlar sebebiyle yeni binalarda da bazen ulaşılamıyorsa da, ülkemizin bu noktadaki en büyük zaafı eski yapı stoğunun fazlalığı ve yapılaşmadaki kuralsızlığın, imara aykırı davranışın neredeyse kanıksanmış hale gelmesi ve Türkiye’nin her yerinde bu yapıların bir şekilde kitabına uydurularak kullanılmaya devam etmesi.

Halbuki yönetmeliklerin gerektiği gibi uygulanması ve eski yapıların bir şekilde yenilenmesi veya güçlendirilmesi ile binaların depremi yıkılmadan atlatması ve insanların içinden canlı çıkması mümkün.

Elbette bunlar ciddi ekonomik maliyet gerektiren ve süre alacak çalışmalar.

Ancak depremde yıkılan binalardaki can ve mal kayıplarının maliyeti ile binaları tahkim etmek için harcanması gereken maliyetler kıyaslandığında aranmadan kurtulma maliyetinin, arama kurtarma maliyetine göre çok daha az olduğu tartışmasız bir gerçek.

O zaman hangi yolu tercih etmeliyiz?

Arama kurtarma mı, aranmadan kurtulma mı?

Gebze AFAD Arama Kurtarma