Zihinsel Çabanın Görünmeyen Maliyeti

Dr. Hakan Çolak

Dr. Hakan Çolak

Tüm Yazıları

Düşünmek üzerine konuşurken onu çoğu zaman gereğinden fazla yüceltiriz. Sorgulayan zihin, analitik bakış açısı, derinlik… Bunlar kulağa iyi gelir. Ama bu anlatının içinde sessizce gözden kaçan bir şey vardır: düşünmek, çoğu zaman iyi hissettirmez. Hatta insanı, adı konulamayan hafif bir gerilimin içine bırakır. Ne tam bir rahatsızlık ne de açık bir huzur… Daha çok, zihnin kendi içinde sürtündüğü bir alan.

Çünkü düşünmek, yalnızca bilgi üretmek değildir. Aynı zamanda kesinliğin askıya alındığı bir yerde kalabilmektir. Hızlı cevapların cazibesine direnmek, zihnin ilk sunduğu açıklamayı geri çevirmek, boşlukta biraz daha beklemeyi göze almak… Bunlar, zihnin doğal akışına ters düşer. İnsan zihni belirsizliği sevmez; belirsizlik, kontrol kaybı demektir. Kontrol kaybı ise içsel bir alarm üretir.

Bu yüzden çoğu insan, farkında bile olmadan düşünmenin kendisinden değil, onun yarattığı histen uzaklaşır. İlk fikir yeterince makul görünür, yüzeysel açıklamalar ikna edici olur. Daha derine inmek mümkündür ama çoğu zaman gereksiz hissedilir. Çünkü derinleşmek, bir noktadan sonra yalnızca yeni bilgiler değil, aynı zamanda yeni sorular getirir. Ve sorular, cevaplardan daha ağırdır.

Burada mesele bir yetersizlik değil, bir eğilimdir. Beyin, doğası gereği ekonomi yapar. Enerjiyi korur, fazlalığı budar, süreçleri kısaltır. Bu yüzden sezgiler hızlıdır, kararlar ani, yargılar yüzeyseldir. Bunlar hatasız değildir ama ucuzdur. Düşünmek ise bu sistemin içinde pahalı bir işlemdir. Zaman ister, dikkat ister, sabır ister. Ve çoğu zaman sunduğu şey bir çözüm değil, daha karmaşık bir tablo olur.

İnsan bu yüzden hızlanır. Çünkü yavaşlamak, düşünmek demektir. Ve düşünmek, çoğu zaman konforun dışına çıkmaktır. Hız, sadece pratik bir tercih değil; aynı zamanda bir kaçış biçimidir. Zihnin kendini koruma yöntemlerinden biri.

Belki de bu yüzden gerçekten düşünen insan sayısı azdır. Çünkü mesele düşünme kapasitesi değil, o süreçte kalabilme direncidir. Zihnin kaçmak istediği yerde kalabilmek… Hemen sonuca varmamak… Belirsizliği bir süreliğine çözmeden bırakabilmek…

Bunlar öğrenilmiş beceriler değil, çoğu zaman kazanılmış dayanıklılıklardır.

İnsanlar düşünmekten kaçmaz aslında.

Rahatsızlıktan kaçar.

Ve düşünmek…

çoğu zaman, tam da o rahatsızlığın kendisidir.