Savunma Sistemini Geliştirmek Bağımsızlık Demek mi?
Son günlere yaşanan savaşların bir getirisi olarak ülkemizde şövanist söylemler hızla yayılmaya başlandı… Aslında bu ülkenin bir evladı, bir gazi torunu ve ülkücü doktrinler ile donnamış bir kardeşiniz olarak benim de hoşuma gitmiyor değil… “Bu ülkenin insanı hazır askerdir” söylemi nerede ise her gün sosyal medyada, güncel ilişkilerde sıkça kullanılıyor. Ben de katılıyorum bu söylemlere. Geçmişte biraz da espri olsun diye Yunanistan ile yaşadığımız gerginliklerde, “Bizim paintball milli takımımız bu işi çözmeye yeter” diye bir cümle de kurmuşluğum var. Gerçekten böyle mi durum? Sadece silah sahibi olmak yeter mi acaba bir ülkeye? Yoksa o silahı kullanmak için gereken şartların oluşması mıdır esas gerekli olan? Hani belimizde bir silah taşıyoruz ama onu ne zaman kullanacağımıza da biz karar veriyoruz. Şartlar herkese göre ayrı oluşuyor, sınırlar farklı oluyor bu süreçte. Bir savaş halinde de bu mu olur acaba? Bu sistemleri kullanıp kullnamamaya kim karar verir?
Sizin ne kadar güçlü silahlarınız olsa da bunları kullanmak için oluşan şartları belirleyen kadar bağımsız olursunuz… Belki biraz anlamakta zorlanıyor insan bunu, şartlar gerçekten bu… Vur emri, ateş emri nasıl ve kim tarafından verilecek; kim karar verecek? Benim ülkemin kararvericilerinden ve genel kurmayından en ufak bir tereddütüm yok; verecekleri karar en doğru karardır… Buradaki anlattığım halkın hareketinin süreçteki aksiyonudur. Bu ülkede savunma sanayine karşı olan kafalar, elbette işin içinde olacaktır. Elelrinden gelidiğince müdahil olarak birşeyleri yönetmeye çalışacaklardır.
Şimdi neden sorgulamıyoruz; düşman belli İsrail ve onun yönettiği ABD ve İngiltere… Biz düşman mıyız bu ülkelere yoksa lafta söylemlerle mi kendimizi tatmin ediyoruz…! Bayramda bayram namazında camiler kalabalık, sağolsun hocalarda kalabalık olunca daha bir istekli, daha bir güçlü konuşuyorlar cemaate…“ Allah'ım bu İsrail ABD şeytanlarını kahrı bela eyleee…” Tamam yaratanın elbette bir hesabı olduğu mutlaktır… Sen bu dinin, bu milletin mensubu olarak nasıl bir misyon yükledin kendine? Camide biz de vardık sabah sabah erkenden bayram günü kalktık ve en yüksek sesle bu duaya aminnnn dedik… Yetmez mi? Başka ne yapabilirdik? Şunu da ilave edelim namazdan çıkınca bu durumu İPHONE telefonumuz ile eşimiz dostumuzla da paylaştık. Bu bayağı bir aksiyon almak tebrik etmek lazım gerçekten…
Mustafa İslamoğlu 1995 yılında bir kitap yayınladı yani tam bunda 30 yıl evvel, Rahmetli Ziya Uygur TARİH BOYUNCA İNKILAPLAR İHTİLALLER VE SİYONİZM kitabı yayın yılı 1952, Cevat Rıfat Atilhan Türk Oğlu Düşamanını Tanı yine o yıllar ve en önemlisi ise Yüce Allah Maide 51'de “Ey iman edenler! Yahudileri ve hıristiyanları veli edinmeyin. Onlar birbirlerinin velileridir. Sizden kim onları dost edinirse şüphesiz o da onlardandır.“ buyurur. Daha birçok akademisyen, yazar bu konuda onlarca eser yayınladığı halde biz ne yaptık? Neresinde durduk bu sürecin? En şiddetli şekilde kınadık, en şiddetli şekilde dua ettik, mting yaptık… Bu da bayağı bir süreç; kendimizi takdir etmek mi lazım bilemiyorum? Acaba ehli kitap vb. sıfatlar ilave ederek yıllarca bu milletleri bize dost gibi tanıtan her kademeden din ve millet büyüklerine ne demek lazım? Birde çok merak ediyorum yarın huzurda yaratan bu soruyu onlara ve dolayısı ile bize sorunca cevap ne olacak? Ben sosyal bilimci veya din bilimci değilim sadece bir vatandaş olarak okuduğum, öğrendiğim en önemlisi yaşadığım sürecin bendeki birikimleri ile sorugulamak istiyorum. Bilen akil insanlar herhalde bizi aydınlatacaktır.
Tüm yaptığım bu tespitlerin tek amacı var; bu ülkede savunma sanayi adına çok güzel işlere imza attık çok şükür ve devam ediyoruz. İlk günkü şevkle ve azimle ülkemiz için çalışıyoruz, çalışmaya da devam edeceğiz. Sonuçta bu sistemleri kullandıracak ve kullanacak şekilde karar vericilerimiz olacakmı? Biz her ne kadar düşman tanımaya gayret etsekte acaba doğru bir süreçtemiyiz? Bakıyorum topluma hiçbir aksiyon yok sanki bu söylem safhasından başka. Herkesin nerede ise cebinde bir israil yardım paketi var sigara olarak, herlesin elinde bir abd yardım paketi var iphone vb olarak (benim de var bu arada kendin de varken başka yeri eleştirme diyenler olabilir ben kendimi de bu süreçten muaf tutmuyorum yeni aldığım bir karar ile asla bir daha bu insanlık düşmanı kafaların ürünlerine meyletmeyeceğim) en azından bunlar ile elimden geldiğince bu alanda mücadele edeceğim.
Geçtiğimiz günlerde bir adam gelmiş ülkemizin Cumhurbaşkanı ile görüşmüş ve gitmiş buradan bu adam 14 Trilyon Dolar Yahudi sermayesini yönetiyormuş… Nasıl kurgu yapılıyor bu ülke için? Bu görüşmenin ne olduğunu bilemdiğimiz için eleştirmek veya onaylamak bizim haddimiz değil. Sadece merak edip sorgulamak hakkımızdır diye üzerinde durudum. Bizi siyaseten, inançlarımızla böldüler parçaladılar, fırkalara ayırdılar. Beynimize bir globalleşme, dünya barışı gibi felsefeler soktular; yine şahsi görüşüm “Bir taraftan sosyal, inanç, milli yapılarımızla oynarken bir taraftan da farklı yollar ile gidalarımıza kadar girdiler ve oynadılar”
İnancını doğru yaşayamayan, milli şuuru olmayan, düşünme ve hareket yeteneği zayıflatılmış, vatan, bayrak, millet şuuru olamayan ve çok acı şimdide aile olamaya engel empozeler ile insanlığımızın nesilimizin devamı ile önemli şekilde oyanayan, yine son günlerde çıkarılan bir oyuncak aksiyonu ile bebeklerimizin bu günden cinsiyetsizleştirmek süreci ile karşı karşıya bırakılan tehlikeler ile savaşmak zorundayız. Belki söylemesi çok acı ama “Kuvayı Milliye“ ruhuna hiç bu kadar ihtiyacımız olmamıştır diye düşünmekten kendimi alamıyorum.
Konu çok detaylı ve zor bir hal almış durumda bunu sizlere anlatabilmem bir köşe yazısı ile mümkün değil biliyorum ama en azında içimden geçenleri paylaşmayı görev bildim.