Ekonomi gören gözler içindir
"Sarı kuyruğunda beyaz çizgiler olan bir sarman? Onu arıyorum da!" dedim ihtiyar adama. "Çok çekinerek ve ceketini düzelterek "Ben bir şey görmedim, ben hayvanlara zarar vermem, bir şey yapmadım. Zaten görmedim" dedi. Bazen beslediğim, kolladığım kedileri ararken, yakın menzil mahallelerde kaybolurum bir süreliğine. Neyse ki çok uzağa gitmezler. Ama hiçbir acı, eksiklik, yoksunluk uzak değildir aslen GÖREN GÖZLERE. Bazen kedilerin beni böyle maksatlı dolaştırdığını da düşünürüm.
Allah görmemizi ister. Görüp de ne yapacağımızı deftere yazmak için muhtemelen.
Yaşlı adama "Ben bir şey yaptınız demedim sadece gördünüz mü dedim amca. Sorun yok buluncaya kadar arayacağım zaten" dedim. Bunu herkese yaparım. Bir şey olduysa ya da şahit oldukları bir şey varsa bana uzatmadan söylesinler diye yaparım. Adam gülümsemeye çalışarak "Biz hayvanları severiz kızım, bir şey yapmayız, bazen teyzen de yemek verir, severiz yani. Eve sokmaz o sadece" dedi. Kalbim yumuşadı, yüzüne ve gözlerinin içine bakarak " Allah razı olsun senden de, teyzeden de o zaman amca, sağ olun" dedim gülümseyerek.
"Senin kedin mi?" diye sordu. Bunu hep sorarlar ve buna da benzer şekillerde cevap veririm her seferinde.
"Hayır, senin kedin amca. Senin, bizim, hepimizin yani. Mahallenin. Bir komşunu uzun süre görmediğinde ne olduğunu merak etmiyor musun? Onlar da bize Allah'ın eliyle yaşadığımız yere koyduğu komşularımız. Mahallemizin insanı gibi düşün. İnsan sureti olması gerekmiyor her canda. Hepimiz tek nefeste gidebilecek bir can taşıyoruz. Onlar da hastalanıyor, onlar da korkuyor, onlar da acıkıyor, onlar da üşüyor. Bazen araba çarpıyor. Çok hızlı gidiyorlar. Ara sokakta bu ne hız?!" Çoğunlukla bunu söylerken arkasından bu hız yapanların da kedi ve köpeklerle aynı kısa ömrü yaşamalarını ve ezilerek ölmelerini içtenlikle diliyorum ama bu yaşlı amcayı korkutmamak için bu kez bu kısmı içimden söyledim.
"Portakal" dedim. Amca, yavaş yürüyen ayaklarından gözünü kaldırıp bana baktı.
"Portakal adı. İsmiyle çağırınca geliyor. Mahallemizin kedisinin adı"
Biraz aşağıya doğru yürürken etrafa bakındım. Portakal çok uzaklaşmış olamazdı ve belki de ben onu ararken geri dönmüştür bile diye düşündüm. Burada, bu arka mahallede, kediler için bir mama kabı, boş da olsa bir su kabı, yani biraz merhamet ve insanlık izi görmeye çalıştım. Vardı neyse ki. Yeşile dönmüş boş su kaplarına bakarken yaşlı amcaya "Size iyi günler amca" dedim. " Kediler kaybolmaz merak etme kızım, mutlaka geri gelirler" dedi. "Evet ama ölmedilerse geri gelirler amca. Ben bir araba falan ezdi mi diye endişe ediyorum" diyerek elimi kaldırdım selametle demek için.
"Görüşmek üzere" "Görüşmek üzere kızım"
İnsanların geneli iyidir ama bu, karşınıza gün aşırı insan görünümlü bir canavar, bir kötücül yaratık çıkmasını engelleyebilecek bir gerçek değildir. Siz kötülerle, o terbiyesiz, hadsiz iğrençlerle kavga ederken ve savaşırken, bazen iyi ve naif insanları da korkutursunuz ya da onlara gerektiği gibi naif davranamazsınız kavgaya kuşanmış halinizle. Bu beni çoğu zaman üzen bir şeydir.
Amca veda ettikten sonra insanların küçük hayatlarını bile sürdürmekte ne kadar zorlandıklarının izlerini görebileceğimiz herhangi bir mahallede görebileceklerimizi envantere almaya başladı gözlerim. Bu istemsizce olur.
Ev haliyle markete koştuğu anlaşılan bir annenin elinde sadece 2 kutu market markalı sütle marketten çıkması, çocukların birkaç patates ve ekmek alarak eve koşması, hiçbir çocuğun ayakkabısının yeni olmaması, market önündeki kedilerin bu insanlardan bir lokma umut etmesi ama bunun bu şartlarda imkansız olması gibi.
Eve patates alan ilkokul çocuğunun en iyi ihtimalle o sabah kahvaltısı patatesli yumurta olacak belli ki. O anne de eminim çocukları için 2 kilo ucuz sütten başka şeyler de almak isterdi o sabah. Market önündeki kedilerin başını okşarken cebimde son kalan mamalardan biraz yedirdim. Onlar hiçbir insana içerlemezdi. Zaten paylaşacak fazladan bir lokması olmayan insanlardan ne beklenebilir ama onlar lokması bol olan ama paylaşmayan yaratıklara bile içerlemeyecek kadar iyi ruhla donatılmışlar, bu yüzden içerlemezler, kinlenmezler. Sadece acıkır, hastalanır, üşürler. Bazen açlık rekorları kırar, hatta toprak bile yerler.
Gören göz insana, görmeyen göz yaratıklara aittir. İnsan değildir onlar. İnsan görünümündedir. Gören gözler için hayat adaletsizliklerle, düzeltmeye güçlerinin yetmeyeceği acı sahnelerle doludur. Ama yine de son güçlerine, bazen son kuruşlarına kadar çabalarlar.
Fakir insanlarsa, hem görür, hem üzülürler. Onları gören bir göz ararlar bir taraftan.
Allah her şeyi görür. Herkesi görür. İçinden geçeni, kafanı çevirirken ne düşündüğünü, saçını savururken ne planladığını, neyi sakladığını, neyi arzuladığını, sana ne verildiğini ve senin sana verilenle ne yaptığını bilir, hepsini görür. İnanmak yeter korkmak için. Korkmayanlar inanmaz ona. Bunu unutanlar da onu biraz kaybetmiştir.
Portakal hangi çaresizlikte buraya geldi bilmiyorum. Ama beni markette çikolata reyonunda durup durup kendine defter alan çocuğa götürdü o sabah. Market görevlisine ucuz birkaç gofret bir de çocuğun baktığı çikolatan alıp ona vermesi için bırakmama sebep oldu. Oradan çıkınca ayağının ucu kırılmış bir kediyi kaçtığı çöp konteynerinin altında günlerdir yediği ilk doğru dürüst yemeği ona vermem için götürdü beni Portakal o sabah.
Camdan bana bakan yaşlı teyzeye "İyi günler teyzeciğim, nasılsın?" diye sormam için götürdü.
"Saat kaç kızım? Öğlen okundu mu?" diye soran bu teyzenin yalnızlığı için.
"Yok teyzeciğim, daha sabah. Senin saatin yok mu duvarda falan?" " Oğlum getirecek, o gelmedi daha" Neredeydi de gelmedi? Yeni mi taşınmıştı?
"Peki. Saat daha 10.30 2 saat var daha öğlene teyze" " Tamam, sağol, Allah'a emanet ol kızım" Sen de teyze.. Başka kime emanet olacağız ki zaten. Onun verdiği emanet canla, yeryüzünde yine ona emanet olacağız elbette.
Bazen görmen yetmez. Başka yerlerde de görmene ihtiyaç vardır. Böyle vesileler çıkarır Allah karşına.
Hiçbir şeye karışmamaya çalışan, hiçbir tartışma ya da çetrefilli konuda görüş belirtmemeye çalışan, hiçbir yardım çağrısına el uzatmayan, faydası olacak hatta karşılıksız bir iyilik ve fayda sağlayacak diye korkan insanlara benim ailemde "Tavşan Boku" denirdi. Tavşan korkaktır ama o bile bir işe yarar babında. Ama tavşan bile olamayacak, işe yaramayan, bir iyilik için kıpırdamayan, kumaştan yapılmış iri bez bebekler gibi gereksiz ve absürd-tuhaf ve çirkin- insan görünümleriyle yaşıyoruz.
İnsana ihtiyaç var. Ama insan az. Ve insanlar zorda. İyi insanlar daha da zorda.
İşiniz biraz ekonomiyi düzeltmekle ilgili başlıklar taşıyorsa, hani azıcık bile bir sorumluluğunuz varsa, bilin ki birincil göreviniz bu durumu düzeltmektir. Başka her şeyden önce bu adaletsizliği gidermektir sorumluluğunuz.
Bu olmadıkça da işinizin ve varlığınızın bir önemi ve gereği de yoktur hatta.
Tavşan bokuna ihtiyaç yoktur.
"Bir insanın vicdanını, kişiliğini ve ruhunu, hayvanlara gösterdiği ilgi ve sevgi ile ölçebilirsiniz.” – Kant