Sıfat köprüsünden geçemeyenler, Sırat’ı nasıl geçecek?
Bazıları var; dünyadayken kendini hep haklı, hep temiz, hep masum sanır.
Sanki yarın bir gün Sırat Köprüsü’ne vardığında, melekler yol verecek, hesap defteri hiç açılmayacak…
Oysa acı gerçek şudur: Sırat’a gelmeden önce geçilmesi gereken bir köprü var: Sıfat köprüsü.
Bugün insanlar, arkadan iş çevirirken “akıllı”, yalan söylerken “siyasetçi”, aldatırken “ticaretin raconu” diyor. Kendine yakıştırdığı isimler başka, halkın ona taktığı sıfatlar bambaşka.
İşte bu yüzden köprü sallanıyor.
Çünkü bu köprü, süslü cümlelerle değil, dürüstlükle geçiliyor.
Kardeşini satan, ortağını dolandıran, seçmenine yalan söyleyen;
Bugün yüzünü kaçırarak selam verdiği insanların yarın karşısında dimdik durabileceğini mi sanıyor?
Daha komşusunun yüzüne bakamayan, kul hakkının hesabını vermeyen biri, Sırat’ta hangi dengeyle yürüyecek?
Sıfat köprüsü dardır.
Üzerinden geçerken yük atman gerekir:
Yalanı, hileyi, kibri, ihaneti…
Bunları sırtında taşıyanın adımı ağırlaşır, vicdanı tökezler.
En büyük yanılgı da şudur:
İnsan, kendini kandırabildiği sürece kurtulduğunu sanır.
Oysa hesap günü, kimsenin sıfat seçme hakkı yoktur;
Herkes, hak ettiği isimle çağrılır.
Belki de bu yüzden bazıları Sırat’tan değil,
Daha bugün, şu dünyadaki sıfat köprüsünden düşer.
Unutmayalım:
Dünyada yüzüne bakamadığın insan varsa,
Ahirette yürüyemeyeceğin bir köprü mutlaka vardır.