Uğur Mumcu'nun Kır Çiçekleri

Ugur Mumcu'nun Kır Çiçekleri

Cumhuriyet gazetesi, 5 Aralık 1981 köşe yazısından Uğur Mumcu'nun. Günlerden Cumartesi. Ben daha ufacığım o sabah. Babamın aldığı üç gazeteden birinde bu yazı var ama, biliyorum. Babam birazdan dikey ve intizamlı bir şekilde gazeteyi katlayıp bu köşe yazısını okumaya başlayacak.

“Bugün daktilomun başında, yıllardan beri ilk kez ne yazacağımı düşünerek, dakikalarca durdum. Elim bir türlü tuşlara varmadı. Ne yazayım bugün?

İnsan, içindeki sıkıntılarla boğuştu mu, sözcükler bir dönme dolap gibi beyninizde döner durur. Öyle ki, sözcükleri beyninizden, yüreğinizden ve dilinizden çekip daktilo şeridine varamaz, ak kâğıt üzerine siyah harfleri, siyah sözcükleri dizemez, noktaları, virgülleri koyamazsınız... Çünkü, sözcüklerin kendi dünyaları vardır; bu dünyalar, güneş çevresinde dönen küreler gibi beynimizde, vicdanımızda, yüreğimizde döner dururlar...”

Kelimeler her zaman ilgi çekicidir. Duygularını ve düşüncelerini anlatmak üzere hızlıca kafanda toparlanıp, güçlü anlatım öbekleri haline geliverirler bir anda. Büyüleyici bir andır o. Bazen kelimelerin bir araya geldiğinde nasıl bu kadar mükemmel anlattığına şaşırırsın, bir durumu, bir duyguyu. Yazmak büyülü bir şeydir. Haznende yeterince okumuşluktan mütevellit anlam dolu kelime varsa, Amazon ormanlarındaki ağaçlara ait yapraklar gibi bol bol uçuşur, gelip yazınıza konar o anlam yüklü kelime yağmurları. Bazen anlatacak o kadar çok şey vardır ki, o kelime yaprakları yığın olur döner, döner ve üzerinize çöker. Yazamazsınız.

Kimi zaman da anlatılması gerekenler o kadar çirkindir ki, kelimeler gibi zarif şeyleri bu çirkinlikleri anlatmak için ziyan etmek istemezsin. Belki de böyle hissediyordu o gün, bu yazıyı yazarken sevgili Uğur Mumcu.

Kadınlar ölüyor ama kadın nefreti hala medeni sandığımız güruh ve cenaplarda bile devam ediyor.

Bu affedilmez bir suç oysa. Tüm nefret suçları gibi.

Çocuklar ölüyor ama çocuk şiddeti haberleri hala devam ediyor. Karşısında dimdik durmadığımız her yanlış ve müsamaha gösterilen her kötülük çoğalıyor. Sizi de bulacak.

Bunu ne zaman anlayacağız acaba?

İşte kelimeler, bu kötü şeyleri anlatmak için bazen bir araya gelmez ya da, bu kötülüklere kelime harcamak sizin içinizden gelmez.

Öyle bir yazı günüydü belki de Uğur Mumcu için de.

Bugün hiç yazı yazmasam diyorum, gitsem bir dağ başına, gitsem, kır çiçekleri toplasam, bunları bir demet yapsam; desem ki, bu çiçeğin adı, “Erdem”, bunun “Onur”, bunun “İnanç”...
Ne yazayım bugün?
Çevrenize şöyle bir bakın. Bir bakın akıp geçen olaylara, bir bakın tanık olduğunuz ya da duyduğunuz olaylara, bakın. Kimi zaman, onur çiçekleri ile, inanç çiçekleri ile bezenmiş insanlarla karşılaşırız. Kimi zaman da bin bir yalanın belini bükmüş, yolsuzlukların saçaklarına tutunup, sirk cambazları gibi sıçrayıp durmuş insan müsveddeleri ile...”

Bir bakın. Bir bakalım. Neden hep aynı? Neden düzelmiyor insan, neden onarılmıyor insanlık? Neden o günden bugüne, hala ve giderek daha da çirkinleşiyor?

Kötülüklerle savaşan her gerçek sosyal demokrat, solcusu, sağcısı ayırt etmeden yoruldu, geçmişte de, bugün de. Uğur Mumcu da yorgundu bu yazıyı yazarken büyük ihtimalle...

Babam yazıyı okuyup iç geçirmiştir o gün muhtemelen. Tam hatırlayamam. Milliyet Çocuk dergisini karıştırıyor olmalıyım o Cumartesi sabahı. Annem mutfaktan çıkıp börek tabağı bırakmıştır önüme ve sonra o da “Gazeteyi katlanmış bırakma Mehmet bey” diyerek alıp düzeltip, okumaya başlamıştır.

Babam “Eline sağlık hanım” demiştir, olana bitene kederlenmiş, düşünceli sesiyle. “Çay kaldı mı?”

Sonra ben yere sırt üst yatıp Cimcime'yi okumuşumdur. Babamın üzüldüğü şeylere bundan kaç on yıllar sonra bile üzüleceğimden habersiz.

12 yıl sonra bir Pazar günü Uğur Mumcu’nun başına gelecek olanlardan habersiz...

Uğur Mumcu gibi gazeteciler sayesindedir ki gazetecilik önemli bir meslekti biz 80’lerin çocuklarının gözünde. Çok kıymetli işler, haberler yapan, çok karakter sahibi insanlardı gazeteciler.

Bizim şahit olduğumuz dünya, bu kıymetlerini koruyamadı. Kötülüklerle yeterince savaşılmadığı için, böyle kıymetli mücevherleri talan edildi, yok edildi. Gözümüz kanadı üzüntüden ama durdurulamadı bu şiddet ve vasatın hızla üreyerek çoğalması, kötülüğün sıradanlaşması. Hatalı hayat kullanımından sorumluyuz.

24 Ocak 1993’te, özgür basının en önemli kalemlerinden, gazeteciliği ile, duruşu ile, hayat mücadelesi ile örnek olan Uğur Mumcu bir suikast sonucu hayattan, ailesinden ve bizden alındı.

Onun anısına, saygıyla.