Doğru meseleler mi tartışılıyor? Sapanca Gölü konusuna neden gereken yerden bakılmıyor?
Nokta Gazetesi olarak bu şehri önemsiyoruz. Bunu yaparken kent milliyetçiliğiyle değil; bilimin ve tekniğin ışığında hareket etmeye özen gösteriyoruz. Çünkü biliyoruz ki Kocaeli’nin de, Sakarya’nın da, hatta dünyanın da en büyük sorunlarından biri artık kuraklık.
Biz bu gerçeği yeni fark etmedik. Geçtiğimiz yıl, daha yaz gelmeden kuraklık kapıyı çalmadan önce bu konuyu gündemimize aldık. Kocaeli’nin su yönetimini, risklerini ve olası senaryoları anlamaya çalıştık. Bu süreçte İSU Genel Müdürü Ali Sağlık ile birçok kez konuştuk. Editör arkadaşım Melih Can Şenol ile birlikte yürüttüğümüz bu süreçte tek amacımız vardı: Doğruyu öğrenmek.
Ve şunu açıkça söylemek gerekir; Ali Sağlık bu süreçte tam bir bürokrat refleksiyle hareket etti. Siyaset yapmadı, polemik üretmedi. Sorduğumuz her soruya teknik çerçevede yanıt verdi. Koltuğunda hak ederek oturduğunu herkese ispatladı.
Çünkü artık herkes konuşuyor. Ama ne yazık ki herkes bilerek konuşmuyor...
Su yönetimi gibi teknik bir mesele, kulaktan dolma bilgilerle yorumlanacak bir konu değil. Bu işin coğrafyası var, mühendisliği var, maliyeti var. Ama buna rağmen bazı kesimlerin meseleyi ‘kent milliyetçiliği’ üzerinden ele aldığını görüyoruz. İşte asıl sorun da burada başlıyor...
Sapanca Gölü elbette hepimiz için çok değerli. Ancak bu değeri korumanın yolu sloganlardan değil; sadece gerçeklerden geçer.
Son günlerde yeniden alevlenen tartışmaların merkezinde Yuvacık Barajı var. Baraj dolunca kapaklar açıldı ve fazla suyun bir kısmı denize deşarj edildi. Bunun üzerine bazı çevreler Kocaeli’nin Sapanca Gölü’nden su aldığını hatırlatarak “Bu su neden tamamen Sapanca Gölü’ne verilmiyor?” sorusunu sormaya başladı. Hatta daha ileri gidilerek “su hovardalığı” gibi ağır ithamlar dile getirildi.
Oysa işin teknik boyutunu öğrenmek kimsenin aklına gelmedi. Bugün aradığım Ali Sağlık bu konuya da son noktayı koydu.
Yuvacık Barajı ile Sapanca Gölü arasında yaklaşık 30 metrelik bir kot farkı varmış. Yani suyun doğal akışla göle ulaşması mümkün değil. Bu suyu Sapanca’ya aktarabilmek için ciddi bir altyapı gerekiyor: Terfi istasyonları, yeni iletim hatları ve büyük bir yatırımdan bahsediyoruz.
Üstelik bu yatırım, her yıl kullanılacak bir sistem için değil; belki 10 yılda bir ihtiyaç duyulacak bir senaryo için yapılacak.
İşte tam da bu yüzden mesele, “neden verilmedi?” kadar basit değil.
Evet, bu yatırım günün birinde yapılmalı. Ama ne zaman yapılacağı, hangi öncelikle ele alınacağı ayrı bir tartışma konusu. Bugün için teknik ve ekonomik gerçekler ortada. Fakat burada daha önemli bir soru var: Biz gerçekten doğru meseleleri mi tartışıyoruz?
Sapanca Gölü’nü korumak istiyorsak, sadece su transferi üzerinden yürüyen tartışmalar yeterli değil. Göl çevresinde hızla artan yapılaşma, özellikle de bağ evleri ve bungalovlar meselesi neden bu kadar geri planda kalıyor?
Ruhsatlı ya da ruhsatsız şekilde çoğalan bu yapılar, su kaynaklarına doğrudan etki ediyor. Yer altı sularını tüketiyor, göl ekosistemini baskılıyor. Ama nedense bu konu, teknik bir tartışma kadar gündem olmuyor. Oysa gerçek tehdit tam olarak bu.
Gazetecilik, popüler tartışmaların peşinden gitmek değil; görünmeyeni göstermektir Bizim görevimiz ise kolay polemiklere kapılmak değil, zor soruları sorabilmektir.
Kent milliyetçiliğiyle yapılan tartışmalar kısa vadede size alkış getirebilir. Ama uzun vadede sorunları çözmez, sadece üstünü örter.
Eğer gerçekten Sapanca’yı korumak istiyorsak, sloganları bir kenara bırakıp gerçekleri görmek ve göstermek zorundayız. Çünkü su, siyaset üstü bir mesele. Yanlış tartışmalarla tek bir damla suyumuzu kaybetmememiz gerekiyor.