TOM–BALA

Tıklayın, Nokta Gazetesi'ni takip edin
Cengizhan Göksu

Cengizhan Göksu

Tüm Yazıları

Şimdi bak hele güzel kardeşim…

Bizim memlekette bir garip tip türedi: Adı Türk, hali “Tom.”
Dili Türkçe ama kafası yabancı kanallardan ithal…
Soyu Orta Asya’dan geliyor ama ruhu sanki Teksas’ta kaybolmuş.
Bunlara sorarsın: “Kimsin?”
Cevap hazır: “Türküm.”
Ama biraz eşeleyince altından ne çıkar?
Ne töre var, ne dilin kıymeti, ne geçmişe hürmet…
Bir bakmışsın “Tom” olmuş, “Can”ı bırakmış “Coni” peşine düşmüş.
Eskiden “bala” derlerdi…
Bala dediğin; köküne bağlı, sözünü bilen, büyüğünü sayan, küçüğünü koruyan adamdı.
Şimdi bakıyorsun, bala kalmamış…
Hepsi “Tom bala” olmuş!
Hani derler ya:
“Torbadan kırk yılda bir ya çıkarsınız ya çıkmazsınız.”
İşte tam da öylesiniz!
Arada bir içinizden bir gerçek Türk çıkar…
Gerisi?
Kopya hayat, kiralık kimlik, ödünç duruş…
Bir bakıyorsun Türk kahvesini bırakmış, plastik bardakta yabancı isimli içecek peşinde…
Bir bakıyorsun kendi türküsünü bilmiyor ama İngilizce şarkıya eşlik ediyor yarım yamalak…
Sorunca da: “Dünya vatandaşıyım.”
Yok ya! Sen dünya vatandaşı falan değilsin…
Sen köksüzlüğün vatansız temsilcisisin!
Bak kardeşim…
Asimilasyon dediğin öyle bir şeydir ki, fark etmeden seni senden alır.
Adın kalır, ama anlamın gider.
Kimliğin kalır, ama içi boşalır.
Sonra ne olur biliyor musun?
Bir gün aynaya bakarsın…
Karşında ne tam Türk vardır, ne de tam yabancı…
Ortada kalmış, ne olduğu belirsiz bir “Tom bala.”
Ama işin acı tarafı şu:
Bunlar hâlâ kendini Türk sanır…
Hatta en çok onlar bağırır “Türküm” diye!
Ama içi dolu olan bağırmaz zaten…
Boş teneke çok ses çıkarır.
Ey “Tom bala”…
Unuttuğun şeyi hatırla:
Türk olmak isimle değil, duruşla olur.
Kökünü kesersen gölge veremezsin.
Yoksa…
O torba var ya…
Seni içine atarlar.
Kırk yıl beklersin…
Belki bir gün çıkarsın, belki de hiç…

Vesselam...

Cengizhan Göksu