Malumattan bilgiye
Bu kelimeler arasındaki ilişki ve farklara girmeden önce, biraz durup kelimelerin nereden geldiğine bakmak istiyorum. Çünkü bir kelimenin kökenini bilmek, onu sadece anlamayı değil, hatırlamayı da kolaylaştırıyor. Kelime, zihinde havada asılı kalmıyor; tutunacak bir yer buluyor. Bu yolla sanki zihnimizde küçük bir klasör açıyor ve kelimeleri birbirine karıştırmadan yerli yerine koyabiliyoruz.(En azından bende öyle oluyor.)
Malumat, köken olarak Arapçadan gelir ve malum kelimesinin çoğuludur. Malum, “bilinen şey” demektir. Ancak malumat, günlük kullanımda daha çok derinliği olmayan; kullanım alanı bulunmayan ya da pratiğe dökülemeyen ham bilgi, hatta bugünkü ifadeyle “veri” anlamında kullanılıyor.
Hatta eskiden, hafif bir küçümseme içeren “malumatfuruşluk” tabiri de tam olarak, birçok konuda ham bilgisi olup da, bunları kullanamayan insanları nitelemek için kullanılan olumsuz bir durum içeren bir kelimeydi.
Bilgi ise, Türkçe bir kelime olup, malumattan farklı olarak, verilerin yani ham bilginin zihinde işlenmiş ve anlam kazanmış halidir. Sadece bilinen değil; kavranan, ilişkilendirilen ve gerektiğinde kullanılabilen bir şeydir.
Bu yüzden bilgi, ezberden çok idrak ister. Parçalar bir araya gelir, bağlam kurulur ve artık veriler işe yarar hale gelir. Malumat bir ürünün girdileri gibidir; bilgi ise ürünün kendisidir.
Tanımlardan da anlaşılacağı üzere, verilerin bilgiye dönüşmesi için ilk önce edinmemiz gereken bilgilerin neler olduğuna karar vermemiz gerekir. Hayatımızda bir karşılığı olmayan bilgileri edinmeye çaba göstermemiz, hayatımıza yani işimize veya sosyal yaşantımıza değer katacak bilgileri edinmemizi engelleyebilir. Nihayetinde insan hayatı sınırlıdır ve yapılacak çok şey vardır.
Neyi bilmenin gerekli, neyi bilmenin gereksiz olduğu her insan için farklılık göstereceğini söylemeye gerek yok zannediyorum. Bu çok sübjektif bir durumdur ve her insan buna kendi karar vermelidir. Belki de öğrenmemiz gereken en önemli şeylerden biri, bu ayrımı yapabilmektir.
Özellikle içinde yaşadığımız çağda, malumat ve bilginin bu kadar hızlı ve erişilebilir olduğu bir dünyada, neyi bilip neyi dışarıda bırakacağımıza karar verebilmek ciddi bir beceri gerektirir. Verilere hatta bilgiye ulaşmak kolaylaşırken, onu seçmek bir o kadar zorlaşmıştır.
Bu beceriyi edinmezsek, yani kullanmayacağımız ya da kullanma ihtimali az olan bilgileri edinirsek, artık bilgiler de tanım gereği malumata dönüşmüştür demektir.
Bilgi, kullanıldığında anlam kazanır; kullanılmadığında ise sadece yer kaplar. Asıl mesele ne kadar bildiğimiz değil, somut durumlarda bildiklerimizi kullanabilmektir. Belki de bilginin gerçek değeri, hayatta kendine bir yer bulabildiği ölçüde ortaya çıkmaktadır.
Modern bilimin temellerini atan düşünürlerden Francis Bacon’ın “bilgi güçtür” sözü bugün hala geçerlidir; ancak bu gücün ortaya çıkması, bilginin seçilmesine, anlamlandırılmasına ve yerli yerinde kullanılmasına bağlıdır.