“Para, para, para”
Paragöz biri olarak görünmek istemem. Olsam da görünmek istemem. İlginçtir; insanlar parayı elde etmek —ya da bugünün tabiriyle “bulmak”— uğruna ellerinden geleni yapsalar bile para düşkünü olduklarını kabul etmekten pek hoşlanmazlar. Sanki para önemli değilmiş gibi konuşurlar ama davranışlarının ve kararlarının arkasında para vardır.
Devletlerin ve milletlerin durumu da bundan müstağni değildir. Devletlerin kararlarında para, yani maddi çıkarlar, çoğu zaman baş rolü oynar; fakat bunu tıpkı insanlar gibi açıkça kabul etmezler. Bu güdülerini başka gerekçelerin arkasına saklamaya çalışırlar: güvenlik, ideoloji, medeniyet götürme iddiası ya da ulusal onur gibi kavramlar çoğu zaman bu maddi çıkarların üzerini örten bir perde işlevi görür.
Tarih okumaları bize bu gerçeği sık sık hatırlatır. Haçlı seferleri bir din savaşı değil, doğunun zenginliklerine el koyma seferidir. Deniz aşırı keşifler yalnızca merakın değil, baharatın, altının ve ticaretin peşinden gitmenin de hikâyesidir. Sanayi devrimi sonrasında devletlerin dünyanın dört bir yanına yayılmasının arkasında da çoğu zaman yeni pazarlar ve hammaddeler arayışı vardır.
Kısacası para yalnızca bireylerin hayatında değil, devletlerin ve toplumların tarihinde de güçlü bir rol oynar. Çoğu zaman açıkça dile getirilmese de ekonomik çıkarlar siyasetin ve tarihin sessiz ama etkili aktörlerinden biridir.
Bugün dünyanın gündemini meşgul eden İran-ABD-İsrail gerilimine baktığımızda da benzer bir tablo ile karşılaşırız. ABD ve İsrail, dünya kamuoyuna güvenlik, nükleer silahlar, terörle mücadele ya da bölgesel istikrar gibi gerekçeler sundular. Ancak, onların bu söylemleri gerçek güdülerini örtmeye yönelik söylemlerden ibarettir.
Bu çatışmanın arkasında, yalnızca bölgesel bir hesaplaşma değil, aynı zamanda küresel güç dengelerinin yeniden şekillenmesi vardır. Özellikle son yıllarda giderek belirginleşen ABD ile Çin arasındaki ekonomik ve jeopolitik rekabet, dünyanın farklı bölgelerinde dolaylı mücadeleler şeklinde kendini göstermektedir. Enerji kaynaklarının kontrolü, ticaret yollarının güvenliği ve stratejik bölgelerde nüfuz sahibi olma çabası bu rekabetin en önemli unsurlarından biridir.
Ortadoğu bu mücadelenin kilit sahalarından biridir. Çünkü bu bölge yalnızca petrol ve doğal gaz rezervleriyle değil, aynı zamanda Asya, Avrupa ve Afrika’yı birbirine bağlayan ticaret yollarıyla da büyük güçlerin ilgisini çeker. Bu nedenle bugün İran etrafında yaşanan gerilimleri yalnızca İran, İsrail ya da ABD arasındaki bir güvenlik sorunu olarak görmek eksik bir okumadır. Bu gerilim aynı zamanda dünyanın ekonomik merkezinin yavaş yavaş Asya’ya kaydığı bir dönemde ABD ile Çin arasındaki büyük güç rekabetinin Ortadoğu’daki yansımasıdır.
Son söz olarak devletlerde tıpkı insanlar gibi, kutsal, ahlaki, insani değerlerden bahseder; ama para ve güç için hareket ederler.