Abiye Meselesi

Cengizhan Göksu

Cengizhan Göksu

Tüm Yazıları

Bazen insanın başına öyle şeyler gelir ki, yıllar geçse de unutamaz… Hatta her hatırladığında kendi kendine güler. Benim “abiye meselesi” de tam olarak böyle bir hikâye.

Memleketten yeni çıkmışım, ilk defa büyük şehire gelmişim. Yanımda bir bayan arkadaş… Dediki hadi biraz mağaza gezelim. İçeri girdik, ben etrafa bakınıyorum, raflar dolu, ışıklar parlak… Şehir başka bir şey gerçekten.

Bayan Arkadaşım mağaza sahibine “Ben abiye bakacağım” demiş duymadım.Tam o sırada mağaza sahibi çalışanlara seslendi: “Abiye bakın!”

Benim kafada şimşek çaktı: “Demek burada abiye de bakılıyor… Hem de hizmet var!”

Gittim adamın masasının önündeki sandalyeye oturdum. İçimden de geçiriyorum: “Vay be… Ne güzel yer. Otur, çayını iç, hizmet ayağına geliyor. Kadınlarla mağaza gezmek de zor zaten, böyle çekilir işte…”
Biraz sonra adam geldi: “Beyefendi, neden buraya oturdunuz?”

Ben gayet rahat: “Abiye bakın dediniz, ben de oturdum… Çay bekliyorum.”

O an mağazada bir sessizlik… Ardından patlayan kahkahalar… Çalışanlar gülüyor, arkadaşım gülmekten iki büklüm, ben ise yerin dibine giriyorum.

Meğer “abiye” dediği, benim bildiğim “abiye bakmak” değil… Kadınların özel günlerde giydiği şık elbiseymiş.

O gün utandım mı? Hem de nasıl. Ama şimdi hatırladıkça kendime gülüyorum.

Aslında bu küçük olayın büyük bir dersi var: İnsan, bilmediği bir kelimeyi duyunca onu bildiği kalıba sokmaya çalışır. Beyin boşluğu sevmez; eksik bilgiyi tamamlar ama çoğu zaman yanlış tamamlar.

Hayatta da böyle değil mi? Yarım bilgiyle insanları yargılarız. Bilmeden konuşuruz. Duymadığımızı duyduk sanırız. Anlamadığımızı anladık diye savunuruz.

Sonra da bir bakarız ki, hayatın ortasında “abiye beklerken” kalmışız.

O yüzden bazen durup sormak lazım: “Ben gerçekten anladım mı, yoksa kendi bildiğimi mi anladım sandım?”

Çünkü yanlış anlamak ayıp değil… Ama yanlışta ısrar etmek, işte o biraz “abiye meselesi” oluyor.

Vesselam..