Sözün kudreti
Ben epey bir süre, karşımdakine durumu anlatsam, argümanlarımı ortaya koysam, haklılığım anlaşılacak ve yapılan yanlıştan vazgeçilecek diye düşündüm.
(Kahretsin, yine geç anladım taşın sert olduğunu.)
Hatta çoğu zaman, karşımdakinin yanlış kanaatinden ya da davranışından vazgeçmesini sağladığımda, bunu sözlerimin gücüne ve haklılığıma bağladım.
Ben de isterdim; tıpkı sizin gibi, sözün kudretinin yalnızca doğru ve haklı olmaktan kaynaklandığını söyleyebilmeyi. Yine isterdim, sözün kudretinin haklılığında ve doğruluğunda olduğunu; asla ama asla kuvvette olmadığını söyleyen o aforizmaya yaslanıp, yazıyı onun etrafında döndürerek tamamlamayı. Ama yok böyle bir dünya.(En azından yaşadığımız bu evrende)
Peki böyle değilse, sözün kudreti nerede?
Bu konuda benim bildiğim kadarıyla, ilk sistematik değerlendirme Aristoteles’e aittir.
Her ne kadar benim yazıyı oturtmak istediğim bağlamdan farklı bir zeminde duruyor olsa da, sözün kuvvetini Rhetoric (İkna sanatı da diyebiliriz) adlı eserinde ele alır ve olabildiğince basitleştirerek söylemek gerekirse, sözdeki ikna gücünü üç temel kategoriye ayırır: ethos (konuşmacının karakteri),pathos (dinleyicinin duyguları) ve logos (mantıksal argüman). Aristoteles’e göre sözün kıymeti, bu üç unsurun bileşiminden doğar.(Demek ki Atina’nın sokaklarında böyleymiş!..)
Aristo’nun bu çözümlemesini yaşadığım gerçeklere vurduğumda ise, bambaşka bir tabloyla karşılaşıyorum. Sözün gücünün yani karşıdakini ikna etmenin belirleyici koşulu, çoğu zaman ne söylenenin doğruluğu ne de argümanların tutarlılığı oluyor. En azından benim gördüğüm dünyada, iknanın asıl anahtarı, sözü söyleyenin gücü. Başka bir deyişle, söz etkili olduğu için güç kazanmıyor; söyleyen güçlü olduğu için söz etkili oluyor.
Keşke, Aristo’yu değil de rahmetli anneannemin sözünü dinleseydim.
Yılların verdiği tecrübeyle söylenmişti sözünü orijinalliğini bozmadan aktarmak istiyorum. Derdi ki: “Laf ile yar koyna girmez; sinüzer* ister ki sayasın zınk zınk. ”Bu da bir aforizma aslında. Ama bu toprakların aforizması. Bizim yaşadığımız gerçeklerle, çok daha fazla örtüşen bir aforizma. (Aristo’da kimmiş! Elin adamı. Elbette anneannemin karşısında onu harcarım. Yaparım tabii… Kalem benim elimde; güç de bende.)
Anneannemin sözünü dinlemedim. Hayatın öğretmesi gerekiyormuş. İstediğiniz kadar haklı olun ve bunu istediğiniz kadar iyi anlatın; bunun çoğu zaman hiçbir geçerliliği yok. Eğer gerçekten geçerliliği olsaydı, haklı olduğunuz bir konuda, sizden daha güçlü birine söylemek istediklerinizi ya da isteklerinizi ona söyletme ihtiyacı duyar mıydınız? Oysa biz tam da bunu yapıyoruz. Sözü, söyleyenin gücüne yaslayarak, sözün kudretini artırmaya çalışıyoruz.
Ama neye yarayacaksa, artık biliyorum. İnsanları ikna eden, sözlerini geçerli kılan haklılıkları değil; sözün arkasında ki kişinin konumu, gücü, yapabilecekleri ve böylece oluşan güç, menfaat ve zarar dengeleri.
Bu arada, anneannem çok zengin ve güçlü bir kadın olsaydı, sözünü dinlemiş olacak ve yıllarımı kaybetmeyecektim. (Ne de olsa bende bu derenin balığıyım.)
* Sinüzer, Eskiden, Anadolu insanı tarafından kullanılan ve kökeni büyük ihtimalle Farsça zer (altın) sözcüğüne dayanan; Osmanlı Türkçesindeki sikke-i zer (altın para) terkibiyle ilişkilendirilen bir kelime.